24 Nisan 2010 Cumartesi

Vee Poyraz Taksim'de...

Bugün Poyraz ilk defa Taksim'e gitti. İstiklal Caddesinde tur attı, tramvay gördü, bando gördü, bir sürü turist gördü, şaşkınlık ve hayretle insan kalabalığını izledi. Biraz sevdi, biraz huysuzluk yaptı derken ilk Taksim gezmesini 6,5 aylıkken yaşamış oldu. Uyuduğu nadir anlarda biz sevgiliyle acaba 14-15 yaşına geldiğinde gece tek başına Taksim'e gelmek istese izin verir miyiz, yoksa ne yaparız onu düşündük, bir cevap bulamadık, en iyisi zamanı gelince düşünürüz deyip çıktık işin içinden :))

İstiklal benim ortaokul yıllarından beri çok sevdiğim bir yerdir. Gider boş boş saatlerce yürürsün hiçbir şey yapmasan bile acayip zevk alırsın. Sonra gençlik yıllarında herkes mutlaka İstiklal'de kendi zevkine uyan barlara takılmıştır, öğrenciyken Bambi'de, büyüyünce daha iyi restoranlarda yemek yemişindir, bilumum kafelerinde çay kahve içmişindir, benim zamanında İtalyan Kültürde dil kursuna gitmişliğim olduğundan her hafta gelirdim İstiklale pek de keyif alırdım. Bugün düşündük de bir bebeğimiz olana kadar İstiklal Caddesinde hiç ama hiç bebek arabalı insan görmediğimi fark ettim. Aslında tabii ki onlar vardı, özellikle turistler mini mini bebeleriyle sık sık geliyorlar ama algıda seçicilik işte ben görmemişim. Hafızamda hiç öyle bir görüntü yok, oysa ki gayet de güzel geziliyor bebek arabasıyla. Zaten bebekli hayat sabah çok erken saatte başladığından bizde saat 10 olmadan varmıştık ve cadde henüz yeni yeni güne uyanıyordu. Yıllardır pek sevdiğimiz bir mekan olan, uğur böcekli pastalarına hayran olduğum Barcelona Cafe'de kahvaltı etmeye karar verdik. Mekana gelene kadar arabasında güzel güzel uyuyan Poyraz bey biz kahvaltıya başlayacağımız sırada hemen gözleri açtı, hopp noluyor orada bensiz birşeyler mi yiyorsunuz bakiim moduna girdi. Biz daha kahvaltıya başlayamadan uzaktan bando seslerini duyduk. Hemen önümüze geldiklerinde ses çok yüksek olmasına rağmen hoşuna gitti Poyraz'ın, babasıyla birlikte ilgiyle izledi bandocu güzel kızları :)


Sonra özgürlüğünü ilan ederek masada kendi sandalyesine oturdu, menüyü inceledi.


Hımmm ne yesem acaba diye düşündü ...


Sonunda kendinden daha büyük olan bu kahvaltı tabağında karar kıldı, tabaktaki çoğu şeyin tadına baktı, kimini sevdi, kimini beğenmedi...


Kahvaltı bitince, annesi çay, Poyraz'da çay kaşığı ile diş kaşıma keyfi yaptı...


Sonra henüz annesinin karnındayken geldiği kiliseye bu kez annesinin kucağında tekrar geldi, bahçedeki herkese gülücükler attı...

Meydandaki Atatürk heykelinin önünde İstanbul'a ve Taksim'e ilk defa gelmiş insanlar gibi hatıra fotoğrafı çektirmeyi ihmal etmedi :))


İstanbul'un Avrupa 2010 Kültür Başkenti olmasından dolayı Beyoğlu Belediyesi süper bir cin fikir geliştirmiş, bayıldım. Sloganları Temiz Beyoğlu, tramvaya bir sistem yapmışlar tepesindeki minik borulardan havaya lavanta kokusu püskürtüyor :)) Tünele kadar yürümüştük orada baktık bir kalabalık, bir sürü kız mor mor giyinmişler ve ellerindeki mor sepetlerden lavanta kesecikleri dağıtıyorlar halka. Arkalarından gelen tramvayı da mor grafon kağıtlarıyla süslemişler ve tramvay havaya lavanta kokusu saçıyor. Ne hoş fikir değil mi?
İstiklal yaşayan bir organizma gibi sürekli değişiyor, yenileniyor, kimi şeyler hiç değişmese de bazı şeyler değişiyor. Örneğin Megavizyon ben çok severdim ve her gelişimde uğrardım ama baktım teknolojinin fendi edebiyatı yenmiş ve Teknosa olmuş koca mağaza. En arkada minicik bir yere kitap koymuşlar sağolsunlar. Oysa oranın her katı kitap doluydu bir zamanlar, üzüldüm görünce. Şaka maka İstiklal'e en son Poyraz karnımda 6 aylıkken gelmişim yani nerdeyse 10 ay olmuş gelmeyeli, daha önce birbirimizden hiç bu kadar uzun süre ayrı kalmamıştık , özlemişim :)) İstiklal senelerdir bu kadar populer olduğuna göre eminim Poyraz'ın gençliğinde de hala populer olacak ve o da sık sık buraya gelmek isteyecektir, o zaman izin verecekmiyiz bakalım zaman gösterecek...

23 Nisan 2010 Cuma

Ada Vapuru Yandan Çarklı...

Poyraz'ın ilk çocuk bayramı şerefine onu değişik bir yere Büyükadaya götürdük. Aslında 23 Nisan'da adaya gitme fikri biraz riskliydi çünkü 23 Nisan gayrimüslimler için dini bir bayram her yıl bu tarihte yüzlerce insan adaya gelip, Aya Yorgi'ye tırmanarak dilek diliyor ve bir inanışa göre bugün dilenen dilekler de gerçek oluyor. Bizim sevgiliyle Aya Yorgi tepesine tırmanmışlığımız çoktur ama tabii ki bebek arabasıyla oraya çıkmak gibi bir niyetim yoktu zaten oraya gidip de fayton kuyruğunu görünce niyetim olsa da vazgeçerdim :))
Bu gezimizle birlikte Poyraz bir sürü ilke imza atmış oldu. Önce ilk defa bir deniz taşıtına bindi. Niyetimiz vapura binmek olsa da fazla beklememek için motora binmeyi tercih ettik. İlk defa motora binip denizlere açılmış oldu minik kuş. Biraz öksürdüğünden ve burnu tıkalı olduğundan üşütür diye biraz tırsıyordum ama şansımıza hava çok güzeldi hatta fazla sıcaktı. Gene de içerde oturduk tabii ki ama dışarı çıkıp resim çekerken bile deniz ve martılar acayip ilginç geldi Poyraz'a. Bugünlerde sürekli kucaktan inmeye, aşağı atlamaya çalışıyor, kucağımızda yılan gibi kımıl kımıl yerinde durmuyor bu yüzden dışarıda fazla duramadan döndük içeri.
Sonra ilk defa adaya ayak bastı minik kedi.
İlk defa at gördü :))
İlk defa bu kadar topu birarada gördü ve çok sevindi :)
İlk defa annesine çiçek verdi :)
Adaya gelip de bisiklete binmeden dönülmez bunu 6 aylık oğlum bile biliyor :)
İlk defa 23 Nisan'ı kutladı, bütün sabah kendisine Atatürk'ü ve Çocuk bayramını anlattım ...

İlk defa çimenlere oturdu, çiçekleri inceledi, koparmaya çalıştı..
İlk defa günbatımını seyretti ...
Böylece ilk 23 Nisan'ını kutlamış olduk oğlumla. Tüm çocukluğu boyunca çok güzel bayramlar geçirmesini diliyorum tatlı oğlumun :)

22 Nisan 2010 Perşembe

Diş Perisi Nerede?


Yavru kuşumun dişleri çıkıyorrrrrr :) İlk dişi 6.ayda çıkarmış genelde bebeklerin oğlum da buna uydu ve 6.ayının sonunda 25 mart civarı ilk dişini çıkardı. Tam tarihi kestiremiyorum çünkü çok fazla belirtisi olmadı allaha şükür, birkaç gün huysuzdu ama ben dişe yormadım kendi doğal huysuzluğu diye düşünüp, günahını aldım çocuğun. Poyraz'ın teyzesi 1 ay kadar bizde kaldı ve bu sürede sürekli Poyraz'la oynayıp ilgilendi sağolsun. Tabii ki ilk dişi de o gördü. İlk dişi gören bebeği donatırmış, bu geleneği de yeni duydum. Gerçi teyzesinin zaten en büyük zevki Poyraz'a birşeyler almak olduğundan dişinin çıkması onun için süper bir bahane oldu. Zira bir süredir giysi almayı yasaklamıştım, teyzesi de dişi fırsat bilip hemen alışverişe vermiş kendisini. Önce damağı sertleşmişti, elimizle hissediyorduk ama kesinlikle ağzını açmıyordu Poyraz. Sonra dişin ucu göründü ve şimdi yavaş yavaş çıkıyor.
Alt dişler genelde ikili olarak çıkar diye okumuştum ama birkaç haftadır yalnızca tek dişli canavar olarak geziyordu bizimki. Meğer ikinci de geliyormuş onu da dün ananesi gördü (tabii ki birşeyler yedirmeye çalışırken :))). Zaten bir haftadır eli sürekli ağzında kaşıdıkça kaşıyor, eline geçen herşeyle dişlerini kaşımaya çalışıyor kuzucuk. Gerçi ilginçtir çıkan dişlerini kaşımıyor eli hep sağ üst damağında, orayı kaşımaya çalışıyor. Şimdi altta biri 1 cm.kadar uzamış, ikincisi yeni yeşeren iki tane incisi var ve öyle tatlılar ki. Yemeklerini şeffaf uçlu kaşıklarla yediriyorum ve kaşığı elimden kaptığı gibi ağzına sokup dişlerini kaşıyor o zaman daha net olarak görüyorum dişlerini. Yoksa açıp baktırmıyor beyefendi sinirleniyor.
Yakında bir buğday kaynatıp , diş buğdayı ritüeli yapacağız Poyraz'a , bakalım ne meslek seçecek en çok da onu merak ettiğim için yapacağım.

Umarım sağlıklı dişleri olur yavru kuşun çünkü benimkiler ırsi olarak hiç sağlam değildir, sırf dişleri sağlam olsun diye nefret etmeme rağmen bol bol süt içtim hamileyken inşallah bir işe yaramıştır..
Bundan sonraki tüm dişlerinin de böyle kısmen sorunsuz ve rahatça çıkmasını diliyorum yavrumun.

Edit : Bu yazıyı geçen hafta yazmıştım ondan sonra üstte 3 numaralı dişin ucunu gördüm. Alt iki ne kadar rahat çıktıysa bu üstteki de o kadar zorluyor yavrumu. 2 gecedir uyku hak getire, nöbete dikti bizi. Sürekli uyanıyor ve ağlıyor, eli hep ağzında. Diş çıkarma belirtilerinin hepsi mevcut gece uyuyamama, ishal, beslenmeyi reddetme, huzursuzluk, kulak çekiştirme. Bu seferki çetin ceviz çıktı. Gündüz yarım saat ağladı kuzucuk oturup onunla ağlamaktan başka birşey yapamadım :(( Diş jeli sürüyorum, kemirecek birşeyler veriyorum ama bana mısın demiyor. Dün gece uykusuzluk artık başıma vurunca fitil verdim rahatlattı mı bilmiyorum sabah 6 da uyuyakalmışız beraber. Biran önce çıksa da oğlumun yakasını bıraksa diyorum şu diş artık. Bir yandan da bir sürü diş var daha hepsi çıkarken böyle acı mı çekecek kuzucuk. Onun yerine ben ağrı çeksem razıyım. İnşallah bu gece rahat uyur meleğim benim.

21 Nisan 2010 Çarşamba

Bebekler Hasta Olmasın :(

Bebekler ve çocuklar hiç hasta olmasa ne güzel olurdu dimi? Yetişkinler bir şekilde başa çıkabiliyor ama çocuklar ve özellikle bebekler için hastalık çok sancılı geçiyor. Bir kere ne hissettiğini anlatamıyor en büyük problem bu bence, çocuğun nesi olduğunu, neresi ağrıdığını bulmak bize ve doktora kalıyor ki bu da her zaman çok kolay olmayabilir.

Geçen haftaki hastane maceramızdan sonra şimdi de üşüttü tatlı oğlum. Zaten mevsim tam üşütme havası, bizde Pazar günü birkaç saat dışarıdaydık, gerçi çok korunaklıydı Poyraz arabasında ama gene de o gün mü üşüttü bilemiyorum. Pazar gecesi doğru düzgün uyuyamadı, sürekli uyandı, biraz ateşi de vardı. Pazartesi sabahı panik anne baba olarak soluğu doktorda aldık. Doktor iyi olduğunu söyledi, ilaca bile gerek yok dedi, çok şükür dedik ama burnu fena tıkalı nefes alamıyor yavrucak ve burnunu elletmiyor kesinlikle, temizleyebilsek rahatlayacak belki ama yok deli gibi ağlıyor. Burnundan nefes alamadığı için rahatsız yoksa allaha şükür başka bir derdi yok, ateşi düştü. İki gündür felaket huysuz birkaç saat keyifliyse günün geri kalanında hep keyifsiz. Çeşitli maymunluklar yapıyoruz gülsün diye ama ona bile hali yok. Uykuları da hep bölük pörçük, uyuyor, tam dalamadan uyanıyor. Aslında bunlar üşütmeden değil, dişlerden bence. Alttaki iki dişi çıktı şimdi de üstten bir dişinin ucu göründü o çıkmaya çalışıyor. Alttakiler çok zorlamamıştı ama üstteki çok zorluyor yavru kuşu. Allah yardımcısı olsun biran önce çıkarsın da rahatlasın yavru kuşum diye bekliyorum.

İki gündür evden çıkmıyoruz olur da daha fazla üşütür diye. Havalar da belirsiz zaten bir türlü tam ısınamadı. Umarım Cuma'ya kadar tam olarak toparlanır tatlım çünkü ilk çocuk bayramı için bir sürü plan yaptım. Sabahtan akşama kadar gezeceğiz oğlumla.

Bebekler hiç hasta olmasın hep gülsünler...

19 Nisan 2010 Pazartesi

Yaşasın Yemek Yemek :)

İlk 6 ay bitti bile ve tüm uzmanların dediğini gibi ilk 6 ay (annemin ve teyzesinin arada bir tattırdıklarını saymazsak) yalnızca anne sütü ile besledim Poyraz'ı. 6 ay bitince ek gıdalara başlanması bebeğin de, annenin de hayatında özellikle rutinleşen günlük hayatlarında büyük bir olay bence. Hayata bir renk geliyor, bir hareket geliyor. Ben genelde herşeyi okumama rağmen ek gıda işini son dakikaya kadar çok fazla araştırmadaım, itiraf ediyorum dersime çalışmadım ve son ana bıraktım. Ne kadar zor olabilir ki dedim içimden, bugüne kadar çoğu şeyi okusam bile hep içimden geldiği gibi yaptım bunu da yaparım diye düşündüm. Sağolsun doktorumuz güzel bilgiler verdi bu ayki kontrolde. 6.ayında yalnızca anne sütü ile 800 gr. almış bunu nasıl başardınız diye sordu önce ve ben kendimi takdir almış bir öğrenci gibi hissettim :) Sonra neler yedireceğiz, neler yedirmeyeceğiz, nasıl bir düzen kurmalıyız anlattı ve anlattıklarını tarif eden kağıtlar da verdi. İş eve gelip bunları uygulamaya kalmıştı. 6.Nisan sabahı kalk oğlum dedim yeni bir dönem başlıyor, yaşasın yemek yemek :)) . Poyraz'ın ilk kahvaltısını bir süredir bizde kalan teyzesi hazırladı. Ben 30 cc.kadar süt sağdım. İçine 2 tane bebe bisküvisi, biraz peynir, haşlanmış yumurta sarısının çeyreği ve bir kaşık pekmez koyup karıştırdık. Klasik bir bebek kahvaltı bulamacı oldu, bence güzel olmadı ama madem tüm bebekler yiyor bizimki de yiyecek diye düşünerek başladık denemeye. Yüz ifadesinden anlaşılacağı gibi allahım allahım noluyor nerede güzel ve sıcak memeler gibi baktı önce kahvaltıya :)
Sonra birkaç kaşık yedi ama pek de bayılmadı. Annee ya bu ne der gibi baktı suratıma minik kuşum benim.
Bu ek gıda olayını hafife almışım çünkü başlayınca milyon tane soru oluyor insanın kafasında. Yedireceğin şeyi hazırlıyorsun bir şekilde ama çocuk ne kadar yemeli, yediği yetti mi, bu kadar az şeyle doydu mu, doymadı mı aç mı kaldı, meme versem mi, daha istiyor mu, istemiyor mu, ilk günler hep bu sorularla geçiyor. Mesela ilk defa yediği şeyleri 2-3 çay kaşığı ile başlayın ve her gün artırın diyen bir ekol var ama bu miktar (tüm annelere olduğu gibi :) bana da pek az geldi, bu kadarcık şeyle çocuk nasıl doyar deyip durdum. Meme versem bu sefer ek gıdayı almayacak, gıdayı versem az yiyor çocuk aç diye düşünüyorum. İlk 1 hafta zor geçti anlayacağınız. 9da kahvaltsını verdik Poyraz'ın. Saat 11 gibi meyve suyu içti biraz. Bundan sonraki öğünü saat 2 de sebze çorbası olacaktı ama arada ben dayanamayıp meme verdim :) Sonra Poyraz'ın havuç ve patatesten oluşan ilk sebze çorbasını yaptım. Tabii bence yanlış yaptım :) zira çorbadan ziyade püreye benzedi çünkü süzgeçte ezeceğim derken çorbanın suyunu dökmüş bulundum. Neyse efendim sebzeleri 45 dk. haşlayıp süzgeçte ezdikten sonra bir çay kaşığı irmik katıp 5 dk.daha kaynattım ve en sonra 1 çay kaşığı zeytinyağı ekleyip  karıştırdım. Ortaya aşağıdaki gibi bir bulamaç çıktı.
Tatsız, tuzsuz bana göre kötü birşey oldu. Ama tabii o bebek olduğundan ne anlayacak, ne versem yiyecek diye düşünüp denemelerime başladım. Çocuk bayılmadı haklı olarak, zar zor birkaç kaşık yedi. O kadar emek bir iki tatlı kaşığı yesin diyeydi yani. Oysa ben kasedekini bitirip sonrada eline sağlık anneciğim demesini bekliyordum herhalde ki biraz hayal kırıklığına uğradım :)
Akşam 8 gibi muhallebi tarzı tok tutan birşey vermemizi önemişti doktor. Hipp Organik Elmalı Gece tahılını hazırladım ondan da çok bayılmadan birkaç kaşık yedi. Böylece ek gıdalı ilk gününü atlatmış oldu tatlı oğlum.
3 gün bu şekilde gıdalarını verdik fakat sanırım ilk günden tüm öğünlere başlayarak hata etmiş olmalıyım ki sindiremedi yavru kuş ve geceleri sürekli uyandı. Belki de hergün bir yeni öğün olarak başlamalıydım bilmiyorum ama iki gece doğru düzgün uyuyamayıp bizi de uyutmadı. Bir türlü kakasını yapamadı ve hep huzursuz oldu tabii bende direk gıdayı kesip anne sütüne döndüm. Şimdilik günde bir iki öğünle devam ediyorum. Birden bire çok yüklenmek istemiyorum midesine sonra sindiremeyip rahatsız oluyor. Bugün 2ye kadar meme verdim sonra 1 kase çorba içti mesela. Yarın sabah kahvaltı vereceğim, gece tahılı veririm belki. Aralarda meyve suyunu ve suyu içiyor onlara bir itirazı yok. Bir düzen tutturana kadar ağırdan alıyorum. Gerçi yemek yemeye başladığından beri elimdeki herşeyi kapmaya çalşıyor, öyle komik ki ne versem yiyecek. Dün ananesi ilk defa yoğurt yedirdi, bayıla bayıla yedi. İşte aşağıda elimden kapıp afiyetle yediği hamur, çatalı elimden kaptığı gibi kendi ağzına attı, çatalı öyle sıkı tutuyor ki sırf elinden almayayım diye bütün gücüyle yapıştı çatala yavrum benim. Bende bari çatal batmasın diye sadece hamuru verdim, her tarafını yağlayarak bir güzel yaladı :) Bir yandan da başardım işte istediğimi yemeyi işareti yapmış minik serseri :)

16 Nisan 2010 Cuma

Şükretmek

Yeteri kadar şükretmediğimizi farkettim. İnsanın başına ancak kötü şeyler gelince elindekilerinin kıymetini anlıyor klişesinin ne kadar da doğru olduğunu farkettim sonra. Pek az insan durup dururken şükrediyor sahip olduklarına. Ya bir sevdiğimizi kaybediyoruz ya bir kaza, hastalık gibi kötü birşey oluyor ve ondan sonra durup düşündüğümüzde şükretmek geliyor aklımıza. Normalde hayat çok hızlı, şehir hayatında herkes bir koşturma içinde. Herkesin yetişmesi gereken bir yerler var ve nedense herkes çok meşgul. Poyraz doğduğundan beri çalışmadığımdan dışarıdaki insanları incelemek için bol bol fırsatım oluyor ve bakıyorum minicik öğrenciler bile öylesine meşguller ki hayret ediyorum. Okuldan çıkıp etüde gidiyorlar, eve gidip ödevlerini yapıyorlar. Haftasonu ya dersaneye gidiyorlar, ya özel dersleri var yada ikisi birden. Bu sırada oyuna nasıl vakit ayırıyorlar acaba çok merak ediyorum. Yani bir yandan tembel bir toplumuz ama nedense 7den 70e herkeste bir çok meşgulum havası hakim. Bu meşguliyet içinde çoğu kimse durup sahip oldukları için şükretmiyor, çoğu kimsenin gözünü daha fazlasını elde etme hırsı bürümüş. Tüm kapitalist toplumlarda olduğu gibi bizde de inanılmaz bir tüketim çılgınlığı almış başını gidiyor. Bir plazma alıp daha mutlu olacağını sanıyor insanlar. İlla ki bir eve, bir arabaya sahip olmak istiyor herkes. Birşeye sahip oldukça bir yenisi istenmeye başlanıyor. Gençler desen teknoloji aletlerinin birini atıp diğerini alma derdine düşmüş. Bu şeylere sahip oldukça daha "mutlu" olacağımıza inandırılıyoruz. Tüm bunlar etrafımızı sarmışken sahip olamadıkça daha çok hayıflanıp daha çok üzülmeye başlıyoruz.

Oysa insanın hayatta sahip olması gereken en önemli şey "Sağlık". İnsan sadece sağlıklı olduğu için şükretmeli belki ama bunu hepimiz atlıyoruz. Ancak bir hastalık sonrası şükretmek aklımıza geliyor. Poyraz doğduğu günden beri hemen hemen hergün bize onu verdiği için Allaha şükretmişimdir. Ama bu konuyu yazmam maalesef benimde aklıma bir hastalık üzerine geldi. Bebeklerimizi, çocuklarımızı gözümüzden sakınsak bile çocuğun düşe kalka büyüdüğü gerçeğini değiştiremiyoruz.

İşte Poyraz'da geçen gün ilk düşüşünü yaşadı yavrum. Poyraz'ı yere koyuyoruz oynasın diye ama desteksiz tam oturamadığından ve yatmak da istemediğinden sıkılıyordu. Bizde kendimiz odadayken koltuğa (yanlarına yastık koyarak) oturtup önüne oyuncaklarını koyup oynamasını seyrediyorduk. Daha önce bu şekilde oturup çok oynadı ama geçen gün önündeki kamyonu yere düşünce o da onu almak için öne eğilince kafa üstü yere düştü. Onu tabii ki odada yalnız bırakmamıştım bende odadaydım ama iki saniye içinde yakalayamadan yere düşüverdi. Toplam 30 saniye bile ağlamadı kucağıma alır almaz gülmeye başladı (zaten çok güçlü bir bebek aşılarında bile çok çok az ağlıyor maşallah) bizde haliyle birşey olmamıştır diye düşündük. 3-4 saat uyutmadık, sürekli izledik birşeyi var mı diye ama gayet normal gözüktüğünden doktora götürme gereği duymadık. Gece boyunca da gayet normaldi, dün normal saatinde uyandı. Oyunlardan sonra kahvaltısını verdim. 10 gün önce ek gıdalara başladığımızdan çeyrek yumurta ve çok az peyniri karıştırıp yedirdim, yedi. Saat 11-13 arası sabah uykusuna yattık birlikte, 1de kalktık Poyraz anakucağında bağlı bir şekilde oturuyordu, bende mutfakta kendime kahvaltı hazırlıyordum. İçerden bir çığlık geldi bağlıyken düşemez ne oldu diye içeri koştum çocuk fışkırır tarzda kusuyor ama hayatında toplasan bu kadar kusmamıştır ne var ne yok çıkardı her tarafa. Ben şok oldum tabii düşme ile bağlantılı olabileceğini düşündüm ve çok korktum. Hemen üstünü çıkarıp yeni birşeyler giydirdim, hastaneye gitmek için kapıdan çıktık kapıda tekrar kustu eve dönüp tekrar üst değiştirdik. Takside gene kustu, hastaneye vardık gene kustu ben iyice panik oldum. Eşim işten çıkıp hastaneye gelmişti ve benden daha panik bir haldeydi. Poyraz'ın teyzesinin çalıştığı hastaneye gittik ve hemen beyin tomografisi çekildi, beyin cerrahına gösterdik. Allah'a şükür beyninde bir sorun yoktu.

Kusmalarının neye bağlı olduğunu bulmak için bir sürü tahlil istediler ve vücut su kaybettiği için serum bağladılar yavruma. Bebekten kan almak çok zor birşey, çok ağladı güzelim benim. O ağladıkça benim içim parçalandı. Kan, idrar tahlili sonuçlarını almak, serumun bitmesi ve ne olur ne olmaz gözaltında olsun diye dün geceyi hastanede geçirdik. Çocuk servisinde yatan hastalara bakınca halimize tekrar tekrar şükrettim. Odamızda yan yatakta yatan 4,5 aylık minik Hasan doğduğundan beri hastanelerdeymiş. Daha 1 aylıkken ameliyat olmuş ve şimdi bronşitten yatıyormuş. Sobalı evde çocuğu çok sıcakta tutup yağmurlu bir günde otobüsle aşı için sağlık ocağına götürmüş annesi ve o gün bugün çocuk 1 hafta evdeyse 1 hafta hastanede geçiriyormuş. O minicik yavru bütün gece öksürdü ciğerleri sökülecek sandım, monitöre bağlıydı ve nabzı sürekli düştüğünden cihaz sürekli alarm veriyordu ve maalesef bir devlet hastanesi klasiği olarak kimse gelip bakmıyordu. Seste asla uyuyamam diyen ben o alarm sesinde sabaha karşı 3-4 saat uyumuşum. 29 yaşında biri 10 biri 7 yaşında iki çocuğunun evde perişan olduğuna onlara kimsenin bakmadığına üzülen bir anne, daha 4,5 aylık ve sürekli kan alınmaktan artık damar yolu bile bulunamayan, öksürmekten doğru düzgün nefes almayı beceremeyen bir yavru insan hangisine üzüleceğine şaşırıyor. Hastanede ne kadar kalacakları belli değil bebeğin yeterince giysisi yok, sürekli terliyor, anne bodylerini yıkayıp koridorda cam kenarında kurutmaya çalışıyor. Ziyaretlerine kimse gelmediğinden ve kadın bebeğin başından ayrılamadığından evine gidip bir duş bile alamıyor. Bebeğin hiç oyuncağı yok, öylece yatıyor yatakta ve ağzında takılı oksijen maskesine rağmen gülmeye çalışıyor. Onları gördükçe neleri düşündüğümüz öyle saçma ve anlamsız geldi ki. Çocuğunuzun sıkılıp oynamadığı kimbilir kaç oyuncağı, dolaplarını dolduran kimbilir ne çok giysisi var ve biz hala daha çok alma derdindeyiz. Ev, araba, eşya, giysiler, ayakkabılar, oyuncaklar bunlar ne kadar fani şeyler hiçbiri insan sağlığından daha önemli olamaz, olmamalı. Ben 1 gece için bir bavul eşya getirmiştim evden yanımızdaki giysi ve oyuncaklarını Hasan'la paylaştı Poyraz. Paylaşmayı öğretmeliyiz çocuklarımıza 6 aylık bile olsalar anlarlar eminim. Hep daha fazlasına hep daha fazlasına sahip olmanın mutluluk olmadığını, hayatta bunlara sahip olmasada gülümseye devam eden bebekler olduğunu anlatmaya çalışmalıyız. Doyumsuz çocuklar yetiştirmemeliyiz, paylaşmayı bilen çocuklar yetiştirmeliyiz.

Allaha şükür tahlil sonuçları temiz çıktı sabah 11 gibi çıktık hastaneden, Hasan'ı ve annesini orada bıraktık, onların ne zaman çıkacağı belli değil. Eve geldik yıkandık, temizlendik, herşeyi makinaya attık ve hastanenin izlerini sildik hayatımızdan. Allah bir daha hastaneye düşürmesin diye dualar ettik. Hasan ise hafızamdan hiç silinmesin istiyorum, herhangi saçma birşey için dertlendiğimde aklıma gelsin, şükretmeyi unuttuğumda aklıma gelsin. İnşallah Allah ona biran önce şifa verir de hastane odasında değil , evde kardeşlerinin yanında yatar biran önce.

14 Nisan 2010 Çarşamba

Poyraz'ın İlk Pikniği

Havalar dengesiz bir gün yazdan kalma bir hava var çok sıcak, dışarıda tshirtle geziyorum , bir gün acayip esiyor, soğuk, çocuk üşütecek diye korkuyorum. Ama gene de her gün dışarı çıkmaktan geri kalmıyoruz oğlumla. Havalar artık iyice ısınsın ve soğumasın istiyorum böylece park gezintileri daha eğlenceli oluyor ve Poyraz üşüyecek mi diye korkmuyorum. Geçenlerde de gene böyle güneşli bir gün görünce kendimizi sahile attık. Tabii bizimle beraber bütün İstanbul halkı da sahilde olduğundan park yeri bulma, bir yerden yiyecek birşeyler almak için sıra bekleme vs. oldukça stresli oldu ama sonunda çimlere yayılmayı başardık. Sırf bu kalabalık yüzünden Pazar gezmeleri biraz işkenceye dönüşüyor maalesef. Çoğu zaman insan çıktığına pişman bile olabiliyor, hele de benim sevgilim gibi sıkıntılı bir bünye kaldıramıyor bu kalabalığı. Ama Poyraz'ın gülüşlerini ve mutlu olduğunu görmek herşeye değiyor. Kendimizi çimlere atıp koca bir battaniye serdik ve Poyraz'ı da saldık çayıra. Henüz tam dengede oturamasa da oldukça yol katetti. Zaman zaman devrilse bile çoğunlukla kendi başına oturabiliyor artık.
6.Nisan'da ek gıdalara başladık ve o günden beri ne bulsa yemeye çalışıyor. O gün ona ilk defa bebek bisküvisi aldım ve bayılarak yedi. Üstüne başına döktü, saçtı, her tarafını pislettii, tam bir sokak çocuğu gibiydi ve çok tatlıydı.
Baba oğul cimlere yayılmayı da ihmal etmediler. Poyraz genelde totosunun üzerinde bir saniye bile rahat duramayan bir bebek ama açık hava iyi geldi sanırım ki uzun bir süre babasıyle yattı. Bir yandan gökyüzünü seyretti, bir yandan bisküvisini kemirdi.
Tabii ki bir park klasiği olarak top da oynandı. Top zaten nereye gitsek bizimle geliyor, çoğunlukla oynamayı da seviyor Poyraz. Gerçi burada pek ilgilenmemiş topla ama genelde favori oyuncaklarından biri. Pikniğe gidilip de top oynanmazsa olmaz diye baba topla kendi kendine oynamakta :)
Güneşi görüp kendimizi sahile atmıştık ama bahar güneşi insanı aldatıyor. Hele de deniz kenarı olunca baya esiyordu, baba bu işe dayanamadı ve ben yiyecekler birşeyler almaya gidip döndüğümde Poyrazı toplamıştı bile. Poyraz'ın ilk piknik macerası Rüzgara yenik düştü :), kısa sürede bitti. Artık havalar ısınınca ve fırsat buldukça hafta içi Poyrazı çimlere salacağız.

9 Nisan 2010 Cuma

Yarım Yaş Kutlamaları...

Daha önce de yazdığım gibi koskoca yarım yılı devirdim. Annemler daha önce her ayın 2sinde küçük çapta kutlamalar yaptılar benim gelişimi kutlamak için ama bu sefer annem "evde pastalı kutlama istemiyorum zaten hepimiz şişkoyuz" diye talimat verdiğinden dışarı çıktık hep birlikte. Geçen hafta bugün yani ayın 2'sinde bütün gün uslu durdum akşama doğru annemle dışarı çıktık, kuaföre gittik. Normalde ben fön sesiyle uyuduğumdan annem belki orada uyurum diye düşündü ama ben yaygarayı bastım, annem saçına fön çektirirken oradaki ablalarla oynadım sonra dayım geldi de beni kurtardı kadınlar kuaföründen :) Eve gidip hazırlandık ve beklemeye başladık, fakat çok bekledik çünkü çok yağmur yağdı, annemin anlattığına göre yağmur hele de kar yağında İstanbul trafiği felç oluyormuş o yüzden herkes evine geç gidiyomuş, çok kötü birşey bir çözüm bulmak lazım, bu konuyu düşüneceğim büyüyünce. Neyse teyzemler biraz geç geldi, babamın işi uzamış o daha da geç geldi. Necla teyzem gelirken bana boyum kadar bir hediye almış.
Önce ben bir sevinir gibi oldum oleyy kocaman hediye paketi filan, paketi açtık annemle sonra baktım bir alet, annem bana bununla meyva suyu yapacakmış. Tabii çok kızdım teyzeme, bu ne yaa dedim, oyuncak değil bu, böyle hediye mi olur diye bir afra tafra yaptım.
Nesrin teyzem desen gene kıyafet olayını abartmış, bir oyuncak alan yok vallahi. Gerçi duyduğuma göre anne insanı oyuncak alınmasını yasaklamış, evdekilerle oynayacakmışım, oyuncak delisi olmayacakmışım öyle diyormuş. Eminim kendisi şimdiden pişman olmuştur bu kararından çünkü ben zaten oyuncak yerine onunla oynyorum bütün gün, yanımdan ayrılınca çığlığı basıyorum, bu kararından vazgeçip beni oyuncaklara boğması an meselesi yani planım işliyor :))
Neyse efendim herkes toplanınca artık saat de geç olduğundan bizim evin köşesindeki restoranda aldılar soluğu, zaten hepsi acıkmış, benim de inanırmısınız hiç adetim olmamasına rağmen 9a doğru uykum gelmişti, bütün yemek boyunca uyuyarak herkesi şaşırttım. Zaten gündüzden uslu duracağıma dair söz vermiştim anneme, sözümü de tuttum, böyle de uslu bir bebeğim ama gene de yaranamıyorum şu anneme.
Yemekten sonra eve gittik, ben daha fazla birşeyler kaçırmamak için hemen uyandım. Zaten uykuyla pek aram yok, erken yatmayı da sevmem, öyle bir içim geçmiş restoranda yoksa prensip olarak 9 da yatmam yani. Annem pasta istemiyorum demişti ama teyzem sağolsun gene de almış birşeyler. Gerçi ben annemin bu kutlama tabağını görünce çok güldüm :)
Anneee bu ne şimdi böyle pasta mı olur?? Birde mum koymuşsun, çocuk mu kandırıyosun sen?
Napiyim şimdi üfliyim mi bu mumu?
Eee madem iki saattir gözümün önünde tutuyosun verde yiyim şu pastalardan biraz anne yaaaa
Hımm pasta da güzelmiş ama bir dahaki sefere beni böyle kandıramazsın anne ona göre, kocaman pasta isterim.

5 Nisan 2010 Pazartesi

Yerinde Duramayan Oğlum...

Doğum yapmadan önce sık sık " bebeklerde 15 gün bile çok fark eder " gibi cümleler duyar ve anlam veremezdim. 15 gün insan hayatında ne fark edebilir ki diye düşünürdüm meğer öyle değilmiş, yeni anlıyorum. Hemen hemen her ay hatta bazen 2 haftada bir huyları değişiyor bebeklerin, resetleniyolar resmen. Bir önceki versiyon gidiyor yenisi geliyor. Temel davranışlar aynı kalsa bile yeni yeni huylar gelişiyor. 0-3 ay hakikaten çok kolaymış ama insan bunu zaman geçince anlıyor ve o günleri yaşarken de sanki o günler çok zormuş gibi geliyor, sürekli bir kısır döngü. Bizim şu günlerdeki temel sorunumuz Poyraz'ın iki dakika bile kendi kendine durmak istememesi, sürekli ama sürekli oyun, ilgi, alaka istiyor. Çocuğu buna biraz biz alıştırdık kabul ediyorum, gündüz sürekli ben oynadım, akşamları babası ve teyzeleri oynadı. Ama şu anda bu durum had safhaya ulaşmış durumda. Daha minikken ana kucağında oturup elindeki oyuncaklarıyla ilgilenirdi ve bende bu esnada basit ve kısa süren ev işlerini hallederdim, ya da mutfakta yanımda dururken yemek yapardım o beni izlerdi filan. Ama şimdi her dakika onunla ilgilenmemi bekliyor, sanırım çocuğu istemeden aktivite manyağı yaptım. Eğer oyun oynuyorsak veya onunla yüzüne bakarak konuşuyorsam iyi güzel ama yanından ayrılırsam ağlamaya başlıyor ve tekrar dönene kadar susmuyor. 6 aylık bebekle oynanacak oyunlar da bir yere kadar, elimizden geleni yapıyoruz, çok da yaratıcı bir insan olduğum söylenemez, allahtan bebekler tekrarı çok seviyor, aynı şeyleri yapıp dursak bile sıkılmıyor da ben sıkılıyorum bazen :)  Bu durum ne zamana kadar böyle devam edecek, yeni versiyon ne zaman gelecek merakla bekliyorum. Şu sıralar favorisi evde, dışarda, parkta, orda burada bulduğu herkesle oyun oynamak. Çocukların en büyük işi oyun oynamakmış derler, doğruymuş.
"Annee, babam napıyor böyle? "
"Sana oyun yaratmak için maymun oldu adamcağız napsın yavrum"
"Hımm bu kayan şeye de ilk kez bindim, çok güzelmiş, yeni bir oyun çıktı yuppiiii"
"Gerçi şimdilik favorim salıncak. Geçen sallanırken uyudum bile bu salıncakta."
"Batu bütün oyuncakları elimden alıyor, şimdilik sürünemediğim için sesimi çıkarmadım bıraktım oynasın, bir iki say sonra sorarım ben ona..."
"Bu mama sandalyesinin oyuncaklarıyla ilk tanışmam, ilginçmiş, bir süre inceledim sonra sıkıldım hep aynı şeyle oynayamam ben, sürekli yeni şeyler bulmaları lazım annemlerin..."
" Bu da yatakta dönerek kahkaha atmaca oyunu, aslında ben dönüyorum diye annem öyle çok sevinip gülüyor ki bende onun bu haline gülüyorum :) "
" Bu da annemin spor hareketlerini taklit etmece oyunu, zaten bu annem içinde bir oyun, birkaç kere yapıp sıkılıyor hemen, disiplin diye birşey yok vallahi "
"Bu da babamın elinden balığı kapmaca oyunu"
"Veee en sona en favori oyunumu sakladım. Ana kucağında iki dakika rahat durmayıp sürekli inmeye çalışarak annemi çıldırtma oyunu :)"