30 Ocak 2010 Cumartesi

Film & Kitap & Müzik...

Senede yalnızca 2-3 gün kar yağıyor onda da amma vesvese yapıyoruz, insanlar yollarda kalıyor, kazalar oluyor vs. tamam bunlar kötü yanları ama bir yandan da çok güzel yanları var. İnsan çalışırken bunun kıymetini anlamıyor olabilir ama sıcak evde otururken yağan karı seyretmek ve tadını çıkarmak gayet zevkli. Gerçi o da bir yere kadar dün sabah sevgili işe gitmemek için çok direndi (sonunda da gidemedi :) ben şunu dedim " senin dışarı çıkman gerekiyor ama çıkmak istemiyorsun benimse dışarı çıkmam için hiçbir neden yok ama çıkmak istiyorum" dünde yazdığım gibi kardan dolayı evde hapis kalmak bana yaramadı :)

Poyraz üşümesin diye dışarı çıkmadık ve sevgiliyle birlikte hapis kaldığımızdan o Poyraz'a bakarken bende biraz kitap okuyabildim. Normalde çok okuyan bir insan olmama rağmen Poyraz'dan sonra çok az kitap okur oldum onlar da genelde bebek bakımıyla ilgili şöyle bir kitaba başlayıp ağız tadıyla bitiremiyorum nedense kafamı veremiyorum. Bu 3 günlük kar tatilinde bloga da yazmadım ya Poyraz'la uğraştım ya okudum ya izledim.

Sevgiliyle birlikte izlediğimiz iki dizimiz var " Desperate Housewives" ve "24". Bunlar Amerika'da yayınlandığı gün internete düşüyor. Bunları üşenmeyip her bölümünü indiren ve bize cd'lerle ulaştıran arkadaşımız Onur'a da buradan teşekkür edelim, sayesinde dizilerimizi güncel olarak takip ediyoruz. Elimizde her iki dizininde 4er bölüm stoğu vardı önce onları izledik. Tabii kese kese, emzirme, oynatma, uyutma molaları vere vere oldu ama olsun çocuklu yaşamaya ayak uyduruyoruz bizde.

Geçen Cuma Poyraz beni gene baya bunalıma sokmuştu bunun üzerine sağolsun ablamlar Cumartesi akşamı Poyraz'a baktılar bizde kendimizi sokağa atıp sinemaya gittik. Daha önceki sinema maceramızda 3 saat içinde gidip gelmiştim bu sefer buzluktaki süt stoğundan bir poşet çıkardım ki daha uzun süre dışarda kalabilelim diye. Böylece önce yemek yedik, sonra mağazalara baktık, D&R'dan DVD stoğu yaptık ve sonra filme gittik.
Biraz gülelim kafa dağıtalım diye Yahşı Batı'yı seçtik.

Ben filmi beğendim. Kimileri Cem Yılmaz filmi denince her dakika güleceğiz beklentisiyle giriyor filmlerine ama sonuçta bu bir stand up gösterisi değil, senaryosu olan bir film. İzleyen birkaç arkadaşım beğenmemiş filmi, ben beğendim. Sadece emeği saygımdan bile beğendim filmi ve açıkçası Cem Yılmaz'la gurur duyuyorum Hollywood tarzı film yapmaya cesaret eden tek Türk bence. Filmin dekoru ve kostümleri harikaydı.

Bu sırada Poyraz doğduğudan beri elimde sürünen iki kitabı bitirdim. İlki tamamen eğlencelik olmasına rağmen gene de okurken zaman zaman düşündüren Velev ki Ciddiyim. Gülse Birsel'in ilk 2 kitabını da okumuş ve beğenmiştim. Bu kadının tespitlerine bayılıyorum zaten birçoğumuz günlük hayatta onun gördüklerini görüyoruz aslında ama kaçımız onun gibi güzel yazıya dökebiliriz tartışılır :)

İkincisi güya Uluslararası Bestseller olan Kayıp Gül. Güya diyorum çünkü bu kadar içi boş olup da abartılan başka kitap okumadım. Türklerin Küçük Prensi filan deniyor hayır Küçük Prensi okumasak inanacağız da yanından bile geçemez bence. Serdar Özkan felsefe yapıcam diye yola çıkmış ama bence becerememiş. Bazı kitaplar böyle oluyor zaten bence çok satılıyor ama az okunuyor ben hadi başladım bitireyim bari diye bitirdim ama sonuç hüsran oldu. Okumasam da olurmuş bana göre boşa vakit kaybı oldu.


Bu kadar bebek dışı kitap yeter deyip en son aldığım kitaba başladım. Açıkçası kitabı kitapçıda görünce şaşırdım minicik birşey ben normal boy bekliyordum. Osho'nun "Yeni Çoçuklara Anne Baba Olmak" kitabını okuyorum. Kayıp Gül hakkındaki yorumumdan da anlaşılacağı üzere felsefe insanı değilim. Felsefelere saygım var tamam ama herşeyin felsefi açılımına kafa yormuyorum daha realistik bakıyorum dünyaya da diyebiliriz. Kitap mini boy olmasına rağmen yarıya gelebildim. Başları çok mantıklı fikirlerle dolu ama bazı yerlerinde sıkılıyorum okurken açıkçası. En çok katıldığım nokta " Çocuğu biraz yalnız bırakın , herşeyine karışmayın, yalnızlık içinde birey olmayı öğrensin" günümüz anne babalarının çocuklara gerçekten çok fazla karıştıklarını düşünüyorum, çocuğun aklından geçenleri bilmek isityoruz, onun herşeyini planlıyoruz, çocuğu bir rahat bırakmıyoruz. Çocuklar özgür kalamıyor, sürekli onlara ne yapmaları gerektiğini söylüyoruz böyle bir anne olmak istemiyorum umarım başarabilirim.

Sevgili dün işe gidemeyince cumartesi aldığımız DVD stoğunu eritmeye başladık. Önce benim seçtiğim eski bir film olan "One Fine Day" - Güzel Bir Günü izledik. Bu film oldukça eski George Clooney baya genç görünüyor. George Clooney ve Michelle Pfeiffer eşlerinden boşanmış bekar anne babalar ve çocukları aynı okula gidiyor. Çocuklarının okulunda tanışıp birbirlerine aşık oluyorlar. Film ilk tanıştıkları ve aksiliklerle dolu günü anlatıyor. Sevgili yarısında uyudu gerçi ama ben beğendim. Özellike Michelle Pfeiffer oğluna bakmak için çalışan bir anne. Bir iş toplantısına gitmesi gerekiyor ama oğlunun da maçı var. Kadın müşterileriyle bir restoranda buluşuyor ve çocuk kapıda diğer adam ve kızıyla kadının işinin bitmesini bekliyor. Bu sırada maçın başlamasına çok az kalmış. Çocuk cama yapışıp annesine komik suratlar yapıyor ve yalvaran gözlerle bakıyor. Kadın sonunda dayanamayıp müşterilere ve patronuna "kusura bakmayın şu anda oğlumu maça götürmem bu toplantıdan daha önemli, isterseniz beni kovun ama gitmek zorundayım" deyip çıkıyor. Bu sahneye bayıldım ve bir yandan da düşündüm. Hem çalışıp hem çocuk bakmak ne zor birşey, çocuğa istediğin kadar vakit ayıramıyorsun bir yandan çalışmak zorundasın. Tüm anneler bebekleriyle işe gidebilsin kampanyası başlatmak istiyorum :) gerçi filmde kadın çocuğu mecburen ofisine götürüyor ve çok önemli müşteriye hazırlanan inşaat maketi kırılıyor ama olsun :)


Bu sıralar döndüre döndüre Candan Erçetin'in son albümünden şarkılar dinliyoruz. Albümün kapağındaki fotoğraf hariç herşeyini beğendim. Aslında tüm şarkılar güzel ama özellikle Bahar şarkısına bayılıyorum. Mesela bugün bu şarkıyı 20 kere filan dinledim, Poyraz ana kucağında oturuken geçiyorum karşısına şarkıyı söyleyip komik komik dans ediyorum onu güldürmek için. Eğer konuşabilseydi eminim " Yeter artık anne , değiştir şu şarkıyıııııııııı" derdi :) Şimdilik konuşamadığından benim dediğim oluyor tabii ...

Bahar geldiğinde mi ben böyle olurum
Yoksa böyle olduğumda mı gelir bahar
Ayrıca bunun seninle ne ilgisi var
Tabiki ben böyle oldugum için bahar
Çünkü sana değdiğinden beri ellerim
Bütün kış dallarında tomurcuklar var

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder