31 Ocak 2010 Pazar

Biberonlar Zehir mi Saçıyor?

Bu haftaki Newsweek Türkiye'nin kapak konusu biberon ve diğer birçok plastik üründe kullanılan bir maddeydi BISFENOL A. GDO hadisesinden sonra şimdi de BPA (Bisfenol A'nın kısaltılmış) başımıza bela olmuş gibi duruyor.

GDO olayı patlak verdikten sonra herhalde ne çok anneler endişe duydu çünkü bebek mamalarının içinde bile bu madde var. Bu maddelerin nerede kullanıldığını bir tüketicinin bilmesi imkansıza yakın. Çünkü GDO birçok hammaddenin üretiminde kullanılıyor ama nihai ürünü üreten firma bu hammaddeleri bir yerden alıp üretimde kullanıyor ama sonuçta ortaya çıkan üründe GDO kullanmış olmadığını düşünüyor çünkü direk olarak o maddeyi kullanmıyor ama hammaddelerin içinde olduğundan dolaylı olarak hepimiz senelerdir bunları yedik ve içtik. Bu kadar senedir iş hayatındayım Türkiye'de bürokrasi nasıl işliyor halen çözemedim. Günlerce bu maddenin sağlığa zararından bahsedildi şimdi Tarım Bakanlığı GDO içeren mamaların ülkeye girişinin yasaklanmasını 1 Mart'a kadar erteledi. Sebep çok komik mamalarda zaten GDO yok ki.. E kardeşim madem yok sen niye hemen başlatmıyosun yasağı? Acaba satıcılar gümrükteki mallarını çeksinler yada bu sürede bol bol stok yapsınlar diye olabilir mi???

Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) geçen hafta BPA ile ilgili bir rapor yayınlamış ve bu kimyasalın insan sağlığına zararlı olduğunu bildirmiş. Türkiye'de belki bunun duyulması vakit alabilir ama duyulduğunda ikinci GDO vakkası olacak bence. Bu kimyasalla ilgili 20 yıldır yapılan araştırmalarda bunun kanserden, cinsel işlev bozukluklarına ve kalp rahatsızlıklarına kadar pekçok hastalıkla bağlantısı olabileceğine dair sonuçlar çıkmış. FDA diyormuş ki elimizdeki araştırma sonuçları çok endişe verici ancak maddeyi tamamen yasaklamak içinde yeterli değil. Bilim adamlarına göre bu madde insan vücudunda hormon gibi davranıyor ve biran önce yasaklanması gerekiyor.Sert plastik yapımında kullanılan bu madde endokrin sistemini tahrip ediyormuş.

Dergideki haberden alıntı yapıyorum :

Geçen yıllarda erken ergenlik, erkek kısırlığının yaygınlaşması gibi paniğe yol açan rahatsızlıkların nedeni bir hayli tartışılmıştı. İşte bu hastalıklarla BPA'nın doğrudan bağlantısı bulunuyor, çünkü kimyasal vücutta en önemli kadınlık hormono sayılan östrojeni taklit ediyor. Bu nedenle BPA'lar pek çok bilim adamının araştırmasına göre üremeyle ilgili hormonların ya bloke olmasına yada gereğinden fazla salgılanmasına yol açıyor. ABD Hastalık Kontrol ve Önlem Merkezi verilerine göre sadece Amerikalıların %90'ının idrarında BPA bulunuyor. Biberonlardan plastikten imal edilmiş yağ ve su şişelerine, damacanalara, streç filme kadar pek çok ambalajın yapımında kullanılan BPA'dan bugün için tamamen kurtulmak mümkün değil. Ancak özellikle anne karnında ve bebeklikte BPA'ya maruz kalmanın hayati sonuçları var. Bu nedenle bilhassa gebelik ve bebeğin beslenmesi sırasında bu konuda daha hassas davranmalıyız. Anne adayının tükettiği ambalajlı ürünlerden beslenme yoluyla aldığı BPA'lar önce plasenta sonra anne sütü aracılığıyla bebeği de etkiliyor. Yapılan bir araştırmaya göre gebe sıçanlar BPA'ya maruz bırakıldığında doğan erkek yavrularının cinsel organlarında ergenlikle beraber anomaliler ve üreme sorunları ortaya çıktı. Başka bir araştırmanın taslak bulgularına göre BPA prostat ve meme bezleriyle kızlarda erken ergenlik gibi olumsuz etkilere neden oluyor.

Birçok ülke FDA'nın bu açıklamasını beklemeden BPA kullanımını yasaklamış bile. Örneğin Kanada'da artık bu kimyasalı içeren hiçbir ürün kullanılmıyor (yani o kadar da zor değil aslında) Benzer biçimde bebek ve çocuk ürünleri imalatı yapan 6 uluslararası firma da geçen Aralık'ta artık ürünlerinde BPA kullanmayacağını duyurdu (hangi firmalar acaba? araştırmak lazım). Türkiye'de ise BPA kullanımı belli dozlarla sınırlandırılmış durumda. (Kim kontrol ediyor bu sınırları?)

İyi haber: Tüketim alışkanlıklarımızda değişikliklerle maruz kalacağımız BPA miktarını azaltabiliriz. Bunun için öncelikle kimyasalın yağda kolayca çözüldüğünü unutmamak gerekiyor. Yani bilhassa yağ satın alırken plastik ambalaj yerine cam ürünleri tercih etmekte yarar var. (Düşündüm de camda satılan mısırözü yada ayçiçek yağı var mı?) Aynı şekilde biberon tercihinde de cam alternatifler kullanılmalı.( İyi bir marka olduğunu düşündüğümden Medela kullanıyordum ama cam almak daha mantıklı gibi) Hem mamalarda hem anne sütünde fazlasıyla yağ bulunuyor. Hazır mama alırken yine cam ambalajlar çok önemli.

İnsan anne olunca hayata daha farklı göze bakıyor eskiden olsa canım bugüne kadar nelere maruz kaldık kimbilir, ayrıca kaç nesil plastik biberonla büyüdü falan derdim ama insanın çocuğu olunca iş değişiyormuş.

30 Ocak 2010 Cumartesi

Film & Kitap & Müzik...

Senede yalnızca 2-3 gün kar yağıyor onda da amma vesvese yapıyoruz, insanlar yollarda kalıyor, kazalar oluyor vs. tamam bunlar kötü yanları ama bir yandan da çok güzel yanları var. İnsan çalışırken bunun kıymetini anlamıyor olabilir ama sıcak evde otururken yağan karı seyretmek ve tadını çıkarmak gayet zevkli. Gerçi o da bir yere kadar dün sabah sevgili işe gitmemek için çok direndi (sonunda da gidemedi :) ben şunu dedim " senin dışarı çıkman gerekiyor ama çıkmak istemiyorsun benimse dışarı çıkmam için hiçbir neden yok ama çıkmak istiyorum" dünde yazdığım gibi kardan dolayı evde hapis kalmak bana yaramadı :)

Poyraz üşümesin diye dışarı çıkmadık ve sevgiliyle birlikte hapis kaldığımızdan o Poyraz'a bakarken bende biraz kitap okuyabildim. Normalde çok okuyan bir insan olmama rağmen Poyraz'dan sonra çok az kitap okur oldum onlar da genelde bebek bakımıyla ilgili şöyle bir kitaba başlayıp ağız tadıyla bitiremiyorum nedense kafamı veremiyorum. Bu 3 günlük kar tatilinde bloga da yazmadım ya Poyraz'la uğraştım ya okudum ya izledim.

Sevgiliyle birlikte izlediğimiz iki dizimiz var " Desperate Housewives" ve "24". Bunlar Amerika'da yayınlandığı gün internete düşüyor. Bunları üşenmeyip her bölümünü indiren ve bize cd'lerle ulaştıran arkadaşımız Onur'a da buradan teşekkür edelim, sayesinde dizilerimizi güncel olarak takip ediyoruz. Elimizde her iki dizininde 4er bölüm stoğu vardı önce onları izledik. Tabii kese kese, emzirme, oynatma, uyutma molaları vere vere oldu ama olsun çocuklu yaşamaya ayak uyduruyoruz bizde.

Geçen Cuma Poyraz beni gene baya bunalıma sokmuştu bunun üzerine sağolsun ablamlar Cumartesi akşamı Poyraz'a baktılar bizde kendimizi sokağa atıp sinemaya gittik. Daha önceki sinema maceramızda 3 saat içinde gidip gelmiştim bu sefer buzluktaki süt stoğundan bir poşet çıkardım ki daha uzun süre dışarda kalabilelim diye. Böylece önce yemek yedik, sonra mağazalara baktık, D&R'dan DVD stoğu yaptık ve sonra filme gittik.
Biraz gülelim kafa dağıtalım diye Yahşı Batı'yı seçtik.

Ben filmi beğendim. Kimileri Cem Yılmaz filmi denince her dakika güleceğiz beklentisiyle giriyor filmlerine ama sonuçta bu bir stand up gösterisi değil, senaryosu olan bir film. İzleyen birkaç arkadaşım beğenmemiş filmi, ben beğendim. Sadece emeği saygımdan bile beğendim filmi ve açıkçası Cem Yılmaz'la gurur duyuyorum Hollywood tarzı film yapmaya cesaret eden tek Türk bence. Filmin dekoru ve kostümleri harikaydı.

Bu sırada Poyraz doğduğudan beri elimde sürünen iki kitabı bitirdim. İlki tamamen eğlencelik olmasına rağmen gene de okurken zaman zaman düşündüren Velev ki Ciddiyim. Gülse Birsel'in ilk 2 kitabını da okumuş ve beğenmiştim. Bu kadının tespitlerine bayılıyorum zaten birçoğumuz günlük hayatta onun gördüklerini görüyoruz aslında ama kaçımız onun gibi güzel yazıya dökebiliriz tartışılır :)

İkincisi güya Uluslararası Bestseller olan Kayıp Gül. Güya diyorum çünkü bu kadar içi boş olup da abartılan başka kitap okumadım. Türklerin Küçük Prensi filan deniyor hayır Küçük Prensi okumasak inanacağız da yanından bile geçemez bence. Serdar Özkan felsefe yapıcam diye yola çıkmış ama bence becerememiş. Bazı kitaplar böyle oluyor zaten bence çok satılıyor ama az okunuyor ben hadi başladım bitireyim bari diye bitirdim ama sonuç hüsran oldu. Okumasam da olurmuş bana göre boşa vakit kaybı oldu.


Bu kadar bebek dışı kitap yeter deyip en son aldığım kitaba başladım. Açıkçası kitabı kitapçıda görünce şaşırdım minicik birşey ben normal boy bekliyordum. Osho'nun "Yeni Çoçuklara Anne Baba Olmak" kitabını okuyorum. Kayıp Gül hakkındaki yorumumdan da anlaşılacağı üzere felsefe insanı değilim. Felsefelere saygım var tamam ama herşeyin felsefi açılımına kafa yormuyorum daha realistik bakıyorum dünyaya da diyebiliriz. Kitap mini boy olmasına rağmen yarıya gelebildim. Başları çok mantıklı fikirlerle dolu ama bazı yerlerinde sıkılıyorum okurken açıkçası. En çok katıldığım nokta " Çocuğu biraz yalnız bırakın , herşeyine karışmayın, yalnızlık içinde birey olmayı öğrensin" günümüz anne babalarının çocuklara gerçekten çok fazla karıştıklarını düşünüyorum, çocuğun aklından geçenleri bilmek isityoruz, onun herşeyini planlıyoruz, çocuğu bir rahat bırakmıyoruz. Çocuklar özgür kalamıyor, sürekli onlara ne yapmaları gerektiğini söylüyoruz böyle bir anne olmak istemiyorum umarım başarabilirim.

Sevgili dün işe gidemeyince cumartesi aldığımız DVD stoğunu eritmeye başladık. Önce benim seçtiğim eski bir film olan "One Fine Day" - Güzel Bir Günü izledik. Bu film oldukça eski George Clooney baya genç görünüyor. George Clooney ve Michelle Pfeiffer eşlerinden boşanmış bekar anne babalar ve çocukları aynı okula gidiyor. Çocuklarının okulunda tanışıp birbirlerine aşık oluyorlar. Film ilk tanıştıkları ve aksiliklerle dolu günü anlatıyor. Sevgili yarısında uyudu gerçi ama ben beğendim. Özellike Michelle Pfeiffer oğluna bakmak için çalışan bir anne. Bir iş toplantısına gitmesi gerekiyor ama oğlunun da maçı var. Kadın müşterileriyle bir restoranda buluşuyor ve çocuk kapıda diğer adam ve kızıyla kadının işinin bitmesini bekliyor. Bu sırada maçın başlamasına çok az kalmış. Çocuk cama yapışıp annesine komik suratlar yapıyor ve yalvaran gözlerle bakıyor. Kadın sonunda dayanamayıp müşterilere ve patronuna "kusura bakmayın şu anda oğlumu maça götürmem bu toplantıdan daha önemli, isterseniz beni kovun ama gitmek zorundayım" deyip çıkıyor. Bu sahneye bayıldım ve bir yandan da düşündüm. Hem çalışıp hem çocuk bakmak ne zor birşey, çocuğa istediğin kadar vakit ayıramıyorsun bir yandan çalışmak zorundasın. Tüm anneler bebekleriyle işe gidebilsin kampanyası başlatmak istiyorum :) gerçi filmde kadın çocuğu mecburen ofisine götürüyor ve çok önemli müşteriye hazırlanan inşaat maketi kırılıyor ama olsun :)


Bu sıralar döndüre döndüre Candan Erçetin'in son albümünden şarkılar dinliyoruz. Albümün kapağındaki fotoğraf hariç herşeyini beğendim. Aslında tüm şarkılar güzel ama özellikle Bahar şarkısına bayılıyorum. Mesela bugün bu şarkıyı 20 kere filan dinledim, Poyraz ana kucağında oturuken geçiyorum karşısına şarkıyı söyleyip komik komik dans ediyorum onu güldürmek için. Eğer konuşabilseydi eminim " Yeter artık anne , değiştir şu şarkıyıııııııııı" derdi :) Şimdilik konuşamadığından benim dediğim oluyor tabii ...

Bahar geldiğinde mi ben böyle olurum
Yoksa böyle olduğumda mı gelir bahar
Ayrıca bunun seninle ne ilgisi var
Tabiki ben böyle oldugum için bahar
Çünkü sana değdiğinden beri ellerim
Bütün kış dallarında tomurcuklar var

29 Ocak 2010 Cuma

30'lu Yaşlar..

Ben yeni yaşımı söylemek için doğumgününü bekleyenlerden değilim henüz. Yeni yıl geldi mi hemen yeni yaşımı söylemeye başlarım dolayısıyla artık 30 oldum en önemlisi de anne oldum. Son yıllarda insan ömrünün uzadığından bahsediliyor ve 50 yaşında ölen bir kişi için çok genç yaşta gitmiş deniyor. Bunun üzerine düşünüyorum 50 gençse biz neyiz ? öte yandan dışarı bakıyorum 15-20 yaş arası insanlar var, peki onlar gençse biz neyiz? Sanırım 30'lu yaşlar arada kalmış yaşlar ve fakat insan gene de kendini kimine göre daha genç kimilerine göre de daha yaşlı hissetmeye başlıyor. Mesela ben son zamanlarda sık sık yaşlandım mı ben acaba diye düşünmeye başladım beni bunu düşünmeye iten nedenler oldu tabii, örneğin;

* Artık Collezione'dan hiçbir şey beğenip almıyorum oysa çok değil 3-4 sene önce herşeyini beğenir ne çok giysi alırdım ordan, şimdi ordan alışveriş yapanlara bakıyorum ne kadar genç görünüyorlar.
* Eskiden beri iş ilanlarını okumayı severim geçen gün baktım bir çok ilanda 27 yaşını aşmamış ibaresini gördüm, aman allahım dedim demek artık genç değilim , 27 yaşından büyükleri istemiyor işverenler , şaşırdım.
* Klasik ama gerçektir hiç bir nesil bir öncekini beğenmez. Bana göre annem bazen eski kafalılık yapıyor ama kendime gelince hep diyorum ki ben çok modern bir anne olacağım oğlumu anlayacağım o beni eski kafalılıkla suçlamayacak ama dünyaya bakıyorum teknoloji son hızla gelişiyor herşeyi takip etmek imkansız dolayısıyla ister istemez çocuk bizi beğenmeyecek gibi hissediyorum.
* Mesela şimdiki gençler (!) her yerden ve sürekli internete bağlanıyorlar, cep telefonları ellerinden düşmüyor ve cep telefonundan internete bağlanıp habire mesajlaşıyorlar. Ben herhalde yaşlanmış olmalıyım ki cep telefonundan internete bağlanmayı sevmiyorum , tuşlar ve ekran çok küçük geliyor minik minik harflere basmaktan sıkılıyorum, demek ki teknolojiye ayak uyduramıyorum :)
* Şimdi bebek olduğundan gidemiyorum ama ondan önce de son yıllarda artık gece bar gezmelerinden, eller havaya dans etmekten zevk almaz olmuştum. 18-24 yaş arası gençlik Taksim'e akma peşindeyken, bizler daha çok sinema, tiyatro veya ev gezmelerine gider olmuşuz, yaşlanıyor muyuz ne?
* Gene şimdiki gençlere bakıyorum çoğu kitap okumayı sıkıcı buluyor ve okumuyor. Hayatları internet olmuş, facebook var twitter var ama dikkat ederseniz oradaki durumlar da hep 1-2 kısa cümle ile özetleniyor çünkü bir paragraf (!) gibi uzun şeyleri okumaya hiç bir gencin tahammülü yok. Kitap okumak bile sanki bir yaşlılık belirtisiymiş gibi gelmeye başladı.
* Kavak Yelleri dizisini bir türlü sevemedim,sanırım izleyici kitlesi bizden çok daha gençler.

Öte yandan tabii ki hala kimilerine göre çoook genciz mesela:
* Sütaş'ın yeni inekli reklamını gören amcam "yaa nasıl uçuruyorlar o inekleri öyle?" diye hayret edebiliyor yani bilgisayar, animasyon vs. hiçbir şeyden haberi yok bilmiyor, öğrenmiyor ve halinden de çok memnun :)
*Annem alalı yıllar olmasına rağmen hala cep telefonundan mesaj atamıyor, bazen aramayı bile beceremiyor ama o da halinden memnun.

Evet sanırım 30 ve 40'lı yaşlar arada kalmış yaşlar. Ne çok genciz, ne çok yaşlıyız ne de orta yaşlıyız arada kalmışız..

27 Ocak 2010 Çarşamba

Mutlu Anlar...


Reklamdan esinlenip yazdığım yazıdan sonra mutlu anları kaydetmek gerek diye düşündüm. Çünkü herkeste öyle midir bilemem ama en azından benim için geçerli olan bir durum var; geçmişe baktığımda nedense hep ilk akla gelen anılarım kötü olanlar. Yaşadığımız bir kaza, hastalık, sevdiklerimizi kaybetmemizi en ince detayına kadar hatırlıyoruz fakat mutlu anlar nedense şıp diye gelmiyor akla. Tamam belki mezun olduğumuz gün, evlendiğimiz gün, bebeğimiz olduğu gün gibi çok önemli dönüm noktası olan mutlu anları hatırlıyoruz ama mesela annenin çilek reçeli yaptığı ve tüm evin çilek koktuğu, babanın seni alıp bahçede poz poz resimlerini çektiği gibi mutlu anların birçoğunu unutuyoruz. Oysa düşünürsek birçok kişini ömründe mutlu anlar kötü anlardan çok daha fazladır ama nedense mutlu anlar hep çok çabuk unutulanlar oluyor.

Poyraz doğduğu günden beri öyle çok mutlu an yaşadık ki onunla beraber buraya elimden geldiğince olayları ve duygularımı kaydettim ama anlar ve anılar yavaş yavaş hafızadan silinecek, o büyüdükçe yeni mutlu anlar eklenecek ve eskiler arşivde geriye doğru itelenecek onun için yazmak da fayda var. İlk aklıma gelen mutlu anlar:

* Hastanede Poyraz'ı ilk kucağıma verdikleri an kedi yavrusu gibi yanağımı yalamaya başlaması :)
* Bebeğinin ilk güldüğü an :)
* Sabah 7'de uyanıp, ağlayarak beni uyandırıp, ben gözümü açıp ona bakınca hemen gülmeye başlaması (sabah 7'de mecburiyetten değil de kendi isteğiyle gülerek uyananlar sadece bebekler mi acaba? bu çocuk kesin bana çekmedi :)
* Poyraz'ı yıkayıp,güç bela üstünü giydirdikten sonra, meme emerken uyuyakalması, o tertemiz mis gibi kuzuyu öpüp koklayıp yatağına koyduğun an :)
* Meme emerken iki elini sımsıkı kapatıp yumruk yaparak üst üste koyması ve her seferinde aynı hareketi yapması :)
* Ana kucağında kendi kendine otururken odaya girdiğini gördüğü an heyecanlanıp gülmeye başlaması, resmen seni gördüğüne sevinmesi :)
* Uzun süre huysuzluk yapıp ağladıktan sonra babasının omzuna kafasını gömüp uyuyakaldığı an :)
* İki elimi sımsıkı tutup kendini öne iterek ilk kez oturmayı başardığı an :)
* Poyraz'ı uyutup yatağına koymayı başardıktan sonra pc başına geçip, güzel bir müzik açıp, çay & kahve eşliğinde bloga yazı yazdığım anlar :)
* Yıllardır açma, poğaca ile geçiştirilen kahvaltıların yerine hafta içi bir günde sevgili ile güzel bir kahvaltı ettiğimiz sonra onu işe yolcu ettiğim, kendime "işte şimdi ev kadını oldum" dediğim an :)
* Sevgiliyle birlikte eve girip aceleyle yemek hazırlamak yerine o gelmeden yemeği hazırladığım ve gelince "hayatım elini yıka hemen sofraya oturalım" gibi klasik bir replik kullandığım an (nadir de olsa :)
* Vakitsizlikten ve üşengeçlikten asla yapmaya yeltenmediğim güzel yemek ve tatlıları yapıp, afiyetle yediğimiz anlar :)
* Ertesi gün erken kalkma derdi olmadan zaten uykuyla arası hiç olmayan sevgiliyle mısır patlatıp geç saatlere kadar film izlediğimiz, sadece Poyraz'ı emzirmek için ara verdiğimiz anlar :)
* Doktor kontrolüne gittiğinde, bebeği soyup tarttıklarında gayet iyi kilo almış olduğunu görünce büyük bir iş başarmış gibi mutlu olduğun an :)
* Birkaç saat ayrı kaldıktan sonra bebeğine kavuşup onu sıkı sıkı kucağında tutup, öpüp, kokladığın an :)

26 Ocak 2010 Salı

İkilemler...

Yazılarımıza kar tatili molası vermiştik geri döndük :), şaka bir yana son birkaç gündür gündüzleri Poyraz o kadar huysuz ve beni o kadar yoruyor ki onu yatırdıktan sonra da hiçbir şey yapacak güç bulamıyorum kendimde. Tracy teyzenin kitaplarına rağmen Poyraz bir türlü rutine oturan bir çocuk olmadı bir gün melek gibi üç gün huysuz. Ne zaman eve misafir gelse Poyraz bey melek gibi ama ne zaman biz başbaşayız kendisi minik bir canavara dönüşüyor. Bazen beni çok sinirlendiriyor, ne yaparsam yapayım susmuyor sürekli bir mızmızlanma halinde. Bu haliyle uğraşmak beni çok ama çok yoruyor, hem bedensel olarak hem ruhen çok yoruluyorum. Sürekli nasıl daha sabırlı olabilirim acaba diye sorguluyorum ve herkesin çocuğu böyle mi diyorum, yani çocuğumu çok seviyorum evet ama o anlarda ona kızıyorum bazen sesimi yükseltiyorum ona bağırmıyorum aslında kendi çaresizliğime ve kendime kızıyorum ve bir kez daha bir çocuk büyütmenin ne kadar zor olduğunu görüyorum. Poyraz'ın sürekli huysuz olduğu günlerin sonunda kolumu bile kıpırdatacak güç bulamıyorum kendimde. Dışarıdan bakılınca bebek bakan bir ev kadını gibi görünüyorum ve yıllar boyunca çalışmayıp ev kadını olmayı seçmiş insanlara burun kıvırdığım için kızıyorum kendime, meğer ne zormuş bu iş. Çoğu akşam sevgiliye ben işe döneyim en iyisi çalışmak çocuk büyütmekten on yüz milyon kez daha kolay diyorum. Gerçekten de öyle çalışıyorsun bir sorumluluğun var işini bitirince belli bir saatte çıkıyorsun ve ertesi güne kadar herşeyi bir kenara bırakıyorsun. Oysa çocuğu hiçbir zaman bırakamıyorsun 7/24 mesai , en ağırından, en zorundan ve üstelik maaş da almıyorsun :)

Amma şikayet ettim çocuğu yavrum okusa kızar belki de bana :) ama kendim de unutmamak adına bunları yazmak istiyorum. Olur da bir daha çocuk yapmaya karar verirsek bu işin güzel tarafları kadar belki de daha fazla zor yanları da olduğunu hatırlamak adın yazıyorum. Bir insan yetiştirmek dünyadaki her işten daha güzel ve evet onun bir gülüşü herşeye bedel ama bebek bakmak yalnızca güzel ve şirin bebek resimlerine bakmak gibi birşey değil. Bir çok zor yanı var ve birçok kişiye sorsan "aman nolacak canım minicik şey ne zorluğu olabilir ki" veya "daha dur bunlar iyi günlerin hele bir yürümeye başlasın o zaman görürsünüz" gibi yorumlar yapıyor. Demek ki dünyada herkes bunun ne kadar zor bir iş olduğunu biliyor ama öte yandan doğurmaya da devam ediyor. İşte en büyük ikilemlerden biri :)

Hem kardan dolayı eve kapanmak zorunda kalmak , hem Poyraz'ın huysuzlukları beni depresyona soktu. Poyraz doğduktan sonra bende lohusa depresyonu falan olmadı ben genelde hep çok mutluyum, lay lay lom modundaydım bebeğin güzelliğinden mest olmuştum açıkçası. Ama o büyüdükçe ve zorluklarını gördükçe hafif depresif olduğum günler olabiliyor tabii. Bu anlarda bir sürü abuk sabuk düşünceler dolaşıyor kafamda mesela :
- Ev her zaman tertemiz olsun istiyorum ama ben temizlemek istemiyorum.
- Çok güzel yemekler yemek istiyorum ama onları ben pişirmek istemiyorum.
- Doğumdan önceki kiloma dönmek istiyorum, böyle şişko olmak istemiyorum ama ne spor ne diyet yapmak istemiyorum.
- Eskisi gibi topuklu ayakkabı giymek istiyorum ama topuklu ayakkabıyla yürümek istemiyorum.
- Poyraz'a mümkünse 3 yaşına kadar kendim bakmak istiyorum ama öte yandan onu yarın bir bakıcıya bırakıp kaçmak istiyorum.
- Çalışırken sürekli "çocuk yapıp evimin kadını olucam" geyiğimiz vardı arkadaşlarla,  Amerikalıların bir atasözü vardır "be careful what you wish for" yani "ne dilediğine dikkat et", şimdi geyik de olsa aslında içten içe gerçek olan dileğim gerçekleşmiş olmasına rağmen bundan da sıkılıyorum. Evet Poyraz'la olmak dünyanın en güzel şeyi onu çok seviyorum ama öte yandan hergün dışarı çıkan bir insanken bir anda eve kapanmış olmak da çok sıkıcıııııı.
- Bloglarda, televizyon programlarında, kitaplarda sürekli "çalışan annenin sorunlarından" bahsediliyor, bence çalışmayan annelerin daha büyük sorunları var. Çalışmayan anne belki dışarıda bir işte çalışmıyor üretime katkıda bulunmuyor olabilir ama evde bir sürü iş yapıyor. Bu işler nedense kimse tarafından takdir edilmiyor. Çalışmayan anne çamaşır yıkıyor(elde olmasada), ütü yapıyor, bulaşık yıkıyor, yemek yapıyor, sofrayı hazırlıyor-topluyor, çamaşırları katlayıp yerleştiriyor, toz alıyor, yerleri süpürüyor, bebekle her daim dağılan evi sürekli topluyor. Bunlara ben temizliği katmadım onu yardımcı bayan yapıyor allahtan ama çoğu anne onu da kendi yapıyor. Bu işlerin hepsinden ama hepsinden çok daha önemlisi bebeğe bakıyor, onu büyütüyor. Çalışan insanlara göre bebek bakmakta ne var canım (itiraf ediyorum çalışırken bende böyle düşünüyordum) ama kazın ayağı öyle değilmiş. Bir kere bebek biraz büyüyünce sürekli ilgi istiyor ve gün sürekli bir kısır döngü içinde geçiyor. Bebek uyanıyor, altını değiştir, emzir, oyun oynat, uyandıktan 2 saat sonra bu sefer uyutmaya çalış. Uyanınca aynı döngü tekrar başlıyor. Şanslıysan ve bebeğin her uykuya yatışında 1,5 - 2 saat uyuyorsa o arada yukarıda saydığım işleri yaparsın. Ama yok benimki gibi sürekli tavşan uykusu uyuyan bir bebekse hiç şansın yok. Poyraz  beyin gündüz uykularının süresi çok belirsiz. Bazen 15 dk. uyuyor, bazen yarım saat, bazen 1 saat. Şöyle yatıp 2 saat deliksiz uyuduğu nadirdir. Tabii onun ne zaman uyanacağını bilmediğim için ben sürekli diken üstünde ha uyandı ha uyanacak diye bekliyorum ve hiçbir şeye başlayamıyorum. Bazen onu uyutana kadar o yoruluyorum ki bende onunla uyuyorum. Bunları yaparken bir bakıyorum akşam olmuş bile.

Ben eskiden beri çok faal bir insan olmuşumdur, sürekli birşeyler yaparım, boş duramam hatta bu yüzden sevgili bana sık sık "bir dur allah aşkına" der :).  Mesela bazı insanlar vardır buna benim ablamlar da dahil Pazar günü onlar için dinlenme günüdür ve dinlenme anlayışı hiçbir şey yapmadan bütün gün koltukta yatmaktadır. Ben hiçbir şey yapmadan bir gün geçirsem üzülürüm. Poyraz'dan önce her hafta sonu mutlaka planlar yapıp birşeyler yapardım boş boş duramam yani kurtluyum biraz. Şimdiyse koca günler su gibi akıp geçiyor ve bende sürekli bugünde hiçbir şey yapmadım hissi var. Şehir hayatında koşturmaya öyle bir alışmış ki bünyem bu durağanlık bana çok garip geliyor. Halbuki düşününce bütün gün Poyraz'la uğraşıyorum işte, iyi kötü evi topluyorum, yemek yapıyorum vs. ama yok yetmiyor işte günün sonunda sürekli "bak işte bugün de boş boş geçti" derken buluyorum kendimi. Sevgili haftasonları çok yardımcı oluyor sağolsun ama o da günün sonunda "bununla uğraşmak dışında birşey yapmayı unut sen" diyor çünkü minicik bir insan olmasına rağman tüm gün bizi meşgul etmeyi beceriyor maşallah.

Son olarak beni depresif hallere sokmayı becermiş minik canavarıma aşağıdaki şarkıyı hediye ediyorum.

işte ben böyle bir hal içindeyim
aslında derin keder içindeyim
bazen bilmeyerek ne yaptığımı
iyi kötü güzel çirkin her biçimdeyim

P.S. : Tatlı oğlum olur da büyüyünce bu yazıyı okursan SENİ ÇOK SEVİYORUM :)
P.S.2 : Annelik böyle bir ikilem işte çocuğuna kızarken bile onu çok seviyorsun, severken kızıyorsun :)

22 Ocak 2010 Cuma

Yavruyu Beslemek : Emzirmek

Bu konuda yazacak o kadar çooooook şey var ki nerden başlasam, nasıl anlatsam :)
İlk 2 gün emzirmek en zor matematik problemini çözmekten daha zor gelmişti bana, hemşireler memeyi bebeğe 10 saniyede şıp diye verebilirken ben oldukça uğraşmış ilk gece pes edip hüngür hüngür ağlamış ama sonra azimle çalışmalarıma devam etmiştim. İki çocuk büyütmüş olan sevgili arkadaşım beni uyarmıştı emzirmek ilk 2 hafta çok zor canın acıyacak ama pes etme alışacaksın ve sonrası çok kolay olacak diye. Hastaneden çıkarken evde yardım edecek hemşire de yok ben nasıl emziricem bu yavruyu diye korkuyordum ama korktuğum gibi olmadı. Eve gelir gelmez emzirme çizelgesi tutmaya başladım. Saat kaçta emzirdiğimi hangi memeden kaç dakika emdiğini yazıyordum. Ev halkı benimle dalga geçiyordu ne gerek var herşeyi yazmaya diye ama olsun :) Ben okul hayatımda da hep yazarak çalışan bir öğrenci oldum ve yazmayı seviyorum.

Hastaneden çıkarken doktor bize bebeği 2 saatte bir emzirmemizi söyledi. Gerçi anneme göre emzirmenin saati olmaz bebek emmesi bittikten 15 dk.sonra bile acıkabilir ama gene de biz doktoru dinledik. Unutmamak için telefonumun alarmını sürekli bir sonraki emmeye ayarlıyordum gel gör ki yavruyu uyandıramıyorduk bir türlü. Çocuk uyuyordu ve kesinlikle uyanıp emmek istemiyordu, uyurken emsin diye uğraşıyordum onu da yapmıyordu. Sevgili bırak çocuğu uyanınca emzirirsin diyordu ama ben ya aç kalırsa korkusuyla durmadan çocuğu uyandırmaya çalışıyordum. İlk 2 hafta böyle debelenerek geçti diyebilirim. İlk günler emzirme konusunda çok kararsız kalıyor insan doktor her memeden 10 dk.verin demişti ama bazı otoriteler ( internette her okuduğumuzu otorite kabul etme sorunsalı baş gösterdi bebekle beraber o da ayrı bir yazının konusu) bebek bir memeyi iyice emsin bitirsin sonra diğerine geçin diyor. Bebeği olan arkadaşlarıma meme basıl bitiyor? sorularıma, anlarsın zaten canım balon gibi sönüyo zaten süt çekilince falan gibi bilimsel olmayan cevaplar aldım ve tüm incelemelerime rağmen halen de memedeki sütün bitmesi olayını anlamış değilim. Bende bilimsel olana bakıp her memeden 15 dk. metodunu uyguladım. İlk zamanlar bebek zaten çok az emiyormuş onun için yarım saat emiyordu yavru. Fakat 2 saatte bir yarım saat emzirme olayından ben biraz çabuk yoruldum günün yarısı emzirmekle geçiyordu ve ilk 1 ay Poyraz emerken meme uçları çok acıyordu uzun saatler acı çeke çeke emzirdik yani. Gerçi ilk 5 dk.acıyordu sonra ya geçiyordu yada bünye acıya alışıyordu bilemiyorum. İlk ay doktor kontrolünde doktora ilk sorum " gene 2 saatte bir emzirecekmiyiz?" olmuştu adam gülerek evet 1 ay daha bu tempoyla devam deyince yıkılmıştım :)

Yani böyle anlatınca şikayet edermiş gibi oldu ama napalım gerçek bu ( allah baba beni cezalandırıp sütü kesmezsin dimi?). Neyse öyle böyle ilk 2 ayı devirdik, Poyraz'ı uyandırabildiğim ölçüde 2 saatte bir emzir kuralına uydum her memeden 15 dk. emzirdim. İnsan anne olunca herşeyi doğru yapmak istiyor (kime göre neye göre doğru ?) bende böyle biraz canım acıyarak da olsa emzirdim ama sonucunu da aldım doğrusu ilk ay 1 kg. ikinci ayda 1 kg.ya yakın kilo almış oğlum hatta fazla mı emzirdim acaba diye bile düşündüm. Çünkü Poyraz çok kusan bir bebek, her emmeden sonra çıkarıyor bende tabii "ulan canımı yaka yaka emiyorsun sonra da çıkarıyorsun" diye içimden kızıyorum ona ama kendisine birşey demiyorum tabii :)

3.aydan itibaren kusmaları da biraz azalır belki diye emme süresini 20 dk.ya düşürdüm her seferinde 20 dk.emmeye itiraz etmedi küçük bey şimdilik 20 dk. olarak devam ediyoruz bazen 15 dk.da bile doyuyor. Artık doyduğunu anlıyorum ama gene o tüm annelerin anladığı memede süt bitttiğini gözünle anlarsın zaten teziyle değil beyefendi itiyor memeyi artık emmek istemeyince. Zaten ne zaman 3.ayı bitti emzirmek zorlaşmaya başladı çünkü emmeyi oyun sanmaya başladı bizimki elleri kolları hiç durmuyor habire memeyi itiyor çekiyor, oğlum dur diyorum yok, ellerini tutmaya çalışıyorum bu sefer kafasını geri çekip ağzıyla oynuyor, yani 3,5 aylık çocuğa "oğlum oynama güzel ye yemeğini" diyorum resmen :)

2.ay doktor kontrolünde gene emzirme süresini sormuştum doktora o da "her anne kendi doğrusunu bulur ve bebeğinin doyduğunu anlar zaten" diye güzel bir yanıt vermişti. Onun için yeni anne olanlar benim gibi abartmamalı bence mesela geçen ay kuzenim doğum yaptı (gerçi 3.çocuğu) valla benimki sürekli memede diyor habire emmek istiyor bende veriyorum diyor. Birkaç gün annemlerde geçirdik annem de ağladıkça meme ver çocuğa aç bu aç deyip duruyor bense her ağladığında meme vermek istemiyorum. Şimdilik saatli emmeye bir itirazı yok Poyraz'ın, yemek saatlerine uyuyor. Bazen çok ağladığında mecburen meme veriyorum ama 5 dk. susunca bırakıyorum hemen. Emmeyi ağlamakla veya uykuyla bağdaştırmasını istemiyorum. Kilo alımı iyi gitiiğinden ( maşallah ) şimdilik emzirmeyle aramız iyi diyelim. Yiyor ve doyuyor, birkaç haftadır da fazla sütü sağmaya başladım. İşe döneceğim için değil ne olur ne olmaz diye başladım hergün bir biberon sağıp atıyorum buzluğa.

2 çocuğu olan başka bir kuzenim insan anne olduğunu emzirince anlıyor, emzirdikçe bebeğini daha çok seviyorsun demişti. Gerçekten doğru özellikle gözlerini kocaman açmaya başladığı andan itibaren öyle güzel bakıyor ki bana insan aşık oluyor vallahi. Gözlerimin tam içine bakıyor ve ben ona gülersem memeyi bırakıp o da gülüyor güzel oğlum benim. Emzirmek gerçekten zor ama bir o kadar da kutsal ve güzel. Onun doyduğunu, mutlu olduğunu ve güldüğünü görmek için tüm memeler feda olsun :)

20 Ocak 2010 Çarşamba

Tracy Hogg Kitabı

Komşu bloglarda o kadar çok okumuştum ki hamile olduğumu öğrendiğimde ilk aldığım kitap bu oldu. Tracy Hogg Amerikalı bir bebek hemşiresi ve uzun yıllar bebek sorunlarına çözümler bulmuş birisi. Bebek sorunları için değişik yöntemler yaratmış ve kitabında bunları uzun uzun anlatıyor. Bloglarda o kadar çok övülmüştü ki almadan olmaz deyip kitabı alıp hamileyken hazırlık olsun diye okumaya başlamıştım. Tabii henüz hamileyken ve minik yavru kucağında yokken yazılanlar kulağa pek bir hoş geliyor ve o gazla "evet ya bunların hepsini yapıcam ben hemde aynı Tracy teyzenin dediği gibi 4 haftalıkken başlıycam ki bir an önce alışsın yavru" diye düşünüyor insan. Tabii bebek doğduktan sonra kazın ayağının öyle olmadığı çok geçmeden anlaşılıyor :)

Poyraz doğduktan sonra da sık sık kitabı okudum hep başucumda ve Tracy teyzenin EASY yöntemini uygulamaya çalıştım ama ne kadar başarılı olduğum tartışılır :) Bu yönteme göre ilk 3 ay
Bebek sabah 7 de kalkacak, emecek, 1-1,5 saat arası uyanık kalacak bu sırada altını değiştirip çeşitli aktivitiler yapacaksın, uyandıktan 1,5 saat sonra bebeğin tekrar uykusu gelecek,uyutacaksın ve 1,5 saat uyuyacak bu sırada sen de dinlenecek veya ne istiyorsan onu yapacaksın sonra uyanacak ve aynı döngü tekrar başlayacak.
Yazması ve okuması güzel de yapması zor valla, evet Poyraz 7 de kalkıyor kalkmasına ama ben o saatte kalkamıyorum ki. Poyraz uyanıyor emiyor ve tekrar uyuyoruz beraber guzz guzz diye. Aslında Tracy'e göre kaldırıp uyanık tutmam lazım 1 saat ama ben kendimi uyanık tutamadığımdan onu uyanık tutmam imkansız oluyor tabii :) Böylece Tracy teyzenin sabah rutininden sınıfta kalmış oluyoruz. Biz ancak 9 - 10 gibi kalkıp güne başlayabiliyoruz ama ondan sonrasında rutine uyuyoruz denebilir. Uyanınca emiyor, uyanık duruyor ve uyandıktan yaklaşık 1,5 - 2 saat sonra tekrar uyuyor Poyraz. Gündüz uykuları çok uzun sürmüyor Poyraz'ın bazen yarım saat sonra kalkıyor bazen 1 saat bazen 1,5. Yani Tracy'nin dediği gibi olmuyor herşey çünkü bebeğin bir günü bir gününe uymuyor. Birkaç gün tam yazılanlar gibi davranıyor heh diyorum alıştı rutine benim akıllı oğlum seviniyorum, ertesi gün aşırı huysuzluk yapıp hiçbir rutine uymayarak bağımsızlığını ilan ediyor.:)

Tracy'nin iddiasına göre Amerika'da binlerce bebek bu rutine göre yaşıyor ve aileler çok mutlu kitabı okuyunca ulan diyorum bende mi bir terslik var. Gerçi Poyraz gündüz gene de rutine uyuyor sayılır yalnızca saatleri uymuyor ama genelde uyanıp emdikten sonra mutlaka uyanık kalıyor tek sorun uyanık kaldığı saatler uyuduklarından daha fazla :) Aynı babasına çekmiş uykusuz canavar, babasının da uykuyla pek arası yoktur Poyraz'da öyle bıraksan 4-5 saat uyumadan durabiliyor ama uyandıktan 2 saat sonra ben onu uyutma çalışmalarına başlıyorum bazen çok kolay uyuyor bazen de diretiyor.

Hadi gündüz rutine öyle yada böyle uysak da Tracy'nin rutininde bebek akşam 7 de yatıyor , gece 11de bebeği uyandırmadan emziriyorsunuz ve sonrasında sabaha kadar uyuyor :))) hahahaha deyip buna ancak gülüyorum buna kaç bebek uyuyor acaba merak ediyorum. Gece 11'den sabah 7'ye kadar kaç bebek deliksiz uyuyodur ki? Valla bizim oğlanı ben 11'de emziriyorum daha sonra 2-3 arası uyanıp emiyor ve sonrasında da 5'de uyanıyor yani gecede 2 defa daha acıkıyor. Zaten gündüz 3 saatte bir acıkan bir bebek bütün gece acıkmadan nasıl uyusun? Tracy'nin açıkmasına göre bebek 3 ayını bitirdikten sonra gece deliksiz uyuyabilir ve uyanmaz. Bunun için de gündüz bebeği daha fazla beslemeyi öneriyor , benim oğlan beni iliğime kadar emiyor maşallah kilo alımı da gayet iyi yani doyuyor buna rağmen gece 2 kere kalkıyor mutlaka. Bence bir bebekte normal olan da budur yani bu gece meselesinde Tracy teyzeye bir türlü hak veremedim.

Tracy kitabında beslenme, uyku, tuvalet eğitimi gibi tüm önemli konularda yöntemler veriyor. İngilizce websitesine baktığımda Amerikalılar kendisinden ve yöntemlerinden çok memnun. Bizim Ayşe Öner'in Amerikalı versiyonu yani :) yöntemlerinin hepsini beğenmesem de gene de bebek bakımına değişik bir yaklaşım getirdiğini söyleyebilirim, okumakta fayda var.

19 Ocak 2010 Salı

Mutlu Bir An...

Mutlu bir an: Kucağımda bebeğimle koltukta battaniyenin altında oturup çay içerken dışarıda ince ince yağan karı seyretmek, gözleri kapanıyor birazdan uyuyunca onunla koyun koyuna uyumak, uyanır uyanmaz gözlerimin içine bakıp gülüşünü seyretmek :)
Bugün bunu facebooktaki durumuma yazdım o an gerçekten reklamda anlatılan gibi mutlu bir andı. Camdan dışarıyı seyrederken neler hayal etmedim ki. Çok değil birkaç sene sonra kar yağdığında Poyraz'la sıkı sıkı giyinip dışarı çıkmayı ve kartopu oynamayı. Onunla ilk kardan adamını yapmayı, burnuna havuç takmayı , belki evden eski bir atkı bere bulup kardan adamına takmayı, ona zeytinden gözler yapmayı. Biz çocukken daha çok kar yağardı ve şimdiki gibi az yağmazdı yerler kesin kar tutardı ve bol bol oynardık. Senenin ilk karı yağdığında içimi bir sevinç kaplar, Poyraz'da böyle bir çocuk olursa o ilk kar yağdığında beraber sevinip kar tutsun diye dua ederiz. Ertesi gün kar tutmuşsa eğer kendimizi sokağa atarız, insan kartopu oynamaya doyamaz çocuk da olsa büyük de ama eldivenler hemen ıslanır ve eller donar. Onun için onun minik elleri üşümesin diye 2-3 tane yedek eldiven koyarım ceplerime ıslandıkça yenilerine takarım :). Sahile ineriz arabayla açık alanlarda kartopu oynamak daha zevkli oluyor, hasta olacak diye pinpirikleneceğime gönlünce koşup oynamasına ve karlarda yuvarlanmasına izin veririm. Minik burnu soğuktan kırmızı olunca hemen sıcak bir kafeye atarız kendimizi, kapının önünde ayaklarımızı yerlere vura vura karlarımızı dökeriz önce, içeri girip soyunup dökünürüz , muhakkak soba yanıyordur bir yerlerde ve o sobanın kenarına oturup ellerimizi ısıtırız. Babası ve ben ortamıza alırız minik kuşu üfleye üfleye ellerini, öpe öpe minik burnunu ısıtırız. Sıcak birşeyler söyleriz kendimize , yanımda mutlaka bir çanta çantada onun için süt vardır, rica ederiz sütü ısıtırlar hep birlikte içeriz, yanında kurabiye ısmarlarız :)



Camdan dışarıyı seyrederken bunları hayal ettim, 10 seneye yakındır sürekli çalışmış bir insan olarak hafta içi bir günde evde oturuyor olmak bile benim için mutlu bir andı zaten bir de kucağımda Poyraz varken daha ne isterdim? Bu esnada akşam olmak üzereydi ve hava kararmaya başlıyordu yavaştan, düşündüm birazdan insanlar yollara dökülecek evlerine ulaşmak için, belki kar yağdı diye biraz erken çıkacak kimileri, trafik eminim çok sıkışık olacak ve bir sürü insan sıcak evlerine ulaşmak için saatlerce trafikte bekleyecek, belki durakta araç beklerken üşüyecek, durağa yürürken ıslanacak ve hay allah nerden çıktı bu kar şimdi diyecek. İnsan o keşmekeşin içindeyken birçok şeyin tadına varamıyor ne yazık ki. Birden kendimi çok şanslı hissettim oğlumla vakit geçirebildiğim için hemen işe dönmek zorunda olmadığım için. Oysa daha dün sürekli evdeyim canım sıkılıyor bünye alışık değil bu kadar evde oturmaya, havalar ısınsa artık diyen de bendim. Bugünse azıcık da olsa yağan kar bir sürü şey hayal etmeme ve mutlu olmama yetti de arttı bile :)

Hamilelik Sırasında Özlediklerim..

Ben hamileyken bir sürü blogda insan hamile olmayı çok özlüyor ve bu yüzden insanlar 1 sene sonra tekrar hamile bile kalıyor diye okumuştum. Hamilelik aslında zor bir süreç ama bir o kadar da güzel. Ben çok şanslıyım ki çok güzel bir hamilelik geçirdim son 2 ay hariç hiç bir zorluk çekmedim. Son 2 ayda yalnızca aşırı kilonun verdiği göbeği taşıyamamaktan sırt ve bel ağrıları oldu  o kadar. Birçok kişiye göre çok şanslıydım onun için o kadarcık ağrıya da ancak şükrettim.  Şimdi doğumdan 3,5 ay sonra dönüp baktığımda hamileliğimi gerçekten çok özlüyorum öyle güzel ve özel günler ki insan mümkün olduğunca tadını çıkarmalı o günlerin.

Hamileyken neleri özledim ??

* Ayak tırnaklarımı kesmeyi :)
* Yüz üstü yatarak uyumayı.
* Ara sıra da olsa yaptığımız şarap keyiflerini.
* Sevgiliye sıkı sıkı sarılmayı (arada bir engel olunca düzgün sarılamıyo da insan :)
* Oturduğum yerden desteksiz hop diye kalkmayı.
* Ofiste rahat rahat oturmayı (bel ağrısından pek rahat oturamadım koltukta)
* Topuklu ayakkabı giymeyi.
* Henüz içeride olmasına rağmen oğlumu özledim , biran önce gelsin de onunla tanışayım istedim oysa içeride olması da ayrı güzelmiş :)

Hamilelik sonrası özlediklerim ...

* İlginç ama hamileliği özlüyorum, özellikle Poyraz'ın beni kızdırdığı günler içerideyken ne rahatmış diyorum :)
* Tabii ki bebeğimin içimdeki hareketleri, tekmeleri onu hissedişim.
* Görmeden bir canlıyı çok sevebilme duygusu.
* Kraliçe muamelesi görmek, sevgili pek yapmasada annemlerdeyken resmen bir kraliçe gibiydim. (tabii poyraz doğdu benimle işleri bitti :), sırf o ilgi için bile tekrar hamile kalmak gerek )
* İçimde bir canlıyı taşımanın verdiği sorumluluk ve keyif.
* Şafak sayar gibi gün saymak, onun içerideki gelişimini takip etmek, okumak ve içimde büyüyen bu mucizeye hayretler içinde bakmak.
* Ultrasonda bebeğimi görmek için gün saydığım doktor randevuları.
* Onun hareketlerini ultrason ekranında görmek ve çocuk gibi sevinmek.

Hamilelere büyülü bahçe denir, gerçekten büyülü bir durum. Ben hamileyken çok sabırsızdım ve günler biran önce bitsin bebeğim biran önce doğsun istiyordum oysa hamilelik sonuna kadar keyifle yaşanmalı o günler çok özel sonuçta kaç kere hamile kalıyor insan ömründe? bebek doğduktan sonra ömür boyu bizimle ama hamilelik yalnızca 9 ay onun için her günün tadını çıkarmaya çalışmalı. Bir daha hamile kalırsam (ki kalmayı düşünüyorum) daha sakin, dingin, telaşsız bir şekilde sabırla bebeğimi bekleyip hamileliğimin tadını çıkarmayı planlıyorum....

18 Ocak 2010 Pazartesi

Poyraz Karnımdayken...

Sevgili ve ben bir bebeğimiz olmasını istiyor hatta bunun için uğraşıyorduk ama blogun ilk yazılarında da yazdığım gibi Poyraz'a hamile kalmam tamamen mucizevi bir sürpriz gibi oldu. Hayatımızda bazı şeylerin ters gittiği bir dönemde tam da artık umudumuzu kesmeye başlıyorken kendiliğinden çıkıp geliverdi oğlumuz. Zaten hamile kalmayı çok istediğimden hamilelikte yaşadığım ufak tefek sorunları da hiç dert etmedim ve çok rahat bir hamilelik geçirdim. Hamileliğimin bu kadar güzel geçmesinde pozitif yaklaşımımın ve bebeğimi gerçekten çok isteyerek ve severek taşımış olmamın da etkisi olduğunu düşünüyorum. Cevabını bulamadığım pek çok soru olmasına rağmen bunları kafaya takmamaya çalışıp hep bebeğe odaklandım. Uzun süre bebek sahibi olmak için uğraşıp sonunda hamile kalan insanlar forumlardan okuduğum kadarıyla konuyu çok abartıp hamileliklerini neredeyse bir fanus içinde geçiriyorlar, bebeğe birşey olmasın diye herşeylerini kısıtlıyorlar ,doktorlar bile anne babasını bekletip gelmekte naz yapan bu bebeklere "kıymetli gebelik" diyor. Ben böyle yapmadım hamile olduğumu öğrendiğim ilk andan itibaren kafamda sürekli aynı şeyi hayal ettim "bebeğim sağlıklı bir şekilde dünyaya gelecek". İlk andan itibaren onun erkek olduğunu hissediyordum ve çok güzel bir erkek bebek hayal ediyordum.

Poyraz karnımda 3.ayının sonunda
Hamile olduğumu öğrenir öğrenmez ilk iş annemlerle paylaştım. Sonra bir akşam yemeğinde dedesine (baba dedesi) müjdeledik onun gelişini. Bir bebek haberi herkesi mutlu ediyor en sert insan bile bir bebeğin gülüşü karşısında çocuklaşabiliyor bence. Oğlumuzun ( ki o zaman oğlan olduğu da kesin değildi) yolda olduğu haberi ailede çoşkuyla karşılandı. İlk aylar insan çok fazla da kilo almadığından ve bende mide bulantısı vs.de olmadığından pek birşey anlamadan geçti. Baharın gelmesiyle birlikte gezmelere başladık.


    Poyraz karnımda 5 aylıkken Sapanca'ya gittik.

Poyraz karnımda 6 aylık, alışverişe doyamıyorum habire birşeyler alıyorum oğluma :)

15.Temmuz.2009 Poyraz karnımda 7,5 aylık babasının doğumgününü kutladık Fenerbahçe sahilinde.

Poyraz karnımdaki 7.ayını tamamladı, sabah işe gidiyorum otoparktayız.


25.Temmuz.2009 Poyraz 7.ayını tamamlamak üzere, arkadaşımın nikahına gitmek üzere süslenmişim koca göbişimle.

26.Temmuz.2009, Poyraz karnımda babasıyla Heybeliada'yı geziyoruz.

27.Ağustos.2009 Poyraz 8.ayını bitirirken annesinin doğumgünü kutluyor.

4.Eylül.2009, Poyraz karnımda 9.ayına girdi.

16.Eylül.2009, Poyraz karnımda son 3 haftasına girdi, Beylerbeyi Polis Evinde iftar yemeğindeyim

27.Eylül.2009 Poyraz'ın karnımdaki son haftası olduğundan fotoğrafçıda ilk aile resimlerimizi çektirdik.

28.Eylül.2009 Poyraz 9.ayının sonunda artık gelmesi için gün sayıyoruz.

2.Ekim.2009, Poyraz aramıza katılacak çok heyecanlıyız, sabah hazırlandık hastaneye gitmek üzere evden çıkıyoruz. Bu evdeki iki kişi olarak geçirdiğimiz son sabah, eve döndüğümüzde yanımızda minik bir insan daha olacak :)
Hamileliğimin fotoromanı gibi oldu biraz, az yazı bol fotoğraf fakat bunlar bence çok değerli anılar, insan ömründe kaç defa hamile kalıyor ki? Dijital makineler çıktıktan sonra yüzlerce resim çeker olduk fakat hepsi bilgisayarda klasörlerde duruyor çoğunu bastırmıyoruz bile, hamilelik günlerim benim için çok değerli ve güzeldi bu yüzden 9 ayın özetini resimlerle yaparak oğluma güzel bir anı olsun istedim.

17 Ocak 2010 Pazar

Doğumgünleri...

Annem ve teyzemler doğumgünlerine çok önem veriyor ve kutlamaya bayılıyor , babam ve ananem artık yeter büyüdünüz eşşek kadar oldunuz kutlamayın deyip karşı çıksalarda annemler dinlemiyor ve doğumgünlerini her sene şenliklerle kutluyorlar. Ben şu 3,5 aylık ömrümde şimdiden iki tanesine katıldım bile teyzelerimin ikisinin de doğumgünlerini bizim evde kutladık.

19 Aralık küçük teyzem Nesrin'in doğumgünüydü, annem geçen senede teyzeme evde sürpriz parti yapmış ama bu seneki sürpriz değildi teyzem artık otuzu geçtik doğumgünü istemiyorumm desede annem dinlemedi kız kıza kutladılar beni de herkes mıncıkladı valla o gün. Aslında çılgın teyzemle annem o gün sabahtan üşenmeyip bana noel baba kostümü bulmak için Eminönüne gittiler, aradılar taradılar bulamadılar. Tabii gitmişken dayanamayıp gene bana bir sürü ciciler almışlar, ben babamla arabada oturup çoğunlukla uyuyarak annemleri bekledim. Eve akşam üzeri döndük ve teyzem beni yıkarken annem evi hazırladı , zaten birkaç gün önceden evi süslemişti annem, yılbaşı diye birşey varmış her sene yeni yılın gelişi kutlanıyormuş bu yüzden annem evi ışıl ışıl yaptı bu yanıp sönen ışıklara bayıldım doğrusu. Teyzemin doğumgünü için önce güzel bir sofra hazırlandı.

Sonra misafiler geldi yavaş yavaş, annem parti konsepti olarak aldığı maskeleri herkese dağıttı ve zorla taktırdı. Tüm misafirler gelince yemek yediler bu sırada annem rahat yesin diye bana teyzem baktı baktım salonda şenlik var bende yatak odasında durmak istemedim hep onlarla durdum.



Annemler güzel yiyecekleri yediler, bol bol muhabbet ettiler bu sırada ben kucaktan kucağa dolaştım keyif yaptım, bir sürü resim çektirdiler. Teyzem için pasta kestiler ve kadeh kaldırdılar. Annemde bu özel gün hatrına bir kadeh içmiş o kadardan birşey olmaz annecim yaa kafam güzel oldu hemen uyudum :)


Sonra teyzem benim pijamalarımı giydirdi önce teyzemler beni tost kaşarı gibi kucaklayıp, mıncıkladılar sonra uyutmaya çalıştılar.

Neyse sonunda Nesrin teyzem uyuttu beni yoksa daha eğlenceye katılmak istiyodum aslında ama artık dayanamadım çok uykum geldi. Kızarsa kızsın seneye de kutlarız gene doğumgününü eğlenceli oluyor.


6.Ocak büyük teyzem Necla'nın doğumgünüydü. Onun için farklı kutlamalar yaptı annemler. Annem beni aslında 4 ocakta doktora götürecekti ama teyzeme sürpriz yapmak için randevumu 6 ocak gününe almış ama teyzeme söylemedi onun işyeri benim doktoruma çok yakınmış bizde ona sürpriz yaptık. Doktordan çıkınca onun işyerine gittik o bizi evde sandığı için çok sevindi. Giderken ona uçan balon aldık gerçi ben balonu pek vermek istemedim sıkı sıkı tuttum ama sonra hediye ettim teyzeme.



Teyzemin ofisinden çıkıp eve gittik yemek yedikten sonra tekrar teyzemlere gittik kendisinin haberi yoktu ona evde aile arasında küçük bir kutlama yaptık, pasta kesti teyzem. Internetten çok komik şarkılar bulmuşlar teyzemler çok komik danslar etti çok güldüm izlerken valla, annemde kucağında ben olduğum için oturduğu yerden eşlik etti onlara.
 
Nasıl teyzeme hediye aldığım şapkayı beğendiniz mi??

Ertesi gün teyzemin doğumgününü tekrar kutladı annemler, dedim ya annemler çok seviyor bu doğumgünü olaylarını annem diyor ki benim ilk doğumgünümü kırk gün kırk gece kutlayacakmış, yaşasınnnn :)
Bu sefer bizim evde kutladık teyzemin doğumgününü bir arkadaşı da geldi önce ona güzel bir masa hazırladı annemler, çok da güzel bir pasta yaptırmışlar.


Teyzem de o gün çok şık olmuştu, pastasını kesip mumlarını üfledikten sonra yeni yaşına kadeh kaldırdı annamler. Annem gene bir kadeh içmiş ama ben göremedim çünkü bu seferki doğumgününe yetişemedim saat 9 da uyumuşum artık erken yatıyorum zaten, erken yatıp erken kalkmayı öğrendim.





16 Ocak 2010 Cumartesi

Poyraz'la İlk Yılbaşı ...



Son yıllarda yılbaşını dışarıda geçirmeyi sevmemeye başladım (yaşlılık belirtisi mi ne?). 2000 senesine Taksim'de girmiştim ve arkadaşlarla birbirimizi kaybetmiştik :), yılbaşında tüm mekanlar aşırı derecede kalabalık olmaya başladı ve insan kendini eğlenmeye o kadar şartlıyor ki gecenin sonunda nedense hep yeterince eğlenememiş gibi hissediyor. Son birkaç yıldır yılbaşını annemlerin evinde geçirdik zaten ailecek yemeği çok sevdiğimizden güzel bir sofra ve sonrasında bir dolu aperatifle yemek üzerine kurulu bir gece oluyor genelde. Bu sene Poyraz'ın da aramıza katılmasıyla yılbaşına gene annemlerde girmeye karar vermiştik (gerçi sevgili son anda bizi ekti ve yılbaşına evde yalnız girmeye karar verdi , sitem sitem sitem).
Poyraz'a ilk yılbaşı için noel baba kostümü almak istiyordum hazır satılıyormu diye aradık ama bulamadık bunun üzerine Nesrin teyzesi üşenmedi kostümcüde diktirdi. İlk yeni yılını Uyuyan Noel Bebe olarak karşıladı benim oğlum.

Gündüz Poyraz'la evdeydik akşam babası gelince Poyraz'ı babasıyla başbaşa bırakıp evdekilere hediye almak üzere dışarı çıktım. Eve geldiğimde baba oğul oturuyorlardı.

Evde annemin kuracağı sofraya ek olarak aperatif tavuk ve baharatlı patates yaptım, kendim giyinip Poyraz'ı da giydirdikten sonra annemlere gittim. Sevgili kalabalığı pek sevmediğinden son dakikada gelmemeye karar vererek beni sinir etti ve biz başbaşa gittik oğlumla.  Zaten oraya gittiğimizde sofra hazırdı ve bizi bekliyorlardı.

Eskiden televizyonda canlı programlar olurdu artık onu bile yapmıyor kanallar ne ilginç acaba bütün Türk halkı yılbaşını dışarıda kutluyor, kimse televizyon seyretmiyor da benim mi haberim yok?
Biz eskiden tombala oynardık, geçen sene tabu oynadık ama bu seneki oyuncağımız Poyraz olduğundan başka birşey oynamaya gerek kalmadı. Teyzeleri ve dayısı bol bol Poyrazla oynadı, yavrum aşırı ilgiden uyuyakalana kadar oynayıp durdular.



Poyraz'da bu oyunlara katılıp uyku onu esir alana kadar direndi ama sonunda dayanamayıp gece yarısı olmadan uyuyakaldı. Gerçi uyurken bile noel baba olarak hediyelerini dağıttı :)

Artık Poyraz'la birlikte erken kalktığımdan eskisi gibi geç saatlere kadar oturamıyorum bu yüzden ikiye doğru artık yavaş yavaş uyku bastırınca bizde toplanıp evimize döndük böylece ilk yeni yılını ananesi , teyzeleri ve dayısıyla karşılamış oldu Poyraz. Yolda uyuyan Poyraz bey eve gelince gözlerini açtı ama babası onu bekliyordu ve her zamanki gibi onu omuzunda uyuttu.

Daha nice seneleri seninle birlikte karşılarız inşallah güzel oğlum, sen geldin hayatımız renklendi ve çok daha güzel oldu. Yeni yılda kimbilir ne ilklerini yaşayacağız beraber ilk adımını atacaksın, sendeleyip düşeceksin minik poponun üzerine, ilk doğumgününü kutlayacağız, biz hep yanında ve arkanda olacağız. Seninle geçecek her yeni yıl eskilerinden çok daha güzel olacak, yeni yılın kutlu olsun güzel bebeğim...

15 Ocak 2010 Cuma

Hayatımın 3.Ayı


Gördüğünüz gibi bilgisayara ve yazı yazmaya iyice alıştım bu gidişle annemi geçerim, onun gibi on parmak değil şimdilik iki parmakla yazıyorum ama olsun :)

Aralık ayı gene şenlikli bir aydı sanırım bizim evde olaylar hiç bitmeyecek buna alışsam iyi olur. Annem beni gezdirip duruyor aslında bir yandan güzel de birde arabama biner binmez uyuyakalmayıp dünyayı biraz görsem daha güzel olacak. Ama napiyim dayanamıyorum normal arabaya biner binmez veya bebek arabama biner binmez çok uykummmm geliyo hoppp uyuyakalıyorum , annemlerde rahat rahat geziyor :) neyse biraz daha gezsinler bakalım ben hep böyle arabada uyuycam mı sanıyosunuz? gözümü kırpmadan dünyayı seyredeceğim, her türlü yaramazlığı yapacağım günlerde gelecek biraz daha büyüyünce görürsünüz siz..

Bu ay annem beni sağlık ocağı diye bir yere götürdü ve bana 3 tane birden aşı yaptılar ama çok az ağladım annem bana afferimmm dedi. Ertesi gün akşam annem ve babam beni ilk defa teyzemlere bırakıp sinemaya gittiler anlamadım sanıyosanız yanılıyosunuz, uyandım baktım annemler yok önce şaşırdım ama teyzemler bana çok iyi baktı bende huysuzluk yapmadım fazla, sonra annem gelince hemen emzirdi beni zaten.

12.Aralık Cumartesi günü iki etkinlik birden yaptık annemle çok yoruldum valla buna rağmen gece 12 ye kadar uyumadım cin gibi açtım gözlerimi etrafı seyrettim. Önce annemin liseden arkadaşları geldi beni görmeye, kucaktan kucağa gezdim valla bir ilgi bir ilgi sormayın. Çok sevdim bu insanları hep gelsinler benimle oynasınlar böyle.


Akşam onlar gidince annem jet hızıyla evi topladı sonra teyzemler bizi arabayla aldı ve annemin kuzeninin evine gittik. Onun kızı Selin'in doğumgünü partisi varmış bizi beklemiyorlardı tabii şaşırdılar. Ne sandınız ya ben daha 3 aylığım ama hiçbir şey kaçmaz benden , heryere gelirim işte böyle :) Orda bir sürü çocuk vardı hepsi de beni sevdi ne de olsa en küçüğüm.

15.Aralıkta babam işten eve erken geldi ve bizi gezmeye götürdü. Meydan diye bir yer varmış oraya gittik çok güzel süslemişlerdi orayı yılbaşı diye. Her yer ışıl ışıldı annemle babam beni arabayla gezdirdi.  Sonra orada İkea diye bir yer var annem beni orada emzirdi, hemen girişte top havuzu vardı dikkatimden kaçmadı not ettim kafama büyüyünce gelip oynıycam orda.





19.Aralık Nesrin teyzemin doğumgünüydü o gün annemler üşenmedi sabah erkenden kalkıp bana noel baba kostümü bulmak için Eminönü diye bir yere gittiler. Annem burayı çok seviyomuş bana burdan bir sürü cici almış annem önce beni götürmeyeyi düşündü ama oraya gidince 3 saatte dönemeyeceğine karar verip beni de götürdü oleyy bende ilk defa Avrupa yakasına geçmiş oldum. Babam bizi arabayla götürdü normalde arabaya biner binmez hemen uyurum ama bu sefer uyumadım köprüden geçtik aman allahım ne kadar çok su vardı denizmiş orası masmavi gözlerimi kocaman açıp camdan dışarıyı izledim. Sonra annemler alışveriş yaparken arabada durdum ben babamla, arka koltukta babamın kucağında uyumuşum çok da şekilsiz uyumuşum, babam da ben uyanmıyım diye kıpırdamamış her tarafı ağrımış canım babam benim ne kadar çok seviyoo beni :) annemler her tarafı aramışlar ama noel baba kostümü bulamamışlar ee tabii hazır gelmişken bana gene bir sürü cici almışlar. Akşam eve döndük teyzem beni yıkadı tertemiz oldum cici cici giydirdi annemde bu sırada masayı hazırladı ve teyzemin doğumgününü bizim evde kutladık. Tabii kalabalığı gördüm bende geç yattım banane yaa herkes eğlenirken ben niye uyuyomuşum??

22.Aralıkta teyzemin arkadaşı Güler Teyzem beni görmeye geldi bende giyindim süslendim onlar için, ilk kez kot pantolon giydim yakıştı valla herkes öyle söyledi :)

Havalar soğuk diye annem beni çok dışarı çıkarmak istemiyor ama 26.Aralıkta beni sarıp sarmaladı gezmeye gittik evde de otur otur bir yere kadar sıkılıyoruz annemle çıkıp gezmek istiyoruz. Teyzem kahvaltıya gelmişti kahvaltıdan sonra teyzem beni parka götürdü gezdirdi annem o sırada kuaföre gidip saçını kestirdi, babam çok kızdı uzun saç seviyomuş ama annem benimle uğraşırken çok terliyomuş onun için kısalttı saçlarını. Sonra o da parka geldi hep beraber gezdik baya yürüyük Erenköyde mağazalara baktı annemler alışveriş filan yaptılar ben uslu uslu oturdum arabamda. Beni hep gezdirsinler diye hiç yaramazlık yapmadım.

Eve dönünce teyzem bana baktı bu sefer annemle babam dışarı çıktılar alışverişe markete filan gitmişler. Bu sırada annem ebebek diye bir yere gitti daha önce beraber de gittik oraya biliyorum ben çok güzel kocaman bir yer bir sürü oyuncak var. Annem ordan süt sağmak için pompa almış tutturmuş o hastalanırsa filan emziremezse ben ne yermişim ona takmış kafayı o yüzden almış bu pompayı neyse eve geldiler çocuk gibi hemen denemeye başladı annem biraz süt sağdı sonra onu bana içirmeye karar verdi. Böylece bende biberonla tanışmış oldum önce şaşırdım tabii kötü kötü baktım bu plastik şey nedir ve nasıl olur da ucundan süt gelir anlamadım, almak istemedim. Annemin memesi yumaşacık ve sıcak çekiyorum hop süt geliyor bu biberon denen şey plastik ama bir güzelliği var ben birşey yapmadan sütler akıyo ağzıma gel keyfim gel. Önce şaşırdım ama sonra lök lök içtim, bir dikişte bitirdim sütü.

Ertesi gün biraz huysuzluk yaptım ağladım filan annemde üzüldü ee canım anneciğim canım sıkıldı alıştırdın beni gezmeye bende evde oturmak istemiyorum neyse sonunda annem anladı canımın sıkıldığını giydirdi beni teyzemlere gittik. Ordan da hep beraber alışveriş merkezine gittik annem beni kanguru diye birşeye taktı süper birşey etrafı seyrettim herkese gülücükler attım. Sonunda uyuyakaldım baktım annem benim yerime oyuncaklarla oynuyo alem kadın vallahi.

Oyuncak demişken aklıma geldi annemler geçen gün bana ilk topumu almışlar. Annem diyor ki erkek çocuklar topla oynamayı çok severlermiş evet gerçekten ilginç birşeye benziyor. Şimdiden oynamaya çalıştım biraz ama hemen düşüyor anakucağından bir tekme atıyorum hopp yerde annem veriyor kucağıma ben atıyorum güzel bir oyun, ileride daha ne toplarım olacakmış öyle dedi babam bakalım görücez.

30.Aralıkta annem temizlik yaptı, ev yeni yıla temiz girerse bütün sene temiz olurmuş, kandırma kendini anne böyle şeylerle yaa ev kendiliğinden temizlenmiyor :) yerleri silicem diye beni koltuğa koydu bende keyif yaptım yukardan baktım biraz dünyaya burdan da tv daha güzel görünüyomuş valla, hem babam geçen gün gitti kocaman televizyon aldı, lcd mi nedir ondan kocaman birde "Poyraz çizgi filmleri bundan daha güzel seyreder" diye annemi kandırmaya çalışıyordu şimdiden kendi istekleri için beni kullanmaya başladı :)

Annem bütün gün temizlik yapıp yorulunca babamla akşam gezmeye gitmeye karar verdiler. Annem beni giydirdi sıkı sıkı caddeye indik ayy ne güzel bir yer ışıl ışıl süslemişler yeni yıl için etrafı seyrettim, annemler yemek yedi sonra oturup kahve filan içtiler, bende uyudum izin verdim onlara biraz keyif yapsınlar diye.


Ertesi gün senenin son günüydü ilk yılbaşımı kutlamış olduk hep beraber.  Annem yılbaşı için ayrı bir yazı yazacakmış onun için sen yorulma dedi bana. Benim de zaten uykum gelmişti iyi oldu, şimdilik benden bu kadar gene yazarım sonra :)