29 Eylül 2009 Salı

İlk Aile Fotoğraflarımız







Dünkü doktor kontrolünde gördük ki Poyraz bey artık pek minik değil ve kanala girmeye yanaşmıyor bize bakıp kafa sallıyordu dün :) Bu yüzden Perşembe veya Cuma'ya kadar bekleyeceğiz ve eğer kendiliğinden gelmezse Cuma günü kendisini dünyaya davet edeceğiz. Artık doğuma çok az kaldığından sevgiliyle beraber Poyraz karnımdayken ilk aile fotolarımızı çektirdik. Ailecek daha nice fotoğraflarımız olur ileride umarım , seni heyecanla bekliyoruz bebeğim...

28 Eylül 2009 Pazartesi

Hamilelik Süreci

Evet artık bende hamileydim ve çok şaşkındım bugüne kadar okuduğum her şey hamile kalabilmek üzerineydi fakat kaldıktan sonrası hakkında hiçbir bilgim yoktu. Yeni bir işe girmiştim ve doğum iznine ayrılan birinin yerine alınmıştım ilk iş yöneticilerime durumu söyledim klasik bir Türk patron zihniyeti henüz 1 aylık bir eleman olduğum için beni rahatlıkla işten çıkarabilecekken buradaki yöneticilerim bunu yapmadı ve ben şu anda 37.haftamı bitirirken halen çalışmaya devam ettiğim için mutluyum. Çalışmanın aktif olmak , insanların arasına karışmak , az da olsa hareket etmek, evde oturmaktansa bir şeyler üretmek gibi pek çok anlamda hamileliğime katkısı olduğunu düşünüyorum.

Çok şanslıyım ki hayatımda hiç işsiz kalmadım en uzun evde oturduğum dönem ocak sonu 4,5 sene çalıştığım işimden ayrılıp şubat sonu buraya girişim arasında evde geçen 4 haftadır ve bu evde oturma süresiyle ilgili acayip planlar yapmıştım gezecektim, çalışmayan arkadaşlarımla buluşacaktım, güzel yemekler yapacaktım neler neler yapacaktım fakat o 4 haftada iş görüşmeleri dışında evden çıkmadım desem yeridir (belki hamile olduğumdan bana bir yorgunluk ve uyku hali gelmişti o zaman bunu bilmediğimden ben tembelliğe yormuştum)
Eğer hamilelik sürecim evde geçseydi gene tembelliğe alışıp belki çok daha fazla kilo alabilirdim ( 37.hafta sonu itibariyle 14 kg. aldım ) bu yüzden çalıştığım için mutluyum bana pozitif bir etkisi oldu. Gerçi son haftamda sürekli ofiste mi doğuracaksın? , doğurmadın mı daha? gibi sorulara maruz kalmışsam da halimden memnunum.

Hamileliğimi öğrendiğim andan itibaren hep klasik belirtiler olsun diye bekledim nedense hiçbiri olmadı. Klasik bir mide bulantısı, kusma vs. bekledim durdum meğer bunlar kadınların %50’sinde olurmuş ben herkeste olduğunu sanıyordum ve bende olmadığı için paranoyaya kapılıyordum. Ne güzel işte diye sevineceğime niye olmuyor acaba diye üzülüyordum aylık kontrollerde bebeğimin iyi olduğunu öğrendikçe bu konuyu kafaya takmamaya başladım. Evet benim oğlum çok usluydu ve hamileliğim süresince beni hiç üzmedi.

Evet maşallah deyip tahtaya vuruyorum hiçbir klasik hamilelik belirtisi geçirmeden 9 ayı devirdim diyebilirim kısa bir süre sırt ağrılarım oldu ama yoga ile onu hallettim. Hiç aşermedim ve sevgiliye hiç kapris yapamadım :) Bence insan ilk hamileliğinde bunların nasıl duygular olduğunu bilemediğinden yaşasa bile konduramıyor. Aşermek nasıl bir şey hiç anlamadım ben örneğin yalnızca bir gün 2 litre ayran içtiğimi hatırlıyorum o kadar. Anne vücudunda eksik olan şeylere aşerermiş gibi bir şey okumuştum ve ben çocukluğumdan beri kalsiyum eksikliği yaşadım , dişlerim çok güçsüzdür, çocukken sütten nefret ederdim (yavru bu konuda bana çekmez inşallah ) bu yüzden hamileliğimde canım genelde ayran, yoğurt, peynir gibi şeyler çekti her şeye rağmen sütü zorla içtim.

Hamileliğimin en pozitif taraflarından birisi de yaklaşık 10 senedir içtiğim sigarayı bırakmam oldu ilk öğrendiğim anda hemen şak diye sigarayı bıraktım diyemem ama 1-2 hafta azalttıktan sonra yavruyu düşünerek sigarayı bıraktım ve sevgili bu işe çok sevindi. Şu anda artık sonlara yaklaşırken bakıyorum günlük hayatta sigara aklıma bile gelmiyor (belki evde oturuyor olsam daha çok gelirdi ama ofiste hiç aramıyorum) ancak ve ancak arkadaşlarla sahil, kafe, restoran gibi güzel ortamlara gidince çay+sigara, kahve+sigara kombinasyonlarını özlediğim günler oluyor. Ama bunlar da çok nadir ve katlanılabilir durumlar. Hamileyken ve emzirirken sigara içen arkadaşlarım var ve kimseyi kınamıyorum herkesin kendi tercihi fakat bence doğrusu bebeği daha doğmadan kendi seçimi olmadan sigara dumanına maruz bırakmanın bencillik ve haksızlık olduğu. Emzirirken kesinlikle sigara içmeyeceğim ve bir daha hayatım boyunca başlamamak üzere kendimi telkin edip duruyorum , umarım işe yarar. Parklarda bebek arabasıyla bebeğini gezdirirken bir yandan sigara içen ( emzirirken sigara içen kadın bile gördüm ) kadınlar hiç hoşuma gitmiyor ve bence hayat boyu çocuk sizi sigara içerken görmese süper olur.

Dün akşam sevgiliyle konuşuyorduk “ sen bana hiç hamile gibi davranmadın, hiç kapris yapamadım hiç şımaramadım” filan diye şımarıklık yapmaya çalıştım ama yemedi o da bana “ asıl sen hamile gibi davranmadın” dedi. Düşündüm haklıydı top yutmuş gibi sivri bir karnım olması dışında aktif hayatıma devam ettim. Normalde de zaten aktif bir insandım ve hamileliğim süresince daha önce ne yapıyorsam aynen devam ettim.

Bu süreçte bana en çok destek olan kişi eşim oldu diyeceğim sanıyorsanız yanılıyorsunuz :p bebekle ilgili yaptığım hazırlıkların hemen hepsinde yanımda en çok ablam Nesrin oldu (benden yalnızca 20 ay büyük olduğundan kendisine abla diye hitap etmem normalde, burada yazınca garip geldi birden). Kendisi bazen her şeyi abartarak beni bunaltmış olsa bile hakkını ödeyemem her şeyi en ince detayına kadar düşündü ve benimle İstanbul’u çarşı Pazar gezdi. Eşimin ise hamileliğimle ilgili çok büyük desteği oldu diyemem sanırım erkekler bebek doğana kadar kendilerini olayın içine dahil edemiyorlar. Bebeğin hareketlerini hissedip sevinmek, alışverişe giderken bana şoförlük yapmak, tüm doktor kontrollerine gelmek dışında hayatında büyük bir değişiklik olmadı sanırım. Bebek geldikten sonra onun da olaya daha fazla katkısı olacağını umuyorum.

Hem ilk çocuğum olmasından hem de bizi biraz uğraştırdıktan sonra gelmesinden olsa gerek ben hazırlık işlerini biraz abartıp ne gördüysem aldım diyebilirim. Bebeğin odası, eşyaları, giysileri, şekerleri vs. derken çok vakit harcadım ve uğraştım. Fakat bunun yanı sıra yaz ayları 6,7,8. aylara geldiğinden ilk defa eşimle bu sene tatile gidemediğimiz için (uzun süre arabada oturunca belim ağrıdığından ve uçağa binme riskine girmek istemediğim için) her hafta sonumu yazlıkta geçirdim. Arkadaşlarımla sık sık buluştum , yapılan organizasyonların çoğuna katıldım, ben hamileyim şunu da yapmayayım diye sakındığım bir şey olmadı.

Kimilerine geyik gibi gelse de olumlu düşüncenin gücüne de inanıyorum hamile olduğumu öğrendiğim andan itibaren bu bebeğin sağlıkla doğacağına kendimi inandırdım. Madem ki uzun bir yoldan gelip bizim çocuğumuz olmayı seçmişti sonuna kadar benimle olacak ve sağlıklı bir şekilde doğacaktı sürekli bunu düşündüm ve bunun da rahat bir hamilelik geçirmemde katkısı olduğunu düşünüyorum. Hamilelik beni sakinleştirdi , eskiden daha çabuk sinirlenen agresif bir insanken şimdi çok sakinim, heyecanla gün sayıyorum.

Hamileliğimde en çok günler geçmek bilmiyor diye yakındım ,sürekli gün saydım ve biran önce vakit geçsin istedim. Herkes doğurunca hamilelik günlerini özleyeceksin bu günlerin tadını çıkart , bol bol dinlen , uyu vs. dese de bunların hiçbirini yapamadım. Yuva yapma psikolojisi ile evde sürekli bir şeylerle uğraştım, son güne kadar işe gittim, normalde kaçta yatıyorum o saatte yattım , ekstradan uyuyamadım. Belki bundan 1 ay sonra keşke onları dinleseymişim diyeceğim ama bu şekilde bir hamilelik geçirdiğim için mutluyum. Tüm bu hazırlıkları oğlum için yapmaktan zevk alıyorum ve artık iyice ağırlaşmış olsam da hala onun için yeni bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Bebek hazırlıklarım bir sonraki yazıda :)

26 Eylül 2009 Cumartesi

Savaşı Kazananlar :)

www.cocukistiyorum.com sitesinde böyle bir bölüm vardır, aylarca veya yıllarca çeşitli nedenlerden çocuğu olamayan insanlar tedavi veya doğal yollarla hamile kaldıklarında bu köşeye hikayelerini yazarlar. Geçen sene en büyük zevkim buraya yeni eklenen yazıları okumaktı. Nedense her hamile kalan insanla birlikte biz kalamayanların da şansı artıyormuş gibi hissederdim. Forumdaki pek çok arkadaş da aynı şekilde bu yazıları okur ve hepimiz savaşı kazanan için sevinir ve bir gün o bölüme yazı yazacağımız günü beklerdik. Ben şimdi savaşı kazananlar hikayemi buraya yazıyorum :)

Aslında ben FSH, Erken Yumurta Yetmezliği vs. gibi konularda bilgi edinirken ve kendimce kürler uygularken bunu hiç savaş gibi görmedim. Kendimi hep şuna inandırdım “sen elinden geleni yap, sonra dönüp keşke şunu da yapsaydım deme”. Bir önceki yazımda bu işi kafaya takmaktan vazgeçtiğimi söylemiştim aslında insan ne kadar öyle dese de (gene dayanamayıp artık alışkanlık olduğundan herhalde) FSH ölçtürdüm ve FSH 30 çıktı tüm çabalarımla 10’lu değerlere düşen FSH gene yükselmişti , demek ki ben her şeyi boşuna yaptım diye üzüldüğümü hatırlıyorum. O gün değişik bir hastaneye gitmiştik çok tonton bir doktor vardı ultrasonda da yumurta görünmemiş olmasına rağmen çok da ümitsiz konuşup bizi üzmek istememişti. Fakat ben yıkılmıştım onca çaba boşa gitmişti demek hem FSH fırlamıştı hem de yumurta yoktu. Eh dedim artık bu konuyu bir kenara bırakmanın vakti geldi , hem işten ayrılmış yeni bir iş arıyordum , yeni bir iş bul orada biraz çalış ve bu bebek konusunu kafandan çıkar dedim kendi kendime. Derken başka bir iş buldum ve çalışmaya başladım fakat ne zaman ki ben bunu kendi kafamda söyledim o ay hamile kalmışım :)

Evet doktorlara göre belki imkansız ama FSH 30 ile hamile kalmıştım ve o ay ultrasonda yumurta da yoktu ( bu yüzden uzunca süre bebeğe sürpriz yumurta dedim). Bunu bana daha önce çocuğun olmaz diyen doktorlara söylediğimde “ her kadın vücudu birbirinden farklıdır, kiminin yumurtası 3.gün oluşmaya başlarken, kiminin daha geç oluşur” “ zaten tıp matematik gibi bir bilim değildir iki kere iki illa da dört etmez” , “ bazen genç hastalarımızda böyle mucizeler olabiliyor” gibi cevaplar verdiler. Eee hani bugüne kadar çizdiğiniz o karamsar tablolar? hani FSH 30 iken bir kadın bırakın hamile kalmayı adet bile olamazdı? . Evet doktorlar belki de genelden bahsediyor ve insanlara boşuna ümit vermek istemiyor bunu anlıyorum ama en azından böyle bir olasılık da olduğunu söyleseler olmaz mı? Yerli ve yabancı kaynaklardan ben kendiminkine benzer pek çok örnek hikaye okudum. Ben belki şanslıyım ve bu kaynaklara ulaşabiliyorum ve bunları öğrenebiliyorum ama eminim benim kadar araştırma imkanı olmayan ve doktorlar ne derse inandığı için boşu boşuna ( sırf birileri daha fazla para kazansın diye belki) tüp bebek yaptıran yada çocuğu olamayacağına inanıp tüp bebeğe de parası olmadığından kahrolan kim bilir ne çok kadın vardır memlekette?

Hamile olduğumu öğrendiğimde bir yandan çok mutluydum (hatta biraz şoka girdiğimden o gün çok da sevinemedim açıkçası) bir yandan da içimden doktorlara karşı çok öfkeliydim. Neden insanlara böyle bir olasılık da olduğunu söylemiyorlar deyip duruyordum sürekli içimden. Sonra içimdeki bu öfkeden arındım ne de olsa artık amacıma ulaşmıştım ve sonunda bende hamileydim  Şimdi o uğruna çok gözyaşı döktüğüm bebeğimin gelişi için gün sayıyorum ve yaşananlara bakıp keşke kendimi bu kadar yıpratmasaydım diyorum ama sanırım insanın elinde değil. Bu yazıyı okuyup aynı durumda olanlar varsa ve imkanları da varsa bu dönemlerden geçerken kesinlikle psikolojik destek almalarını öneririm çünkü insan bu konuyu en yakınıyla bile konuşmak istemiyor nedense ve içini döktüğü platformlar ancak forumlar olabiliyor canlı bir insana dert anlatmak daha mantıklı olabilir. Erkekler bu konuda çok daha rahat olabiliyorken biliyorken kadınlar bu konuda çok ama çok hassas. Bu yüzden toplumdaki birkaç yıllık evli insanlara sürekli “ hadi artık çocuk yapın” “niye yapmıyorsunuz ama canım?” gibi sorular soran insanlara da sinir oluyorum belki yapamıyorlar kardeşim olamaz mı böyle bir ihtimal?

Hamile olduğumu öğrendiğim andan itibaren bebeğin erkek olacağını hissetmiştim nasıl bir duygu bilmiyorum ama içime doğmuştu diyelim ve 22.Nisan.2009’da minik yavru henüz 18 haftalıkken kesinleşti evet bir oğlumuz olacaktı. Doğrusu o aşamada benim için cinsiyeti çok da önemli değildi , kendimi bebeğin sağlıklı bir şekilde doğmasına odakladım.

Şimdi her gün bize bu mucizeyi verdiği için Allah’a şükrediyorum , yaptıklarımı yapmasam gene de hamile kalır mıydım? Veya yaptıklarımın bir faydası oldu mu ? o kadar şey yaptım gene başladığım noktaya FSH 30 noktasına geri döndüm bu durumda yaptıklarım boşa mı gitti? Bu soruların cevaplarını bilmiyorum hiçbir zaman da bilemeyeceğim ama bunları yapmasam mutlu olamazdım hiçbir işe yaramamış bile olsa şimdi ben elimden geleni yaptım diyorum umarım yavrumun gelişine bir katkım olmuştur. Ayrıca başka bir yazının konusunu “Nasıl bir Anne Olmayacağım?” olarak belirledim buradaki en önemli madde herhalde şu olacak ileride çocuğa bak ben senin için nelere katlandım , ne çabalar verdim diye ziv ziv başının etini yemeyeceğim. (Oğlum, ileride bu blogu okursan ve bunu yapıyorsam bana hatırlatırsın :)) Çünkü mantıken çocuk istemedi ki senin çocuğun olmayı sen tutturdun ille de çocuğum olsun diye onun başına kakacak bir durum yok yani ortada.

İnşallah gün gelir ve bizim çocuğumuz olduğun için sende mutlu olursun yavru kuş çünkü biz sana kavuşacağımız için çok mutluyuz :)

25 Eylül 2009 Cuma

FSH, POF Tamam da Peki Ya Duygularımız??

FHS, POF derken infertilite (kısırlık) ile ilgili o kadar çok şey okudum ve o kadar çok örnek gördüm ki; yıllarca uğraşmasına bu uğurda maddi manevi her şeyini harcamasına rağmen halen bebek sahibi olamayanlar , onlarca sefer tüp bebek deneyenler, hiç yumurtası veya spermi olmadığından Kıbrıs’taki merkezlerin yollarına düşüp donörle hamile kalmaya çalışanlar ve gene de başarılı olamayıp her şeye rağmen tekrar tekrar deneyenler.

Şimdi artık karnı burnunda bir insan olarak ahkam kesmem daha kolay gibi duruyor ama dönüp o günlere baktığımda hep acaba insan neden bu konuyu bu kadar çok takıyor diye düşünüyorum. İşin duygusal boyutu nedir?

Bir kere üremeyi seven bir toplumuz ve toplumsal dayatmalar oku, erkeksen askere git , dön iş bul evlen kadınsan oku, iş bul veya bulma ama mutlaka evlen (aman sakın evde kalma) sonra da çocuk yap şeklinde. Bir şekilde insanların evlenip çocuk yapması bekleniyor ve biz daha doğduğumuz andan itibaren bu mesajlarla büyüyoruz çocukken bile evcilik oynarken biz anne rolüne soyunuyoruz bilinç altımızda biliyoruz ki bir gün gelecek ve biz anne olacağız. Annelik kutsal, cennet annelerin ayakları altındadır gibi cümleleri sık sık duyuyoruz ve bu bize çok doğal geliyor evet gün gelecek herkes gibi bizde evleneceğiz ve canımız isteyince de hop diye bir çocuğumuz olacak. Bu o kadar doğal bir döngü gibi işleniyor ki beyinlere bunun aksi bir durum olduğunda insan önce küçük çaplı bir şok geçiriyor. Belki Avrupa’da olsak bu kadar önemsenmeyecek bu durum; adamların nüfusu giderek yaşlanıyor ve buna rağmen genç çiftler bile bebek yapmak, üremek istemiyorlar hayatta farklı ideallere sarılıyorlar illa ki çoğalmalıyız diye düşünmüyorlar ; Türkiye’de ise bu durum çok abartılıyor doğuramıyorsan kadın değilsin gibi bir yaklaşım bile var Doğu’da. İstanbul gibi büyük kentlerde belki durum farklı fakat bilinç altında insan kendini nedense yarım hissediyor.

Düşünüyorsun dünyada bu kadar milyon kadın gayet doğal bir şekilde doğuruyor bu Allahın kadınlara sunduğu bir lütuf ve sen buna sahip değilsin yada o anda öyle düşünüyorsun. İnsan pek çok hastalığa yakalanınca ilk sorusu “neden ben” olurmuş bende de öyle olmuştu neden ben? Ananem 9 tane doğurmuş, annem 4 tane doğurmuş gayet doğurgan bir aileyiz peki ben neden doğuramıyorum? Aslında Erken Yumurta Yetmezliği erken menopozun da göstergesi diyor doktorlar yani onlara göre şu anda adet oluyorsan bile fazla sevinme üç vakte kalmaz o da kesilir menopoza giriverirsin. Aile geçmişin sorgulanıyor ailede erken menopoza giren var mı bakıyorum evet var 32,40,45 yaşlarında menopoza giren kadınlar var sülalede gözleri parlıyor doktorun “ heh işte bak gördün mü genetik, sülalede var sizin senin de menopoza girmen yakındır” Bunlar nasıl yaklaşımlardır anlamıyorum bu hastanın psikolojisi, duygu dünyası nasıl oluyor da hiç dikkate alınmıyor her şey çok normalmiş gibi söyleniveriyor.

İnsan bazen öyle bir noktaya geliyor ki tüh yaa keşke hemen evlenseydik ve çocuk yapsaydık bak daha gençken yumurta vardı belki de şeklinde. Oysa ki belki o zaman da bu hastalık vardı bilmiyoruz, bilemeyiz ama insan hep sığınacak bir dal arıyor. İnsan denedikçe ve olmadıkça daha da çok istiyor, kendini kadın gibi hissetmiyor, eşin ne kadar sana destek olsa da içinden kurdukça kuruyorsun “yok canım benim yüzümden adamcağız niye çocuksuz kalsın en iyisi ayrılalım biz” noktasına bile getirebiliyorsun işi. O ne kadar sana “ önemli değil hayatım çocuğumuz olmasa da olur ben seni seviyorum” dese de aslında seni teselli etmek için öyle söylediğini hiç de öyle düşünmediğini düşünüyorsun.

Şimdi bakıyorum çocuk büyütmek gerçekten zor ve uzun bir yol gibi geliyor başka bir canlı için kendi hayatından taviz vermen gerekiyor , onun için türlü fedakarlıklar yapman gerekiyor ama buna rağmen insan gene de çok istiyor. Bu “çok istemek” acaba o zaman olmadığından mı yoksa insan gerçekten çok mu istiyor onu kestirmek bile zor. Ben çocukları çok seviyorum ve hep bir çocuk yapmayı düşünmüşümdür ama o zamanlar keşke bu kadar kafaya takmasaydım diyorum ben kafaya taktıkça stres yaptıkça hormonlar bozuldu , vücut düzeni bozuldu diye düşünüyorum. Şimdi çocuk yapmaya çalışan birileriyle konuşunca çok klasik olan şu cümleyi kuruyorum “ aman lütfen kafayı bu konuyla bozmayın, çok fazla takmayın” fakat aslında bu söylemesi çok kolay yapması çok zor olan bir cümle. Ben kendim zamanında bunu yapabildim mi diye düşünüyorum uzunca bir süre yapamadım hep bu konuyla yattım, kalktım, eşimi bunalttım, sürekli ağladım, depresif bir insan oldum ki bu işime de yansıdı haliyle, kendi kendimi mutsuz edip durdum. Bir yandan bir şeyler yapmaya çalışırken bir yandan da hep hiçbir zaman olamayabileceği ihtimalini göz önünde tutup o ihtimali düşünüp daha çok üzüldüm. Peki şimdi insanlara neden kafaya takmayın diyorum çünkü ben kafaya takmaktan vazgeçince hamile kaldım :) Herkesin doğum hikayesi vardır, benim bu kadar olaydan sonra birde hamile kalış hikayem var ki bana bir mucize gibi geliyor, bir sonraki yazımda :)

Not: Bu sabahki doktor kontrolünde de gördük ki bizim minik kuş miniklikten çıkmış şu anda 3.900 olmuş bile ve bu gidişle normal doğum zor görünüyor , Pazartesi karar vereceğiz hakkımızda hayırlısı...

24 Eylül 2009 Perşembe

Aldım, Verdim, FSH'ı Yendim :)

ÖNEMLİ NOT : Bu blog aslında oğlumla ilgili olmasına rağmen FSH ile ilgili konuları özellikle yazıyorum. Türk milleti okumayı çok da sevmediğinden yalnızca başlıklara bakıp vahh yazık o kadar uğraşmış tedaviyle hamile kalmış diyen eş dost da mutlaka olacaktır (ki bunlar benim hiç umurumda değil) benim bunları yazma nedenim şu anda benimle aynı duyguları yaşayan insanların umutsuzluğa kapılmamalarını sağlamak. Şu anda kendi çevremde bile çocuk sahibi olmaya çalışan ve başaramayan 4-5 çift tanıyorum artık maalesef bu çok yaygınlaşmaya başladı ve bunlar birer hastalık olduğundan utanıp sıkılacak bir şey de yok. Ben bunları yazıyorum ki internet okyanusunda bir şekilde buraya düşen aynı dertten muzdarip olan insanlara bir umut olsun.

UYARI : BEN DOKTOR DEĞİLİM YAZDIKLARIM TAMAMEN KENDİ KİŞİSEL ÇIKARIMLARIMDIR VE YALNIZCA BENİ BAĞLAR. BEN DE BUNLARI YAPAYIM HEMEN HAMİLE KALAYIM DİYE DÜŞÜNEN ARKADAŞLAR VARSA YANILIRLAR BUNLAR BENDE İŞE YARADI DİYE BİR BAŞKA KADIN VÜCUDUNDA DA İŞE YARAYACAK DİYE BİR KURAL YOKTUR. UYGULAMAYA KARAR VERENLERE BAŞARILAR VE BOL ŞANS DİLERİM, OTURUP HİÇBİR ŞEY YAPMAYIP ÜZÜLMEKTEN İYİDİR AMA İŞE YARAMAYABİLİR DE O ZAMAN SİZ DE KENDİ VÜCUDUNUZU DİNLEYİP KENDİNİZE GÖRE PROGRAMLAR OLUŞTURMALISINIZ.

Bulabileceğim her bilgi kırıntısını okuyup hatmettikten sonra kılıçları kuşanmış savaşa hazırdım. Forumlarda o kadar ama o kadar çok yapılacak ve denenecek şey vardı ki hangisinden başlasam bilmiyordum fakat ben programı basit ve uygulanabilir kılmaya çalıştım. Hem çalıştığım için tüm diyete uymam zaten mümkün değildi hem de çok katı bir program yaparsam en fazla 1-2 haftada sıkılıp bırakacağımı biliyordum.

Cocuk İstiyorum forumunda Açık Kürsü’nün altında “3 AYLIK KÜRLE HAMİLELİĞİE HAZIRLIK “ diye bir başlık açılmıştı. Kulakları çınlasın Metkav rumuzlu arkadaş bu konuda çok fazla bilgi derleyip toplamış ve bu programı uygulamaya açmıştı. Benim de programımın temelini onunu yazdıkları (kendime göre eklemeler ve çıkarmalarla) oluşturdu diyebilirim.

Bu küre başlamadan önce ilk araştırmalarımda “Hayıt Tohumu”nun kesin olarak FSH’ı düşürdüğüne dair yazılar okumuş ilk iş olarak bu tohumdan almıştım. Bunları kevgirde kırıp iyice toz haline getirip, her akşam taze olarak çaydanlıkta 5 dk. Kadar demleyip bir fincan içtim. Tadı çok acı hatta iğrençti diyebilirim ama gerçekten söylendiği gibi FSH’ı düşürmüştü FSH bir sonraki ayda 10’lu değerlere düşmüştü. Fakat yalnızca FSH’ın düşmesi hiçbir anlam ifade etmiyordu aynı zamanda ultrasonda da yumurta görünmesi gerekiyordu.

Hayıt tohumumu içmeye devam ederken bir yandan da acaba fiziksel bir sorun var mıdır diye düşündüğümden rahim filmi çektirmeye karar verdim. (Dikkatinizi çekerim kendi kendime karar verdim çünkü doktorlara göre sizin zaten FSH’nız yüksek dolayısıyla başka bir şeye bakmaya gerek yok, aşılama veya tüp bebeğe karar verilirse o zaman rahim filmi mutlaka isteniyor ama ondan önce doktor bir rahim filmi çektirelim de bakalım ya tüpler tıkalıysa demiyor onlara göre sizin zaten kafadan yumurtanız yok, tüpe filan bakmaya gerek yok)
Ben kendi kendime bu kararı verdikten sonra bunu anestezi olmadan yaptıramayacağıma da kanaat getirmiştim okuduklarımdan bunun çok acılı bir işlem olduğunu anladım. Hiç narkoz almadan rahim filmi çektiren cesur kadınları tebrik ediyorum ama açıkçası ben cesaret edemedim ve narkozla filmi çektirdim , çok şükür ki temiz çıktı yani tüplerde bir sorun yoktu olur da bir yumurta oluşursa önü açıktı istediği yere gidebilirdi J Rahim filmiyle ilgili kısa bir not bu filmi çekerken rahimden içeri çok şiddetli bir basınçla su veriyorlar su eğer tüpleri geçmişse tüplerin açık olduğunu anlıyorlar. Bazı hekimlere göre rahim filmi çekilirken eğer tüplerde en ufak bir tıkanma, yapışıklık vs. varsa bunlar da açıldığından bunun hamile kalmaya etkisi de oluyormuş filmi çektirdikten ortalama 3 ay sonra kendiliğinden hamile kalanlarda oluyormuş tıpkı benim gibi J tabii bu bilimsel bir araştırmamıdır bilemem ben doktorların yalancısıyım fakat bunu çektirmenin bilinen bir zararı olmadığına göre çektirmekte fayda görüyorum ben.

Filmi de çektirip fiziksel bir sorun olmadığına emin olduktan sonra kürüme başladım. Peki ben neler yaptım.?
1- Her sabah kalkınca 1 kaşık arı sütü bal polen karışımı yedim.
2- Sabah kahvaltısında 1 dilim kepek ekmeği, domates, salatalık çok çok az peynir bir dilim ekmek üzerinde bal (oldukça pahalı şifalı olduğu söylenen bir bal aldım) üzerine bol bol çörek otu serpip yedim. (bu arada çocukluğumdan beri baldan nefret ederim)
3- Sabah erkenden kalkıp bitki çayımı her sabah taze demledim. Bir karışım yaptım arslan pençesi, civanperçemi, içine tadını yumuşatması için çok az papatya ve melisa koydum bu demlediğim çayı bir termosa koyup ofise götürdüm ve günde 3 defa bu çaydan içtim.
4- Öğle yemeklerinde yalnızca çorba ve işyerinde çıktıysa bir sebze yemeği yada salata yedim.
5- Her gün yanımda bir poşet kuru kayısı,ceviz,kuru üzüm, kuru dut götürüp atıştırmalık olarak öğleden sonra onları yedim.
6- Her öğle yemeğinden sonra bir bebe aspirini içtim.
7- Akşam yemeklerinde mutlaka yeşil sebze yemeği yedim ve yemeklere bir çay kaşığı safran ekledim.
8- Solgarın multivitaminini aldım ve hergün içtim.
9- Haftada 1 defa akapunktura gittim. Dr.Kaya Özkuş'a bunun da faydası olduğuna inanıyorum. ABD’li ve Çinli bilim insanlarına göre akapunkturun bu işte etkisi çok büyük.
10- Çok fazla spor yapamadım haftada bir iki defa yürüyüş yaptım. Normalde bu kürde her gün 30-45 dk. yürüyüş öneriliyor.
11- Gece yatmadan önce hayıt tohumun ezilmiş halinden bir fincan çay yapıp içtim.
12- Bu sürede neredeyse hiç hayvansal gıda yemedim et,süt, yumurta vs. tüketmedim tatlıdan çok zor uzak durdum çünkü çok severim onun yerine akşamları meyve yedim armut, elma veya muz.
13- Ama bence hamile kalmamdaki en büyük etken stresten uzaklaşmam oldu işim çok stresliydi 24 aralıkta istifa ettim ve stresten kurtulduktan yalnızca birkaç hafta sonra hamile kalmışım. Hep diyoruz stresin hormonlar üzerinde etkisi çok büyük diye ben bunun canlı bir örneğiyim gerçekten ne zaman kafamı boşalttım rahatladım o zaman geldi oğlum.

Bu konuda o kadar çok değişik reçete, kür, diyet vs. internette dolaşıyor ki benim yaptıklarım devede kulak bile kalabilir herkes kendince kendine uygun olduğunu düşündüğü şeyleri uygulamalı ve bunları uygularken en önemli şey moral. Yani insan öyle bir ruh hali içinde olmalı ki hem “evet bunları yapıyorum ve hamile kalacağım” diye kendini inandırmalı hem de “bunları yapıyorum ama hamile kalamayabilirim de, bu da bir olasılık” diye kendini telkin etmeli. Bu iki duyguyu birden yaşamak gerçekten çok zor ve bu yolda olan herkese sabır ve başarı dilerim.

23 Eylül 2009 Çarşamba

FSH ile Mücadele

Bayramı da doğurmadan atlattıktan sonra FSH yazı dizime devam ediyorum, iyi bir doktor bulup folikül takibi yaptırmaya başladıktan sonra bir yandan da internette FSH ile ilgili ne bulursam okumaya başladım ve gördüm ki bu dertten muzdarip birçok insan var. Yerli forumlarda sürekli bitkiler, macunlar, diyet listeleri uçuşuyor FSH’ı düşürmek için. Yabancı sitelerde gene keza öyle bitkilerin ve akapunkturun gücünden bahsediliyor FSH’ı düşürmek mümkün deniyor.

Türkiye’de hekimlerin yüksek FSH’lı hastalarla ilgili kanıları üç aşağı beş yukarı aynı “istediğiniz kadar kocakarı ilacı yapın, için FSH bir kere yüksek çıkmışsa bir daha düşmez bu yüzden tüp bebek öneririm” fakat tüp bebek kliniklerine başvurunca da başka bir sorunla karşılaşıyor insan isim yapmış özel hastaneler ve meşhur tüp bebek merkezleri sizin hormon sonuçlarınıza bakıyor “ FSH’ınız çok yüksek bu değerle sizi tedaviye alamayız, siz şimdi gidin testi yaptırmaya devam edin FSH 15 in altına düşerse hele de 10 civarı çıkarsa buyurun bekleriz” yani resmen kendilerini garantiye almak istiyorlar. Ama nedense hiçbiri FSH’ı nasıl düşürebileceğiniz ile ilgili size bilgi vermiyor yalnızca bir iki cümle ile nazikçe sizi reddediyorlar.

Bu tüp bebek merkezleri de ayrı bir konu aslında bir yandan dünya kadar para alıyorlar öte yandan onlar için her şey sayılardan ibaret. Hormon sonuçlarınız kaç, kaç mg ilaç verilecek, kaç folikül oluştu, kaç yumurta olacak, kaç embriyo oluşacak vs. bu kadar rakamın arasında hastaların psikolojisi ile ne kadar ilgileniyor tartışılır. Birde bu kadar yüksek ücretler alan merkezler kendilerini riske atıp şans görmedikleri hasta ile uğraşmak istemiyorlar. Amerika’da “going home with a baby” diye tabir edilen bir oran var yani eve bebek götürme oranı siz de bir tüp bebek merkezine gidince ilk iş başarı oranlarını soruyorsunuz. Yani kaç kişiye uygulandı kaçı hamile kaldı en çok duymak istediğiniz de yüksek başarı oranları adamlar da haklı olarak yüksek FSH’lı bir hastayı tedaviye alıp başarı oranlarını düşürmek istemiyorlar çünkü özünde size şans vermiyorlar.

Benim bu süreçte forumlarını en sık ziyaret ettiğim site www.cocukistiyorum.com oldu gerçekten bu işi ticarete dökmeyip profesyonel anlamda insanlara yardım etmeye çalışan bir dernek. 15 yıl uğraşıp sonunda yavrusuna kavuşan bir anne tarafından kurulmuş ve bu camiada gerçekten çok ciddiye alınıyor forumlarında pek çok ünlü doktora soru sorma şansınız oluyor, bir çok ilde seminerler düzenliyorlar. Cüzi bir aidatla derneğe üye olanlar pek çok hastane ve klinikte %50 lere varan indirimlerden yararlanabiliyor. Ben derneğe üye olmadım fakat forumlarını hatmettim desem yeridir.

Aslında oturup ağlayarak FSH’ın düşmesini beklemektense bir şeyler yapmaya karar vermemde bu site sayesinde olmuştur. İlk şoku atlatıp doktorlara gitmeye başladıktan sonra yeni bir terimle daha tanıştım. POF yani Premature Ovarian Failure Türkçe meali Erken Yumurta Yetmezliği. Allahım dedim nedir bu 3 harfli garip tıbbi terimlerden çektiğim. Eğer FSH’nız çok yüksekse ve buna rağmen adet oluyorsunuz doktor size damgayı yapıştırıyor “sizde POF var hanımefendi” nasıl yani ya FSH’ı yeni öğrendik, hazmettik bu POF’da nedir diyene kadar doktor öyle bir anlatıyor ki tüm bebek hayalleriniz poffff diye suya düşüveriyor. ABD’de bu işin derneği var ciddi ciddi POF’lu insanlar toplanıp dertleşiyor çözümler bulmaya çalışıyor filan. Bizdeki hekimlerin anlattığı şekliyle POF yani Erken Yumurta Yetmezliği ise erken yaşta ( 18 yaşında bile bu hastalığa yakalananlar var) vücudun yumurtaları tüketmiş olması ve artık üretmiyor oluşu.

POF’u da öğrenelim bakalım nasıl bir şeymiş derken www.cocukistiyorum.com ile tanıştım bu sitenin forumlarında her konunun ayrı ayrı işlendiği bölümler var bende o andan itibaren “Erken Yumurta Yetmezliği” forumun bir üyesi olmuştum ve sürekli geçmişten başlayarak yazılanları okuyor kendimce çıkarımlar yapıyordum. Fakat neticede burası bir forumdu ve bu hastalığı yaşayan insanlar tarafından yazılıyordu bu konuda daha bilimsel şeyler okumak istediğimde Türkçe kaynakların yetersizliği ile tanıştım. Sadece bu konuda bile İngilizce’de sınırsız kaynaklar varken Türkçe’deki kitap sayısı bir elin parmaklarını geçmiyordu. İngilizce bildiğime sevinip hemen amazon’dan bu konunun duayeni diye bilinen insanların kitaplarını sipariş ettim. Aşağıdaki kitapları satır satır ikişer kez okudum ve kendime bir program yapmaya karar verdim. Bu kitaplarda işin bilimsel yönü anlatılıyor fakat bir yandan da FSH’ı yenmeyi başarmış kadınların başarı öykülerine yer veriliyordu. Neler neler yoktu ki Geleneksel Çin Tıbbı, bitki karışımları, akapunkturda kullanılması gereken sinir noktaları, beslenme diyetleri , egzersiz programları…

Kısaca bu kitaplar şunu diyordu “ Bir kadının vücudu genç yaşta yumurta üretmeyi durdurmuşsa bunun bir nedeni vardır , size düşen bu nedeni bulmaya çalışmak ve bu bozulan düzeni yeniden çalışır hale getirmektir.” Evet düşününce bana da mantıklı geliyordu nasıl olmuştu da vücut birden bire yumurta üretmeyi kesmişti? Mutlaka bir şeyler olmuştu ama Türkiye’de nedense hiçbir doktor bunu araştırmaya çalışmıyor onun yerine sizi kabul edecek bir tüp bebek merkezi bulmanızı öneririm deyip geçiştiriyordu. ( Burada işini gerçekten iyi yapan hekimleri kastetmiyorum onlardan da vardır mutlaka yalnızca gördüklerimden bahsediyorum ben) Nitekim benimle aylarca yumurta takibi yapan doktorum bile sonunda “bu şekilde bir yere varamayacağız sende boşuna kendini yıpratmış oluyorsun gel seninle tüp bebek deneyelim” demişti.

Fakat ben okuduğum kitaplar ve forumlardaki bilgileri harmanlayıp kendime bir program oluşturdum direk olarak tüp bebek denemenin bu sorunun çaresi olacağını inanmıyordum. FSH değerlerim bir ay 30 sonra 2.40 sonra 10 bir dahaki ay 25 çıkıyordu düzensiz bir grafiği vardı yani bu sürekli değişen bir değerdi ve değişmesinin mutlaka bir nedeni olmalı diye düşünüyordum. Bu arada bu konu pek çok firma için çok karlı bir sektör haline dönüşmüş Türkiye’de bunu gördüm zaten umutsuz olan insanlar her buldukları çare olacağını düşündükleri şeye saldırıyorlar ve maalesef insanların umutlarını sömürüp üzerinden para kazanan çok tüccar var ortalıkta bu yüzden alınacak bitkiler, uygulanacak kürler vs. hepsinin doğal olmasına dikkat ettim. Örneğin neredeyse her gün bir sabah programına çıkan, kitap satışlarından bir servet edinen çok ünlü bitkilerle tedavi uzmanının daha sizin derdinizi dinlemeden kısırlık mı tamam hemen gönderiyorum bitki kürünü diye doğadan topladığı ve yüzlerce liraya sattığı bitki kürlerinden satın almadım, kendi bitkilerimi aktardan alıp kendim kaynattım.Ben neler yaptım da FSH’ı yendim bir sonraki yazımda :)

21 Eylül 2009 Pazartesi

Bayram Sevinci ?


*** Poyraz'ın ilk bayram şekerleri ve harçlığı :) ***

Yavrunun karnımdaki ilk bayramı bir dahaki bayramda Allah kısmet ederse 2 aylık koca bir bebek olacak :) Ben 29 yaşındayım ve biraz klasik olacak ama benim çocukluğumdaki bayramlar bile şimdikinden çok farklıydı. İşte o herkesin özlemle anlattığı (madem herkes bu kadar özlüyor o bayramları nasıl oluyor da her şey bu kadar dejenere olabiliyor toplumda onu da anlamış değilim) bayramları oğlum da en azından okusun diye bu konuda yazmaya karar verdim.

Öncelikle ben bayramları hiç sevmem bayram benim için hep bir burukluktur , babamı 1988 yılında bir trafik kazasında kaybettik ve o günden sonra hiçbir bayram nedense içimi sevinçle kaplamadı. (Evet yavru kuş dedenle tanışmanı çok isterdim aslında ama bu mümkün olmayacağından sana en azından onun resimlerini göstereceğim ve onu anlatacağım, hoş ben kendim 8 yaşındaydım ne kadar anım olabilir? Bende dinlediklerimden tanıyorum babamı, sana da dinlediklerimi anlatacağım). Bizim evde bayram sabahlarının ilk ziyaret mekanı mezarlık olduğundan küçüklüğümden beri sevmiyorum bayramları.

Artık değişen dünyada zaten gençlere her şey angarya gibi geliyor gidip büyüklerin elini öpmek bile bir mesele ve hattan bizden sonraki kuşağa göre saçma bir gelenek. Oysaki bu gelenekleri sürdürmek gerektiğine inanıyorum. Zaten herkes bir hayat koşuşturması içinde ve akrabalar birbirini ne sıklıkla görüyor. Bayramlarda bile bu ziyaretleri angarya görmek bana saçma geliyor oğlumu da bu şekilde yetiştirmek isterim (babasının zıttı olması için dua edeceğim).

Bizde bayramlar mezarlık ziyaretiyle başlar, ben evlendikten sonra ilk önce annemde kahvaltı sonra mezarlık sonra anane ziyaretine dönüştü. Anane, 5 dayı ve 1 teyze aynı aparmanda oturduğundan gitmişken herkesi görmek gibi bir avantajı var gerçi her eve tek tek girsen baya vakit geçmiş oluyor :) Daha sonra o günün akşamı veya bayramın 2.günü kayınpeder ziyareti orada akşam yemeği , amca, sevgilinin dayısı ,teyzesi derken büyüklere gidilir , sohbet edilir ve sürekli bir şeyler yenir.

Biz çocukken annem bize bayramın 3 günü için 3 ayrı kıyafet ve yeni ayakkabı alırdı ve bayramın belki de en sevdiğimiz yanı buydu. Ayrıca bir sürü şeker yerdik, ve biz çocukken henüz Avrupa Birliği gündemde olmadığından toplu kurban kesme yerleri yoktu komşular aldıkları kurbanı arka bahçedeki ağaçlara bağlar biz gider gelir koyunları ve koçları severdik. Daha sonra da korkmadan o hayvanların kesilişini izlerdik ( şimdi düşünüyorum da çocuğuma bunu izletmem ama biz bacak kadar boyumuzla önce hayvan kesilecek diye üzülsek de sonra pür dikkat kesiliş anını izler alnımıza da bir parmak kan sürülmesine ses çıkarmazdık).
Şimdi tabii ki daha temiz ve özenli oldu bu kurban kesme işi ama bizim zamanımızda (birden çok yaşlı hissettim kendimi) o hayvanları günlerce sevmek bile ayrı bir zevkti.

Biz bayramda bütün apartmanı gezip el öper, şeker toplardık. Şimdi düşünüyorum ben kendim oturduğum apartmanda kimseyi tanımazken çocuğa git sen tanımadığın insanların elini öp onlar da sana şeker verecek der miyim? Komşulukla birlikte çocukların bayram eğlenceleri de öldü sanırım. Bayramda bize herkes harçlık verdiğinden bayramın 2. ve 3.günü hepimiz sokaklara dökülür o kadar parayla ne yapacağımızı bilemezdik. Şevket Amca sokaktan geçerse leblebi tozu, akide şekeri , mevsime göre dondurma alırdık hepimizin bir sürü parası olurdu ve bu bizi mutlu etmeye yeterdi.

Bunları alt alta yazınca düşündüm de acaba şimdiki çocukların nasıl bayram anıları var? Hatta benim çocuğumun nasıl anıları olacak? Anıları çok önemsiyorum , bence insan yaşadıklarından ibaret çocuğumun güzel anıları olsun isterim bu yüzden bayramları yaşatmak lazım. Büyük şehirde yaşayan kentli ana babalar artık bayramı tatil yapmak için bir fırsat olarak görüyor ve herkes kendi bütçesini göre soluğu yurtiçi veya yurtdışı bir gezide buluyor , tamam ben gezmeyi çok seven bir insanım ama buna rağmen bayramda gezme taraftarı değilim. Bayramları yaşatmak için elimizden geleni yapmalı ve çocuklarımıza miras bırakmalıyız. Yoksa çocuklar bayram : tatil gibi bir mantıkla büyüyecekler ki bayramların varoluş amacı bu değil bizim toplum olarak saptırış şeklimiz bu. Bayramlar yüzyıllardır neden varolduysa bugün ve gelecekte de gene insanları bir araya getirmeli, büyük sofralar kurulmalı, eller öpülmeli, küçük çocuklar özenle giydirilmeli , onlara şeker , harçlık verilmeli ki bu gelenek de devam etmeli.
Biz bu bayramda yukarıda yazdıklarımı yaptık anne evinde kahvaltı, mezarlıkta babayı ziyaret, dayılar teyzeler, kayınpederi ziyaret. Poyraz herkesi daha karnımdayken ziyaret etti , bayramlarını kutladı bir dahaki bayrama henüz minicik olacağından bu kadar gezermiyiz bilmiyorum şimdiden herkesin elini öptü :)

18 Eylül 2009 Cuma

37.Bitti Oleyyy :)



Evet 37.hafta bitti ve ben bugün doğum iznine ayrılıyorum. İşimi ve buradaki arkadaşları seviyorum ama işin doğrusu ağırlık arttıkça işe gelmek zor gelmeye başlamıştı. Artık evde dinlenip beklemeye devam edeceğim. Sabah doktora gittik Poyraz son hızla büyümeye devam ediyor. 3.400 olmuş bile ve doktora göre irice bir bebek olacak. Tabii bu iri yavruyu nasıl normal doğuracağım bilemiyorum. Ben hep normal doğum olacakmış gibi kendimi hazırlıyorum artık son dakika bir değişiklik olursa kısmet diyeceğim. Bugün hastane odalarına da baktık, hastane neler veriyor neleri biz götüreceğiz vs. bir denetim yaptık büyük teyzeyle beraber. İş göremez raporunu da alıp ofise döndüm ve ofisteki son saatlerimi geçiriyorum. Eski stresli işyerinden sonra burası bana çok huzurlu geldi ve rahat bir hamilelik dönemi geçirdim.

"Çocuk da yaparım , kariyer de" ne kadar doğru bir laf bunu doğum izni bitince düşünüp bakacağız artık. Şimdilik hoşçakal ofis hayatı, telefonlar, fakslar, emailler, toplantılar. Artık gelsin bebek bezleri, süt verme seansları, banyo sefaları , gezdirmeler, gaz çıkarmalar :)


Ofisteki son günden birkaç kare ...













17 Eylül 2009 Perşembe

FSH ile Tanışma

FSH’ı ilk defa şu cümle içinde duydum “ FSH’nız çok yüksek bu durumda hamile kalamazsınız, ama gene de hemen üzülüp paniğe kapılmayın emin olmak için bir dahaki ay tekrarlayalım testi”

Nasıl yani ? FSH nedir ki? Neden kalamayayım ? nasıl olur ? gibi soru ve şüphelerle eve döndüm. Doktor resmen bana senin çocuğun olmaz kardeşim diyor sonra da minik bir umut olsun diye testi bir daha yaparız diyordu. Ve benim bu şartlar altında eve gidip sakince oturup 1 ay sonrayı beklememi bekliyordu. Bugün o günlere dönüp baktığımda bu doktorlar nasıl oluyor da bu kadar katı yürekli olabiliyor diyorum. Tamam hastaya doğruyu söylemek gerekli ama 1 seneden fazladır çocuk sahibi olmaya çalışan bir insana önce çocuğun olmaz deyip sonra da üzülmeyin demek biraz abes kaçıyor. İnsan nasıl üzülmez ki ?

Peki nedir bu FSH?
Follicle Stimulating Hormone yani Folikül ( Yumurtanın oluşmadan önceki minik haline verilen ad) Uyarıcı Hormon. Bu hormonu Hipofiz bezi salgılıyor ve bu hormon sayesinde kadın vücudu folikül üretiyor ve olgunlaştırıyor. Yani bu hormonun normal değerlerde salgılanması gerek sizin yeterli miktarda yumurtanız olması için.


FSH nasıl ölçülüyor?
Çok basit 1 yıldan fazladır denemesine rağmen çocuğu olmayan çiftlere standart hormon testleri adetin 3.günü yaptırılıyor. Yalnızca kan vererek birçok hormonun durumunu öğrenmek mümkün. FSH ortalama değerleri testi yaptırdığınız hastane, laboratuara göre değişmekle beraber genel olarak normal bir şekilde yumurtlayan kadınlarda FHS değerinin
0 – 5 arası olması bekleniyor , kimi klinikler 10’a kadar normal sayıyor, değer 10 ve üzeri çıktıysa sizin için tehlike sinyalleri çalmaya başlıyor.

FSH Değerleri
Kadın
Ovulasyon: 6.3 - 24 mlu/ml
Foliküler faz: 2.9 - 12 mlu/ml
Luteal faz: 1.5 - 7.0 mlu/ml
Menopoz: 17 - 95 mlu/ml
Ben bu testi ilk yaptırdığımda sonuç 31.27 çıkmıştı tabii benim FHS hakkında o anda hiçbir bilgim olmadığından bana bir şey ifade etmeyen bu değer eve dönüp internette okumaya başladıkça gözyaşlarına boğulmama neden olmuştu. Bu konuda birçok yerli ve yabancı kaynak okudum ve hekimlerin ortak görüşü basit anlatımıyla şöyleydi “ FSH 24 ve üzeri menopoz değeridir , bu değerde FSH’ı olan hasta menopozdadır, eğer değilse ve adet oluyorsa bile beyin vücudun menopozda olduğunu zannettiğinden yumurta üretmez” Bu gerçekten doğruydu çünkü bu değerin ölçüldüğü gün doktor ultrasonla bakmış ve hiçbir folikül görmemişti. ( Basit anlatımıyla minik foliküller adetin 3.günü oluşuyor ve ultrasonda bunlardan onlarca minik siyah noktalar halinde görünüyor , (ki bende hiç yoktu), yumurtlama günü sayılan 12-14.güne kadar içlerinden bir tanesi büyüyüp baskın folikül oluyor (aylarca folikül takibi yaptırıp bir tane minik siyah noktanın milim milim büyümesini takip etmişliğim büyüsün diye dua etmişliğim vardır oradan biliyorum ) ve döllenme bu baskın folikül sayesinde gerçekleşiyor.

Gene birçok hekime göre FSH’ı 30’larda olan bir insan bırakın hamile kalmayı adet bile olamazdı , ben bu bilgileri okudukça bir yandan üzülüyor bir yandan da adet oluyorum belki de hala bir umut vardır diye kendi kendimi teselli etmeye çalışıyordum. İlk doktorun kötü haberinden sonra aylarca bu testi tekrar ettirdim ve anladım ki bu gerçekten çok değişken bir değer bir takım hekimler FSH yüksekse yüksektir ve düşmez bu durumda yapılacak bir şey yoktur derken birçok insan da forumlarda FSH’ı düşürmenin yollarını birbirine anlatıp duruyordu, çok büyük bir bilgi denizinin içine düşmüştüm ve maalesef neye inanacağıma karar veremiyordum.

Bu arada ilk ölçümden sonraki ayı heyecanla bekliyordum ve kendimi “yok canım bir kerelik öyle çıktı aslında doğru da değildi o değer” diye telkin ediyordum. Zaten özel hastanelere güven olmaz ben bunu devlet hastanesinde yaptırayım en iyisi diyerek 2.ay gene adetin 3.günü Ümraniye Devlet Hastanesinin yolunu tuttum. Sabah kanı verdim ama işe gidemiyorum sonucu almam lazım sanki ÖSS sınav sonucum açıklanacakmış kadar heyecanlıyım neyse öğlen saat 3 gibi sonucu aldım ve işte dedim mutlu son FSH 2.43 çıkmıştı, mutluluktan uçuyordum evet kesin olarak özel hastanede yapılan test yanlıştı ve 1 ay boşuna üzülmüştüm. Sonucu aldığım gibi bana hamile kalamazsın diyen doktorun ofisini basıp ona ağzıma geleni saymak istiyordum. Önce sonucu alıp devlet hastanesindeki doktorlara gösterdim ve bilimin ve insan vücudunun karmaşıklığı ile bir kez daha yıkıldım.

Evet FSH normal değerde çıkmıştı ama bunun nedeni E2’nin (Estradiol Hormonu) çok yüksek çıkarak FSH’ı bastırmasıymış yani bu FSH değeri aslında gerçeği yansıtmıyormuş kardeşim tıp okumadık ki nereden bilelim o hormon nedir öbürü ne işe yarar birbirleri ile nasıl etkileşim içindeler. Doktor bana 0-5 arası normal demiş bende 2.43 ü görünce haliyle sevinmişim. Sevincim kursağımda kaldı tabii ama bir yandan da devlet hastanesindeki doktor ultrasonla muayene ettiğinde adetin 3.günü için oldukça büyük sayılacak 15 mm.civarında bir yumurta gördü ve içime su serpti “ bak bu geçen aydan kalan bir yumurta ve çatlamamış demek ki senin vücudun yumurtluyor, senin çocuğun olur merak etme , içini ferah tut “. Bu gazı alan ben direk ilk doktorun yolunu tuttum içimde nedense ona karşı büyük bir öfke vardı sanki hamile kalamayışımdan ötürü onu suçluyordum.

Bana kötü haberi veren doktorun kapısına test sonuçlarımla birlikte dayandım ve ondan hesap sordum evet resmen hesap sordum bakın FSH bu kadar düşük çıktı siz nasıl olur da bana çocuğun olmaz dersiniz beni boşu boşuna 1 ay üzdünüz vs. kadının kafasını ütüledim resmen. Kadın önce alttan almaya çalıştıysa da sonra o da patladı ve baya bildiğiniz kavga ettik doktorla. Kadın bu değerlerin çok bir şey ifade etmediğini önemli olan ultrason bulgularıdır diyordu geçen ay öyle demiyordun ama dediğimdeyse geçen ay yumurta yoktu ve ona göre konuşmuştum ben diyordu. Tartışmayı uzatmanın anlamı yoktu kadına göre ben gene de hamile kalamazdım o buna inanıyordu.

Bundan sonra yapılacak ilk iş güvenebileceğim bir doktor bulmaktı ablam sağlık sektöründe çalıştığından tavsiyeler üzerine bir doktora gittim ve onunla aylar süren folikül takibi maceram başladı. Her ay bıkmadan üşenmeden aynı hormon testlerini yaptırdım ve ultrasonda yumurta var mı yok mu baktırdım. Var olduğu aylar o minik folikülün peşinden 2-3 günde bir ultrasona girerek büyümesini izledik, dua ettik, yeterince büyüdüğüne inanınca çatlatma iğneleri yaptırdık. Yumurta oluşsun diye alınan klasik ilaçlardan içmeyi ihmal etmedim fakat her yumurta ilacını içişimde kist oluşuyordu ve kisti yok etmek için doğum kontrol hapı kullanıyordum aslında durum çok ironikti, deli gibi çocuk istiyordum ama her 2 ayda bir mutlaka doğum kontrol hapı içmek durumunda kalıyordum. Aylarca Pendik Nene Hatun Hastanesinin yollarını arşınladık sevgiliyle beraber. FSH ile mücadele ve hamile kalış öyküsü de bir sonraki yazının konusu olsun artık.

16 Eylül 2009 Çarşamba

Herşey Nasıl Başladı?

Sene : 2000
Yer: BOS Grup, Göztepe Tanzimat Sokak’taki ofis ( en çok severek çalıştığım ilk iş yerim, orada olanlar hatırlar ne çok eğlenir ne çok gülerdik ,sabah mutfakta kahvaltı eder, sonra banyoda makyajımızı yapar, öğlen caddeye yemeğe inerdik, çok da severek çalışırdık, bir daha da öyle işyeri görmedim :)
Oyuncular : Kayhan (Muhasebe Müdürü) , Nihal

Diyalog :
Kayhan : Ya Nihal benim bir kuzenim var çok iyi çocuk ben seni onunla tanıştıracağım ve siz
Evleneceksiniz
Ben : ( Dumur )Nasıl yani?
Kayhan: Baya ya siz birbirinize çok uygunsunuz ben biliyorum çok iyi anlaşacaksınız
Ben : Sağol almayayım hem benim erkek arkadaşım var ayrıca daha 20 yaşındayım ne evlenmesi..
Kayhan: Olsun olsun tanıştıracağım ben sizi , kesin anlaşacaksınız bak.
Nihal: Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun anlamadım gitti ya neyse ben sevmem öyle tanıştırmaları falan , görücü usulü gibi ne o öyle ( bu sırada ben 1999 son ayı amerika’dan yeni dönmüşüm burası ilk iş yerim ve sudan çıkmış balık gibiyim)
Kayhan : (ısrarla) ben tanıştırayım da artık gerisi size kalmış..

Bu sırada Kayhan aynı ısrarları Serdar’a da yapmakta kafasını ütülemektedir, ne tesadüf ki o sırada Serdar’ın da bir kız arkadaşı vardır ve o da bu tanışma işine pek sıcak bakmamaktadır. Nitekim müzmin bekar Kayhan “Yuva yapanın yuvası olur” mantığıyla allem eder kallem eder ve bir buluşma organize eder.

Tarih : 30.Haziran.2000, Cuma
Yer: Kayhan ve Seyhan’ın İdealtepe’deki evi
Oyuncular : Kayhan, Seyhan, Birsen Teyze, Nihal , Serdar

İş çıkışı sanki normal bir oturmaya gidiyormuş gibi ve başka arkadaşların da geleceğine ikna olan Nihal , Kayhan’ların evine gider. Bir süre oturduktan sonra bakar ki ofisten gelen giden yoktur derken kapı çalar ve içeri oldukça uzun boylu, Kel J , üzerinde yeşil pantolon, turuncu t-shirt, yeşil bir mont olan hoş biri girer. Nihal o anda onun Serdar olduğunu anlamıştır. Birlikte yemek yedikten sonra hadi dışarı çıkalım deyip Kalamış’ta Marina Bar’a gidip eğlenilir. İki taraf da birbirini süzer, inceler ama bir şey belli etmez. Gece olaysız bir şekilde biter.
Not 1 : Serdar yıllar sonra o günü üzerinde bordo eteğin ve siyah bir bluzun vardı ve ben senin saçlarına aşık olmuştum diye anlatır :)
Not 2: Evet Serdar ve Nihal bildiğiniz görücü usulü tanışmıştır ve yuva yapanın gerçekten yuvası olmuş Kayhan bizi tanıştırdıktan bir iki sene sonra evlenip mutlu bir yuva kurmuştur.





Evet bu resimdeki arkadaş bu kadar ileri görüşlü olmasa Poyraz'da olamayacaktı :)
Tarih : 07.Temmuz.2000, Cuma
Yer : BOS Grup yeni ofisi, Taşdelen Plaza, Maltepe
Oyuncular: Yeni Ofise taşınma kokteyli dolayısıyla tüm ofis çalışanları, Nihal, misafirler ve misafirler arasında Bos Grup’la iş yapan bir şirketin ortağı olan Serdar
İlk tanışmadan sonra beni aramayarak beni sinir eden Serdar kokteyle davetlidir, davetiyesi bizzat tarafımca gönderilmiştir J ve kendisi diğer ortaklarıyla birlikte kokteyle gelir. O gece için hepimiz özenle hazırlanmıştık benim üzerimde pembe bir etek, pembe askısız bir bluz vardı. O gece yalnızca birbirimizle konuşmuştuk diye hatırlıyorum.

Tarih : 22.Temmuz.2000, Cuma
Yer: Park Orman, Maslak
Olay : Alanis Morissette Konseri, First Date
Serdar ve Nihal kokteylden sonra birkaç kez telefonlaşır buluşmak üzere sözleşir ve Serdar Nihal’i ilk buluşma için konsere davet eder. O akşam İstanbul hafif yağmurludur , konser süper geçer ve ilk kıvılcımlar da başlamış olur :)

Evet yavru kedi annenle baban böyle tanıştı ve aşık oldu bundan tam 9 yıl önce. Tanıştıktan sonra hayatlarında çok şeyler değişti, annen bir sürü iş değiştirdi, üniversiteye gitti, baban onu üşenmeden bazı günler arabayla İzmit’e götürdü getirdi , trenle gittiği günler sabahın 5.45’inde sadece anneni öpmek ve el sallamak için Bostancı, Erenköy istasyonlarına geldi defalarca. Baban kedileri çok sevdiğinden ilişkileri boyunca annen hep Sarman , baban da Tekir oldu, mektuplarında böyle hitap ettiler birbirlerine.
Not: Şimdi de acaba senin sarışın olup minik sarman mı olacağın yoksa kumral olup minik tekir mi olacağını tartışıyorlar, işin doğrusu ben bana benzemeni istiyorum bencillikse öyle ama napalım istiyorum işte.

Artık toplumsal baskı artmaya başlayınca annen ve baban 12.Mayıs.2005’te Kadıköy’de büyük amcanın kafesinde nişanlandılar , tüm aile ve dostlarının şahitliğinde.

10.Haziran.2006’da ise Kadıköy Aktaş Düğün Salonunda evlendiler.




Bir süre sonra çocuk sahibi olmaya karar verdiler ve çalışmalara başladılar ama sen biraz inatçı çıktın yavru kuş , hemen öyle kolayca hamile kalamadı annen uzun zaman (görece bir uzun zaman bizden çok daha uzun yıllar bekleyenleri hesaba katarsak) beklediler senin gelişini… Anlaşılan sende annen gibi birisin , bir “Bireysin” ve ne zaman geleceğine kendin karar verdin, biz istedikçe gelmedin ne zamanki biz oluruna bıraktık sen o zaman sürpriz bir şekilde çıkageldin, iyi ki de geldin , hoş geldin bebeğim :)

15 Eylül 2009 Salı

Geri Sayım Başladı...

Merhaba,

Bu günlüğü şu anda heyecanla doğumunu beklediğimiz oğlum için oluşturmaya karar verdim.
Bebeğimiz şu anda yolculuğunun 37.haftasını bitirmek üzere, onu taşımaktan çok mutluyum ama bir o kadar da merak ediyorum ve artık biran önce doğsun istiyorum ( tabii vaktinde, sağlıklı ve mümkünse normal bir şekilde gelsin dünyaya :)

Hamileliğim süresince birçok anne-bebek blogu okudum fakat beni blog yazmaya özendiren iki kişi oldu ilki blogunun tamamını okuduğum http://ozguranne.blogspot.com, ikincisi ise www.pi.web.tr hamileliğim boyunca sanırım en çok Erin'in resimlerine baktım ve oğlum Erin'e benzerse çok da mutlu olurum :) Bu bloglardan pek çok şey öğrendim , bir kısmını uyguladım bir kısmını yalnızca okumakla yetindim.

Şu anda halen çalışmaya devam eden bir anne adayıyım ve bu Cuma doğum iznine ayrılacağım. Blogu açmaya karar vereli çok oldu aslında ama tam olarak vakit ayıramayacağım için bugüne kadar bekledim şimdi evdeki bekleme süremde öncelikle hamile kalış hikayemi , FSH ile mücadelemi , Poyraz'ı sabırsızca bekleyiş günlerimi, onun için yaptığım hazırlıkları hepsini tek tek yazacağım.

Oğlum Poyraz'a...
Bir insan başka bir canlıyı daha yüzünü bile görmeden nasıl bir kişiliği olacağını bilmeden çok ama çok sevebiliyormuş sayende bunu öğrendim. Baban ve ben seni şimdiden çok ama çok seviyoruz ve gelişini heyecanla bekliyoruz.. Sağlıkla gel bebeğim...
Annen