24 Nisan 2010 Cumartesi

Vee Poyraz Taksim'de...

Bugün Poyraz ilk defa Taksim'e gitti. İstiklal Caddesinde tur attı, tramvay gördü, bando gördü, bir sürü turist gördü, şaşkınlık ve hayretle insan kalabalığını izledi. Biraz sevdi, biraz huysuzluk yaptı derken ilk Taksim gezmesini 6,5 aylıkken yaşamış oldu. Uyuduğu nadir anlarda biz sevgiliyle acaba 14-15 yaşına geldiğinde gece tek başına Taksim'e gelmek istese izin verir miyiz, yoksa ne yaparız onu düşündük, bir cevap bulamadık, en iyisi zamanı gelince düşünürüz deyip çıktık işin içinden :))

İstiklal benim ortaokul yıllarından beri çok sevdiğim bir yerdir. Gider boş boş saatlerce yürürsün hiçbir şey yapmasan bile acayip zevk alırsın. Sonra gençlik yıllarında herkes mutlaka İstiklal'de kendi zevkine uyan barlara takılmıştır, öğrenciyken Bambi'de, büyüyünce daha iyi restoranlarda yemek yemişindir, bilumum kafelerinde çay kahve içmişindir, benim zamanında İtalyan Kültürde dil kursuna gitmişliğim olduğundan her hafta gelirdim İstiklale pek de keyif alırdım. Bugün düşündük de bir bebeğimiz olana kadar İstiklal Caddesinde hiç ama hiç bebek arabalı insan görmediğimi fark ettim. Aslında tabii ki onlar vardı, özellikle turistler mini mini bebeleriyle sık sık geliyorlar ama algıda seçicilik işte ben görmemişim. Hafızamda hiç öyle bir görüntü yok, oysa ki gayet de güzel geziliyor bebek arabasıyla. Zaten bebekli hayat sabah çok erken saatte başladığından bizde saat 10 olmadan varmıştık ve cadde henüz yeni yeni güne uyanıyordu. Yıllardır pek sevdiğimiz bir mekan olan, uğur böcekli pastalarına hayran olduğum Barcelona Cafe'de kahvaltı etmeye karar verdik. Mekana gelene kadar arabasında güzel güzel uyuyan Poyraz bey biz kahvaltıya başlayacağımız sırada hemen gözleri açtı, hopp noluyor orada bensiz birşeyler mi yiyorsunuz bakiim moduna girdi. Biz daha kahvaltıya başlayamadan uzaktan bando seslerini duyduk. Hemen önümüze geldiklerinde ses çok yüksek olmasına rağmen hoşuna gitti Poyraz'ın, babasıyla birlikte ilgiyle izledi bandocu güzel kızları :)


Sonra özgürlüğünü ilan ederek masada kendi sandalyesine oturdu, menüyü inceledi.


Hımmm ne yesem acaba diye düşündü ...


Sonunda kendinden daha büyük olan bu kahvaltı tabağında karar kıldı, tabaktaki çoğu şeyin tadına baktı, kimini sevdi, kimini beğenmedi...


Kahvaltı bitince, annesi çay, Poyraz'da çay kaşığı ile diş kaşıma keyfi yaptı...


Sonra henüz annesinin karnındayken geldiği kiliseye bu kez annesinin kucağında tekrar geldi, bahçedeki herkese gülücükler attı...

Meydandaki Atatürk heykelinin önünde İstanbul'a ve Taksim'e ilk defa gelmiş insanlar gibi hatıra fotoğrafı çektirmeyi ihmal etmedi :))


İstanbul'un Avrupa 2010 Kültür Başkenti olmasından dolayı Beyoğlu Belediyesi süper bir cin fikir geliştirmiş, bayıldım. Sloganları Temiz Beyoğlu, tramvaya bir sistem yapmışlar tepesindeki minik borulardan havaya lavanta kokusu püskürtüyor :)) Tünele kadar yürümüştük orada baktık bir kalabalık, bir sürü kız mor mor giyinmişler ve ellerindeki mor sepetlerden lavanta kesecikleri dağıtıyorlar halka. Arkalarından gelen tramvayı da mor grafon kağıtlarıyla süslemişler ve tramvay havaya lavanta kokusu saçıyor. Ne hoş fikir değil mi?
İstiklal yaşayan bir organizma gibi sürekli değişiyor, yenileniyor, kimi şeyler hiç değişmese de bazı şeyler değişiyor. Örneğin Megavizyon ben çok severdim ve her gelişimde uğrardım ama baktım teknolojinin fendi edebiyatı yenmiş ve Teknosa olmuş koca mağaza. En arkada minicik bir yere kitap koymuşlar sağolsunlar. Oysa oranın her katı kitap doluydu bir zamanlar, üzüldüm görünce. Şaka maka İstiklal'e en son Poyraz karnımda 6 aylıkken gelmişim yani nerdeyse 10 ay olmuş gelmeyeli, daha önce birbirimizden hiç bu kadar uzun süre ayrı kalmamıştık , özlemişim :)) İstiklal senelerdir bu kadar populer olduğuna göre eminim Poyraz'ın gençliğinde de hala populer olacak ve o da sık sık buraya gelmek isteyecektir, o zaman izin verecekmiyiz bakalım zaman gösterecek...

1 yorum:

  1. poyraz taksim'i çok sevdi galiba, 1 haftadır hala taksim'de, yeni yazı istiyoruzzzz !

    YanıtlaSil