31 Mart 2010 Çarşamba

Havuçlu Güzel...

Teyzelerim & Amcalarım,
Sorarım size bandana anneme mi daha çok yakışmış, yoksa bana mıı? :)
 Altta bir dişim gelmek üzere, ucu göründü her an bekliyorum kendisini, çok kaşınıyo çookk. Annem sabahları bana havuç veriyor bende onu kemirmeye çalışıyorum, biraz rahatlatıyor. İşte size havuçla tanışmam, pek sevdim kendisini, gerçi sürekli yere atıyorum diye annem kızıyor.
Babam bu resimlerime bakınca kız gibi yapmışsın oğlumu diye anneme kızdı ama bende kız gibi güzelim ne yapalım yanii :)

30 Mart 2010 Salı

Oynamaya Doyamadım...

Geçen gün annemler beni bol oyuncaklı bir yere götürdü. Annem önce şöyle kapıdan bir baktı ve içerisinin çoookkk gürültülü olduğuna karar verip girmek istemedi ama sağolsun teyzem beni kaptı ve içeri soktu. Aman allahım her tarafta oyuncaklar, bangır bangır müzik ve en önemlisi yanıp sönen ışıklar. Ben tabii ışık gördüğüm herşeye atlamak istedim, teyzem zor tuttu vallahi.
Tüm oyuncakları tek tek test ettim, hangisinden daha çok ses çıkıyor, hangisi daha gürültülü detaylıca inceledim. Mesela bakın direksiyon denen şeyi tutmak gerekiyor bunu biliyorum, babamdan ve teyzemden gördüm onlar da tutuyor o yüzden bende biner binmez yapıştım direksiyona, bırakmak istemedim.
Bak anne bu da benim arkadaşım, daha sonra gene onu ziyarete gelelim tamam mı?
Uçağa bindim bol bol sallandım, gel keyfim gel. Ama bir yandan aklım hala arka taraftaki gerçekten uçan uçaklarda kaldı. Ona binmek için henüz küçükmüşüm annem öyle dedi bende yalnızca izlemekle yetindim.
Parkta benim sevgilim var ismi Ziyşan her gün buluşuyoruz, el ele tutuşuyoruz, birlikte mama yiyoruz, salıncağa biniyoruz. Beyaz atımla gidip onu kaçırmaya karar verdim ama annemin haberi yok, çaktırmayın :)

29 Mart 2010 Pazartesi

Oğlum Sen Haydut musun?

Bu resimlere yorum yazmama gerek yok sanırım, işte ben bütün gün bu haydutla uğraşıyorum :)  Yahu sen daha 6 aylıksın bu ne surat ifadeleri, bu ne el kol hareketleri, bu ne serseri bakışlar be çocuğum? büyüyünce napıcaz biz seninle çok merak ediyorum.

28 Mart 2010 Pazar

Üçü Bir Arada...

Geçen gün farkettim Poyraz'ın doğduğundan beri yüzlerce hatta binlerce resmini çekmişiz fakat çekirdek aile olarak üçümüzün 6 ayda yalnızca ama yalnızca 35 tane resmimiz var. Bunda sevgilinin fotoğraf çektirmeyi sevmemesinin etkisi büyük tabii ama farkedince sinir oldum ve kendisine ultimatomu verdim, madem bebeğin babası sensin bundan sonra aile resimleri istiyorum diye. Benim içimde ukte kalan birşeydir annem ve babamla üçümüzün hiç resmi yok benim bebekliğime ait. Tabii o zamanlar fotoğraf çekmek şimdiki gibi kolay değildi kabul ediyorum ama gene de resimlerimiz var sadece üçümüzün resmi yok. Birkaç tane aile resmimiz var ama sayısı iki elin parmaklarını geçmez. Şimdi elimizde her türlü teknoloji varken Poyraz'ın bundan mahrum kalmasını istemiyorum. Ben babasıyla ikisinin resimlerini bol bol çekiyorum ama üçümüzün birlikte resimleri daha bol olmalı çünkü heran, her gün değişiyor büyüyor Poyraz. Bunu izlemek, buna şahit olmak mükemmel birşey ve insan eski resimlerden günümüze doğru kısa bir tur atınca daha çok farkına varıyor ne kadar değiştiğinin. Daha Poyraz karnımdayken fotoğrafçıda (gene benim ısrarlarımla) aile resimleri çektirmiştik, çok da güzel bir hatıra olduğunu düşünüyorum. Böyle gelenekler Türkiye'de pek yok, Amerikada çok meşhurdur her sene tüm aile fotoğrafçıya gider poz poz resim çektirir genelde de noel zamanı ama özellikle noel olmasına gerek yok herhangi bir zamanda da bunu çok sık yaparlar. Bizde madem elimizin altında dijital makineler var bol bol aile resmi çektirelim istiyorum , sevgiliyi ikna edebilirsem tabii :) Elimizdeki nadir üçü birarada resimlerden bir demet :)

26 Mart 2010 Cuma

Güneşi Gördük...

Bizde güneşi görünce kendimizi sokağa atanlardanız. Bebeğimiz olmadan önce de böyleydi bu gene böyle. Gerçi özellikle Pazar günleri İstanbul'da bir yerden bir yere gitmek işkence ama gene de güneşi görünce evde oturamıyorum ben, içim kıpır kıpır oluyor mutlaka dışarı çıkmak istiyorum. Poyraz doğmadan önce çalışırken ne kadar işim olursa olsun Pazar günü evde duramaz mutlaka dışarı çıkardım güneşli günlerde. Geçen Pazar hava süperdi fakat misafir geleceğinden ben evde hazırlık yaparken baba oğul gezmeye çıktılar. Güneş insana pozitif enerji verdiği gibi resimler de süper çıkıyor bu da artı bir bonus gibi. Babası Poyraz'ı caddebostan sahiline götürmüş beni arayıp nispet yaptığı yetmezmiş gibi birde resimler çekmiş, hava şöyleydi sahil full doluydu şöyledi böyleydi anlatıp durdu gelince.
Geçen haftada birkaç gün bol güneşliydi ve biz gene sokaklardaydık. Cuma günü hava çok çok güzeldi, parkta bebeler şakıyordu. Bizim parkta acayip bir ikiz çoğunluğu mevcut Poyraz & Ilgaz (kız), Defne & Aras ve ismini bilmediğim başka ikizler, öyle tatlılar ki fiti fiti koşup duruyorlar. Defne arada gelip Poyraz'ı seviyor, kendisi 20 aylık koskocaaa abla olmuş tabii bebek diye seviyor oğlumu. Poyraz her zaman olduğu gibi açık hava gördümü uyuyor.
Gerçi artık eskisi gibi tüm park gezmesi boyunca uyumuyor, arada bir uyanıyor. Salıncağa binmeye başladık, hemde ellerinden tutmadan kendi kendine oturabiliyor. Gerçi biraz yana kaykılıyor ama olsun :)
Gene de en sevdiği aktivite arabasında uyumak. Evde uyutmak için bin türlü numara yaptığım çocuk arabasına biner binmez uyuyor, uyanıkken güneş gözüne gelince rahatsız oluyor ama uyurken özellikle güneşe çeviriyorum, tatlı tatlı uyuyor.
Uyanıksa kucağımda oturuyor, çevreyi seyrediyor. Havyanları ve etrafta koşturan çocukları seyrediyor. Evde genelde kucakta kıpır kıpır olup oturmak istemez, parkta ortam hoşuna gidiyor herhalde uzun uzun oturuyor kucağımda :)

25 Mart 2010 Perşembe

Annesinin Kuzusu...

İnsan bir çocuğu olmadan önce içinde bu kadar büyük bir sevme potansiyeli olabileceğini anlamıyor bence. Anneni, babanı, eşini, kardeşini kimseyi ama kimseyi bu kadar çok sevmemiş olduğunu farkediyorsun. Bir bebeğin olunca onu o kadar çok seviyorsun ki vay be diyorum bazen insanın içinde böyle bir sevgi varmış. Bunu sık sık düşünüyorum insan çocuğunu neden bu kadar çok seviyor ? senin çocuğun olduğu için sevmeye mecbur olduğundan desem değil, o senin bir parçan zaten sevmelisin gibi bir toplumsal dayatma desem değil, sana muhtaç sensiz hiçbir şey yapamaz desem o da değil , çok ama çok acayip bir duygu. Bazen seni çıldırtsa bile iki dakika sonra hemen yumuşayabiliyorsun, normalde biri seni gece saat başı uyandırsa neler yaparsın ama onu sevgiyle kucaklayıp rahatlatmaya çalışıyorsun. O rahat etsin diye sen rahatsız oluyorsun ve bundan hiç mi hiç gocunmuyorsun. Hep babayla resimlerini koyuyorum oğlumun, bu seferden ikimizden kareler gelsin...

24 Mart 2010 Çarşamba

Sepet Sepet Poyraz...

Eski resimlerine baktıkça Poyraz'ın ne kadar büyüdüğünü fark ediyorum. 0-3 ay kucağımda kayboluyordu minicikti, şimdi 6 ayı biterken baya baya adam oldu, kucağımı dolduruyor da taşıyor bile. Eskisi gibi kucağımda yatıp uyumuyor artık. Birçok giysisi küçüldü yenileri alındı. Oyuncakları için büyükçe bir sepet almıştım birkaç hafta öncesine kadar çok fazla ilgilenmiyordu ama şimdi en sevdiği şey o sepetin içine kafayı sokmaya çalışmak. Sürekli uzanıp içindekileri almaya çalışıyor, el kasları da güçlendi eskiden hiçbir şeyi elinde tutmuyordu şimdi sepetin içinden koca ! :) piyanosunu hop diye kaldırıp itinayla yere atabiliyor. Babası oyuncaklarını tek tek oynatmak yerine dahiyane bir fikirle çocuğu sepetin içine koydu ve orayı çok sevdi Poyraz, tek tek tüm oyuncakları alıp inceliyor, bir bize bakıyor bir sepette oluşuna şaşırıyor. Sonra olayı genişletip bu sefer çamaşır sepetinde gezdirmeye başladı Poyraz'ı. Sepetin içinde taşımak daha kolay oluyormuş öyle diyor. Şimdilik sığıyor sepetlere bir bakacağız bir ay sonra sığmaz olacak, kedi yavrusu gibi sepetlerde takılıyor yanımızda :)

22 Mart 2010 Pazartesi

Dolu dolu haftasonu...

Daha önce de söylediğim gibi haftasonlarını seviyorum. Gerçekten dolu dolu geçiyor, kimse çalışmıyor herkes birarada gezmeler, tozmalar, eğlenmeler gel keyfim gel. Keşke hep haftasonu olsa kimse çalışmak zorunda olmasa hep gezsek, tozsak klasik geyiğinden sonra gelelim bizim haftasonumuza. Bu haftasonu gezmelerimize Cuma akşamından başladık. Klasik kuzen buluşmalarımızdan birini yaptık.
Batuhan'la Poyraz önce tanışıp el sıkıştılar "merhaba dostum :)"
Sonra kaynaşıp oynamaya başladılar. Batu normalde çok uslu !!! bir çocuktur :), onun saçını çekti benim şebek oğlum, o da ses etmedi yavrum. Şimdilik iyi anlaşıyolar çünkü Poyraz henüz elinden oyuncağının alınmasına ses etmiyor ama ileride kapışabilirler gibi bir hisse kapıldım.
Cumartesi ise ana oğul gezmeye çıktık. Poyraz'ın koltuğunu kaptığım gibi önce Ebru teyzesini ziyarete gittik. Kıdemli anne Ebru teyzesi Poyraz'ı ayağında sallama yöntemiyle uyutmayı başarınca bizde rahat rahat sohbet edip, çayımızı içtik. Demir abisinin yatağını çok sevdi oğlum 1,5 saat uyudu.
Demir abisi sesini duyamazsak diye uyurken Poyraz'ı kontrol etti, gelip bize "mışıl mışıl uyuyor Poyraz" diye bilgi verdi.
Oradan çıkınca bu sefer Ahu teyzesine gittik. Ahu benim çok eski arkadaşım neredeyse çocuktuk tanıştığımızda şimdi benim çocuğum var çok garip geliyor. Poyraz uykusunu da almış olduğundan çok keyifliydi Emine Teyze ve özellikle Nadir amcayada bol bol gülücük attı.
Pazar günüde Poyraz'ı görmeye dayım ve kuzenlerim geldi. Sülelemiz çok geniş olduğundan kalabalık sofraları severim, Poyraz'da çok fazla huysuzluk yapmadı da rahat rahat oturup sohbet edebildik. Dayım ve kuzenlerim de Poyraz'ı ilk defa gördü :)
Poyraz'da sofrada bize eşlik etti ve annesinin kekinden tattı kuzucuk.
Akşamda Yiğit abisi Poyraz'ı görmeye geldi. Zaten bizimki uykuyu hiç sevmediğinden bayılıyor böyle insanlar gelsin onunla ilgilensin, oynasın. Hiç uyutmaya çalışmasak gene uyumak istemez bizim oğlan. Sonunda 22.30da babasının zoruyla uyudu.
Böyle kalabalık haftasonlarından sonra hafta içi yalnız kalmak sıkıcı geliyor, ana oğul idare ediyoruz. Allahtan havalar ısındı hergün parktayız artık :)

19 Mart 2010 Cuma

Hayatımın Erkekleri...


İKİNİZ DE ÇOK YAKIŞIKLISINIZ , SİZİ SEVİYORUM :)