26 Ocak 2010 Salı

İkilemler...

Yazılarımıza kar tatili molası vermiştik geri döndük :), şaka bir yana son birkaç gündür gündüzleri Poyraz o kadar huysuz ve beni o kadar yoruyor ki onu yatırdıktan sonra da hiçbir şey yapacak güç bulamıyorum kendimde. Tracy teyzenin kitaplarına rağmen Poyraz bir türlü rutine oturan bir çocuk olmadı bir gün melek gibi üç gün huysuz. Ne zaman eve misafir gelse Poyraz bey melek gibi ama ne zaman biz başbaşayız kendisi minik bir canavara dönüşüyor. Bazen beni çok sinirlendiriyor, ne yaparsam yapayım susmuyor sürekli bir mızmızlanma halinde. Bu haliyle uğraşmak beni çok ama çok yoruyor, hem bedensel olarak hem ruhen çok yoruluyorum. Sürekli nasıl daha sabırlı olabilirim acaba diye sorguluyorum ve herkesin çocuğu böyle mi diyorum, yani çocuğumu çok seviyorum evet ama o anlarda ona kızıyorum bazen sesimi yükseltiyorum ona bağırmıyorum aslında kendi çaresizliğime ve kendime kızıyorum ve bir kez daha bir çocuk büyütmenin ne kadar zor olduğunu görüyorum. Poyraz'ın sürekli huysuz olduğu günlerin sonunda kolumu bile kıpırdatacak güç bulamıyorum kendimde. Dışarıdan bakılınca bebek bakan bir ev kadını gibi görünüyorum ve yıllar boyunca çalışmayıp ev kadını olmayı seçmiş insanlara burun kıvırdığım için kızıyorum kendime, meğer ne zormuş bu iş. Çoğu akşam sevgiliye ben işe döneyim en iyisi çalışmak çocuk büyütmekten on yüz milyon kez daha kolay diyorum. Gerçekten de öyle çalışıyorsun bir sorumluluğun var işini bitirince belli bir saatte çıkıyorsun ve ertesi güne kadar herşeyi bir kenara bırakıyorsun. Oysa çocuğu hiçbir zaman bırakamıyorsun 7/24 mesai , en ağırından, en zorundan ve üstelik maaş da almıyorsun :)

Amma şikayet ettim çocuğu yavrum okusa kızar belki de bana :) ama kendim de unutmamak adına bunları yazmak istiyorum. Olur da bir daha çocuk yapmaya karar verirsek bu işin güzel tarafları kadar belki de daha fazla zor yanları da olduğunu hatırlamak adın yazıyorum. Bir insan yetiştirmek dünyadaki her işten daha güzel ve evet onun bir gülüşü herşeye bedel ama bebek bakmak yalnızca güzel ve şirin bebek resimlerine bakmak gibi birşey değil. Bir çok zor yanı var ve birçok kişiye sorsan "aman nolacak canım minicik şey ne zorluğu olabilir ki" veya "daha dur bunlar iyi günlerin hele bir yürümeye başlasın o zaman görürsünüz" gibi yorumlar yapıyor. Demek ki dünyada herkes bunun ne kadar zor bir iş olduğunu biliyor ama öte yandan doğurmaya da devam ediyor. İşte en büyük ikilemlerden biri :)

Hem kardan dolayı eve kapanmak zorunda kalmak , hem Poyraz'ın huysuzlukları beni depresyona soktu. Poyraz doğduktan sonra bende lohusa depresyonu falan olmadı ben genelde hep çok mutluyum, lay lay lom modundaydım bebeğin güzelliğinden mest olmuştum açıkçası. Ama o büyüdükçe ve zorluklarını gördükçe hafif depresif olduğum günler olabiliyor tabii. Bu anlarda bir sürü abuk sabuk düşünceler dolaşıyor kafamda mesela :
- Ev her zaman tertemiz olsun istiyorum ama ben temizlemek istemiyorum.
- Çok güzel yemekler yemek istiyorum ama onları ben pişirmek istemiyorum.
- Doğumdan önceki kiloma dönmek istiyorum, böyle şişko olmak istemiyorum ama ne spor ne diyet yapmak istemiyorum.
- Eskisi gibi topuklu ayakkabı giymek istiyorum ama topuklu ayakkabıyla yürümek istemiyorum.
- Poyraz'a mümkünse 3 yaşına kadar kendim bakmak istiyorum ama öte yandan onu yarın bir bakıcıya bırakıp kaçmak istiyorum.
- Çalışırken sürekli "çocuk yapıp evimin kadını olucam" geyiğimiz vardı arkadaşlarla,  Amerikalıların bir atasözü vardır "be careful what you wish for" yani "ne dilediğine dikkat et", şimdi geyik de olsa aslında içten içe gerçek olan dileğim gerçekleşmiş olmasına rağmen bundan da sıkılıyorum. Evet Poyraz'la olmak dünyanın en güzel şeyi onu çok seviyorum ama öte yandan hergün dışarı çıkan bir insanken bir anda eve kapanmış olmak da çok sıkıcıııııı.
- Bloglarda, televizyon programlarında, kitaplarda sürekli "çalışan annenin sorunlarından" bahsediliyor, bence çalışmayan annelerin daha büyük sorunları var. Çalışmayan anne belki dışarıda bir işte çalışmıyor üretime katkıda bulunmuyor olabilir ama evde bir sürü iş yapıyor. Bu işler nedense kimse tarafından takdir edilmiyor. Çalışmayan anne çamaşır yıkıyor(elde olmasada), ütü yapıyor, bulaşık yıkıyor, yemek yapıyor, sofrayı hazırlıyor-topluyor, çamaşırları katlayıp yerleştiriyor, toz alıyor, yerleri süpürüyor, bebekle her daim dağılan evi sürekli topluyor. Bunlara ben temizliği katmadım onu yardımcı bayan yapıyor allahtan ama çoğu anne onu da kendi yapıyor. Bu işlerin hepsinden ama hepsinden çok daha önemlisi bebeğe bakıyor, onu büyütüyor. Çalışan insanlara göre bebek bakmakta ne var canım (itiraf ediyorum çalışırken bende böyle düşünüyordum) ama kazın ayağı öyle değilmiş. Bir kere bebek biraz büyüyünce sürekli ilgi istiyor ve gün sürekli bir kısır döngü içinde geçiyor. Bebek uyanıyor, altını değiştir, emzir, oyun oynat, uyandıktan 2 saat sonra bu sefer uyutmaya çalış. Uyanınca aynı döngü tekrar başlıyor. Şanslıysan ve bebeğin her uykuya yatışında 1,5 - 2 saat uyuyorsa o arada yukarıda saydığım işleri yaparsın. Ama yok benimki gibi sürekli tavşan uykusu uyuyan bir bebekse hiç şansın yok. Poyraz  beyin gündüz uykularının süresi çok belirsiz. Bazen 15 dk. uyuyor, bazen yarım saat, bazen 1 saat. Şöyle yatıp 2 saat deliksiz uyuduğu nadirdir. Tabii onun ne zaman uyanacağını bilmediğim için ben sürekli diken üstünde ha uyandı ha uyanacak diye bekliyorum ve hiçbir şeye başlayamıyorum. Bazen onu uyutana kadar o yoruluyorum ki bende onunla uyuyorum. Bunları yaparken bir bakıyorum akşam olmuş bile.

Ben eskiden beri çok faal bir insan olmuşumdur, sürekli birşeyler yaparım, boş duramam hatta bu yüzden sevgili bana sık sık "bir dur allah aşkına" der :).  Mesela bazı insanlar vardır buna benim ablamlar da dahil Pazar günü onlar için dinlenme günüdür ve dinlenme anlayışı hiçbir şey yapmadan bütün gün koltukta yatmaktadır. Ben hiçbir şey yapmadan bir gün geçirsem üzülürüm. Poyraz'dan önce her hafta sonu mutlaka planlar yapıp birşeyler yapardım boş boş duramam yani kurtluyum biraz. Şimdiyse koca günler su gibi akıp geçiyor ve bende sürekli bugünde hiçbir şey yapmadım hissi var. Şehir hayatında koşturmaya öyle bir alışmış ki bünyem bu durağanlık bana çok garip geliyor. Halbuki düşününce bütün gün Poyraz'la uğraşıyorum işte, iyi kötü evi topluyorum, yemek yapıyorum vs. ama yok yetmiyor işte günün sonunda sürekli "bak işte bugün de boş boş geçti" derken buluyorum kendimi. Sevgili haftasonları çok yardımcı oluyor sağolsun ama o da günün sonunda "bununla uğraşmak dışında birşey yapmayı unut sen" diyor çünkü minicik bir insan olmasına rağman tüm gün bizi meşgul etmeyi beceriyor maşallah.

Son olarak beni depresif hallere sokmayı becermiş minik canavarıma aşağıdaki şarkıyı hediye ediyorum.

işte ben böyle bir hal içindeyim
aslında derin keder içindeyim
bazen bilmeyerek ne yaptığımı
iyi kötü güzel çirkin her biçimdeyim

P.S. : Tatlı oğlum olur da büyüyünce bu yazıyı okursan SENİ ÇOK SEVİYORUM :)
P.S.2 : Annelik böyle bir ikilem işte çocuğuna kızarken bile onu çok seviyorsun, severken kızıyorsun :)

1 yorum:

  1. canım yazın yine çok güzel olmuş, büyük bir keyifle okudum, evet annelik gerçekten çok zor olmalı ama lütfen günlerinin boş geçtiğini düşünme, bütün gün böyle bir tatlılıkla olma şansına sahipsin ve onun büyümesine şahit olabiliyorsun, bazen seni yorsa da eminim biraz büyüyüp işe başlayınca da bütün gün onu özleyeceksin, o yüzden bence bu günlerinin tadını çıkarmaya çalış, söylemek kolay diyorsun tabii ama bence poyraz'la ilgilenmek dışında çok mecbur kalmadıkça ev işlerini boşver :) Tatlı bebeğinle birlikte olmaktan daha güzel ne olabilir ki, bence biraz daha olumlu düşünmeye çalış, bebeğinle uyu, uyan, onunla yat, kalk, oyun oyna, eminim sana eşlik edecektir, hem yapmak istediğin başka şeyler olursa da (hobi,vb.) bizim akıllı Poyraz'ımız ona da eşlik eder bence yani onunla birlikte de birşeyler yapabilirsiniz :) O yüzden biraz daha olumlu düşünmeye çalış canım, aşkımı da çok öp :)
    Görüşürüz...
    Nec

    YanıtlaSil