30 Haziran 2010 Çarşamba

Vay be 10 yıl olmuş :)

10 sene önce bugün sevgiliyle tanışmıştık :) bu blogun ilk yazılarından birinin konusuydu herşey nasıl başladı orada uzun uzun anlatmıştım tanışma hikayemizi. Bugün üzerinden 10 yıl geçtiğine inanamıyorum bir yandan aman allahım ne kadar yaşlandık hissi, bir yandan şaka maka beraber büyüdük hissi, bir yandan vay be zaman ne çabuk geçiyor hissi, bir yandan demek ki aşkın ömrü 3 yıl falan değilmiş arkadaş 10 yıl geçmiş olsa da hala aşık olabiliyormuş insan hissi, bir yandan 10 yıl önce tanıştığında yalnızca birkaç saat konuştuğun kişinin artık hayat arkadaşın ve çocuğunun babası olduğuna hayret etmek daha neler neler. İlk tanıştığımızda değil evleneceğimiz birlikte olacağımız bile aklıma gelmezdi çünkü sevgili için tipim değil bana göre biraz büyük vs. gibi şeyler düşünmüştüm zaman akıp geçti biz önce sevgili olduk sonra karı koca olduk şimdi Poyraz'la birlikte aile olduk. Sevgiliyle tanıştığımızda 20 yaşında bir çıtırdım şimdi 30 yaşında olgun bir anneyim :) 2000 senesinde çekilen aşağıdaki resmimizde ikimizde ne kadar tıfılız :)
İlk tanıştığımız yılın üzerinden neler neler değişti hayatlarımızda ben 3 işyeri değiştirdim, üniversite okudum, nişanlandık, evlendik, taşındık,hamile kaldım, Poyraz doğdu. Böyle bir cümleyle özetlemesi ne kadar kolay oysa bir ömürden bahsediyoruz. 10 sene içinde bol bol gezdik sevgiliyle ortak olarak en sevdiğimiz şey arabayla yolculuğa çıkıp gezmek, Marmara, Ege ve Akdenizde gezmediğimiz çok az yer kaldı. İşte 10 yıl boyunca değişen tiplerimizden birkaç kare.

2001, Ayvalık

2002, Kapadokya

2003, Düden Şelalesi, Antalya

2004, Ölüdeniz, Fethiye

2005, Efes, İzmir

2006, World Of Wonders Topkapı Palace, Antalya, Balayımız :)

2007, Kaputaş Plajı

2008, Marmaris

2009, İstanbul, Poyraz'ı bekliyoruz...

2010, Evimiz :)

10 yıl insan ömründe uzun bir zaman ve biz 10 yıldır birlikteyiz çok çok mutlu olduğumuz günlerde oldu, birbirimize sinir olduğumuz günlerde. Bazen güldük, bazen ağladık, bazen kızdık, bazen sinirlendik, bazen öpüşüp koklaştık, bazen kapıları çarpıp küstük kısacası bir hayatı paylaştık. Hem diğer tüm evli çiftler gibiyiz hem kendimize özeliz. Birbirimize tekir & sarman diye hitap edecek kadar çocuk ruhlu, bir çocuğu büyütmenin ne demek olduğunu birlikte öğrenip olgunlaşacak kadar yetişkiniz. Gençken:) gece 12 seansına sinemaya gider gece 3'te eve gelirdik, şimdi gece 3-5 nöbetinde Poyraz'ı uyutmaya çalışıyoruz. İnsanın yaşarken farkına varmadığı, çoğu zaman hayat telaşından durup yaşanan günün güzelliğine şükretmediği kadar çok güzel günler geçirdik birlikte. Zor günlerde birbirimize sırtımızı dönmeyip el ele karşıladık sorunları. 10 sene önce birkaç saatlik bir akşam yemeğinde tanışmıştık bugün artık Poyraz'ın anne babasıyız bu hala Sevgili olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor :) Ömrümüzün sonuna kadar birlikte oluruz inşallah, Seni Seviyorum Sevgilim ...

29 Haziran 2010 Salı

Son Haller...



Geçen salıdan beri yavru kuşun burnu akıyor, öksürüyor ve hırıltısı var. Geçen hafta daha beterdi geceleri öksürük onu uyandırıyordu. Cumaya kadar geçmeyince Cuma sabahı doktora götürdük doktor broşları vs.temiz önemli birşeyi yok deyip öksürük şurubu ve Peditus verdi. 5 gün kullanacağız geçmezse antibiyotik yarın da vereceğim ve duruma bakacağım tam olarak geçmedi ama daha iyi gibi. Öksürük geçti yalnızca çok az hırıltı kaldı umarım antibiyotiğe gerek kalmadan tamamen iyileşir kuzum.
Araya şu yağmurlu günler girmese bütün gün sokaklarda takılıyorduk oğlumla acaba çocuk hep sokakta ondan mı üşütüyor diye düşünmedim değil ama sokakta olduğumuz günler hava hep çok sıcaktı yağmurlu ve soğuk günlerde evde takıldık gene de insan engel olamıyor bebeğin hastalanmasına demek ki. Dayısının doğumgününü bile Poyraz'ın favori mekanı parkta kutladık. Poyraz mumları söndürmeye ve hediyeyi parçalamaya çalıştı ama olsun :))
Çarşamba günü arkadaşa kahvaltıya gittik. 15 aylık Melis ve 21 aylık Kerem oğlumdan daha büyük olduklarından pek yüz vermediler benimkine. Poyraz orada da pire gibi süründü yerlerde, oyuna katılmaya çalıştı elinden geldiğince, Melis'in salıncağını çok sevip 2 saate yakın uyudu :)
Cumartesi sabahı erkenden yola çıkıp yazlığa gittik. Hava kötüde olsa dinleniriz diye düşündük zaten benim Poyraz'ı havuza sokmak gibi bir niyetim yoktu. Cumartesi gezerek geçirdik öğleden sonra hava çok sıcaktı rahatlıkla havuza girebilirdik yani hava durumuna her zaman güvenmemek gerek. Pazar günü hava çok güzeldi bol bol yüzdüm minik kuş gene giremedi havuza bu Cuma tatile çıkıyoruz zaten o zamana kadar tamamen iyileşmiş olursa bol bol suyun tadını çıkaracak. Yazıya başlarken son zamanlardaki hallerini yazmaya niyetlenmiştim ama gene bir özet geçmeden duramadım :)
Son haftalarda daha bir büyümüş gibi geliyor bana Poyraz, değişik hareketler yapmaya başladı. Bir kere hiç yerinde duramayan bir bebek, iki dakika poposunun üstünde oturmak istemiyor. Son 3 haftadır sürekli aşağıdaki vaziyette. Hep ayakta durmak istiyor, öyle aman aman adım attığı veya sıraladığı da yok tek derdi ayakta durmak. Evin her odasında tutunacak bir yer bulup ayağa kalkıyor öyle dikiliyor yorulunca ya kendiliğinden oturuyor yada düşüyor :( oğlum iki dakika otur dinlen yok illa ayakta durulacak, ayakta durmayı bu kadar çekici kılan nedir anlamış değilim. Tabii o ayakta dikildikçe bende hemen arkasında tetikte bekliyorum düşerse tutayım diye yani hiç ayrılamıyoruz hep dip dibeyiz. O kadar çok düştü ki son zamanlarda artık yalnız bırakamıyorum kesinlikle.
Yaz meyvelerini bol bol yedirmeye çalışıyorum. Karpuza bayılıyor mesela ama favorisi yeşil erik. Ben hayatımda bu kadar yeşil erik yememişimdir zaten bayılmam fakat bizimki bayılıyor. Alıyor eline eriği ısıra ısıra bitirmeye çalışıyor babası da yeşil eriğe bayılır, armut dibine düşmüş işte. Erik canavarı oğlum benim :)
Yazlıkta sürekli teyzeleri bakıyor Poyraz'a. Çok şanslı ananesi, dayısı, teyzeleri herkes etrafında pervane. Birtek ben ilgilenmiyorum desem yeridir :) ben dinleniyorum herkes Poyraz'a bakıyor :)
Yemek konusunda da yazlıkta daha iyi bir noktaya geleceğimizi düşünüyorum. Evde çok çok iştahlı bir çocuk değil ama yazlıkta ananesinin çorbalarını afiyetle yiyor şimdilik. Balkonda bir köşesi var önüne bir sürü oyuncak da koysak gene her zamanki gibi ayakta durmayı tercih ediyor bizimki yada balkonda sürünüyor fiti fiti. 15 gün önce gittiğimizde havuzu çok sevmişti umarım bütün yaz sever, kafasını sokmuyorum ama vücudu serinliyor hiç değilse. Simidinin içinde keyif yapıyor beyefendi. Cuma günü gidip 1 aya yakın kalmayı düşünüyorum, ara sıra İstanbula geliriz tabii zaten 1 saatlik yol ama genel olarak orada takılmayı düşünüyorum. Yazlıkta internet yok şu reklamlarda çıkan Vınn'dan almayı düşünüyorum öyle olursa bol bol resim koyacağım bloga balık gibi suyun içinde çırpınan resimlerden. Yok üşenir internet almazsam dönüşte yazarım artık maceraları.

26 Haziran 2010 Cumartesi

İlk Bisiklet...

Çocukların hayatında bisikletlerin ayrı bir önemi olduğuna inanıyorum. Mesela benim çocukken tek bir bisikletim oldu, o da alındıktan birkaç gün sonra çingeneler tarafından balkondan çalındı. Yalnızca kısa bir süre balkonda binebildim o 3 tekerlekli bisiklete ve hala hatırlarım onu kahverengi plastik bir bisikletti. Evimiz giriş katındaydı ve balkonumuzdan asılı çamaşırları bile çalardı çingeneler bizde büyük bir hata yapıp bisikleti balkonda bırakmıştık, ertesi sabah yerinde yeller esiyordu tabii. Özellikle erkek çocuklar için daha da önemlidir bisiklet. Poyraz tabii çok küçük daha bisikletin ne olduğunu bile anlamıyor belki ama ona göre güzel bir oyuncak olacağını düşündüğümden ona bebek bisikleti almaya karar vermiştim. Arkasından itmeli bisiklet piyasada çok var ama bebek bisikleti olması için emniyet kemerli bir model beğendim. Smart Trike bir Amerikan markası, dünyada 3 sene üst üste "Dünyanın en iyi oyuncağı" seçilen tek oyuncak. Fakat arıyorum tarıyorum hiçbir yerde stoklarında yok. Firmanın kendi sitesinde ithalatçı olarak e-bebek ve jokeri gösteriyor ama ikisinde de bisiklet yok. Yaz gelmiş tam bisiklet satma sezonu adamlar da ürün yok haziran sonu gelir dediler bu sırada meslek icabı ulan kendim mi ithal etsem acaba diye bile düşündüm :)) neyse sonunda bisiklet geçen hafta yurda geldi ve e-bebek stoklarına girdi o gün soluğu e-bebek çamlıca mağazasında aldık önce bir test sürüşü yaptık. Poyraz bisiklette alt katı dolaşıp durduk, bizimki bisikleti pek sevdi herkese gülücük ve el salladı. Ben zaten almaya hevesliydim baktım Poyraz'da sevdi hemen attık kutuyu sepete. İşte oğlumun mağazadaki  "oleyyy annem bana bisikleti alıyor" sevinci pozu :)
Kutuyu aldık eve geldik ama o gece geç geldik Poyraz uyuyordu. Ertesi sabah kalktı salonda kutunun etrafında dönmeye başladı. Babasının işi vardı ve bisiketi monte edemeyecekti hemen bizimki kutunun etrafında dört dönüyor ona tutunup ayağa kalkıyor hop düşüyor tekrar kalkıyor. Babası da sonunda dayanamadı açtı kutuyu döktü içindekileri. Bundan sonrasını Poyraz anlatsın.

"Annecim dün mağazada bindiğim bisikletin bu olduğuna emin misin? yanlış kutu almış olmayasın?"

"Hımm yanlış diil diyosun, o zaman dur bakalım başliyim şu tekerlekten..."

"Yok yok ben kendim bitiremiycem babamı da yardıma çağırdım.."

"Yani çağırdım çağırmasına da babamda da pek bu işi becerebilecek bir hava görmüyorum, dur bakalım.."

"İnanmıyorum, giyinmek için bir içeri gittim geldim ki babam bisikletimi bitirmiş bile oleyyy"

"Hadi baba yaa durmadan tamam bitti diyosun ama hala birşeyler takıp duruyosun binip gitmek istiyorum artıkkk"

"Yuppiiii sonunda bisikletimle parktayım, bu parka normalde hergün geliyorum ama bisikletimle ilk defa geliyorum pek havalıyım doğrusu ..."

"Akşam oldu güneş batıyor ama babam genede beni gezdiriyor oleyy zaten uykuyu hiç sevmem ama gezmeye bayılıyorum..."

"Bisikletimi göstermek için kankam Güney'le buluştuk..."

"Tabii ki bir bisiklet klasiği olarak bir tur arkadaşıma verdim :)"

"Gecenin bir vakti oldu gene parktaydık hemen eve dönmedik ben bu işi pek sevdim zaten uykuyla ve evle aram pek iyi değildir tam bir sokak kuşuyum, artık bisikletim de olduğuna göre hiç eve girmem :)"

25 Haziran 2010 Cuma

İlk Babalar Günü Kutlaması...



Serdar'ın ilk babalar günü şerefine Poyraz'la birlikte onu Polonezköy'e kahvaltıya götürdük. Aslında arabayı kendisi kullandığından teknik olarak o bizi götürmüş oldu :) Sabah kalkar kalkmaz önce Poyraz'ı giydirdim, oğlumun giysileri de babalar gününe uygundu. Süper babam yazan tişörtü ve babamı seviyorum yazan çoraplarını giyip hediyesini koluna asıp babasını uyandırmaya gittik küçük beyle.
Baba oğul öpüşüp koklaştılar, yatağın içinde oynaştılar bir süre.
Fakat saat sabahın körü olduğundan sevgili biraz daha uyumak için Poyraz'la pazarlık halindeydi. Haftaiçi neysede özellikle pazar günleri saat 7de kalkmaya alışamadık henüz. Poyraz bey en azından pazar günleri biraz daha uyumamıza izin verse ne olur yani. Fakat resimdede resmen "anne yaa o kadar giyindim süslendim hediye de aldım getirdim babam bana bakmıyo, uyumak istiyo ühü ühü ühü" moduna girmiş minik kedim.
Bu triplere dayanamayan babası da sonunda pes edip kalktı, giyinip hazırlanıp yollara düştük. Polonezköy Country Club'a tam yarım saatte ulaştık. Hava inanılmaz sıcaktı, Poyraz yol boyunca uyudu oraya varınca hemen kahvaltıya oturduk.
Kahvaltı ettiğimiz yer Piknik Park diye geçiyor hem kahvaltı var, hem gün boyunca mangal yapılabiliyor. Yemyeşil bir arazi ve güzel düşünülmüş yerleri var. Hamaklar var, yayılıp uyuyabileceğiniz kocaman minderler var, çocuklar için oyuncaklar, trombolin, mini golf ve en önemlisi bir sürü hayvanlar var. Serdar hayvanları çok sever zaten burayı seçmemin nedeni de buydu. Buranın sahibi bir tür hobi olarak hayvan beslemeye başlamış ve yıllar geçtikçe çeşitler artmış şu anda bir sürü hayvan var. Bunların bir kısmı örneğin tavuklar, horozlar, tavus kuşları, keçiler, koyunlar, lamalar serbest olarak dolaşıyorlar ortalıkta. Diğer hayvanlar ise mandarin ördeği, gent kedisi, sülünler, bazı kuşlar, domuzcuklar kafeslerde besleniyor. Bir sürü kuğu, pelikan, deve, ponyler, çeşit çeşit keçi, deve kuşları, inekler bile var. Yani çocuklar için tam bir Ali Babanın çiftliği durumu var. Poyraz kahvaltı boyunca bol bol huysuzluk yapıp bize pek birşey yedirmedi , babası uyuz oldu. Yemek bölümüne çocuklar için oyuncaklı alanlar yapmışlar daha büyük çocukları oradaki görevliye bırakıp rahat rahat kahvaltı eden anne babalar vardı onlara özendim, bizimki daha çok minik ben orada biraz oyaladım babası rahat yesin diye, ilk defa top havuzuna girdi mesela. Biraz uslanır umuduyla masaya döndük bu sefer hayvanlara taktı kafayı. Masamızın altına giren tavuğu çubuk krakerle besledi :)
Tüm kahvaltı boyunca ortalıkta bir sağa bir sola dolaşıp duran tavus kuşuna musallat oldu, babasıyla beraber peşinden koşup durdular. Hayvan da pek hızlı olduğundan üçünü bir karede yakalamak pek kolay olmadı.
Babası uslu dursun diye Poyraz'ı sevdi, dil döktü, öptü kokladı ama yok bizimki uslu durmak nedir bilmediğinden tüm bunlar pek işe yaramadı :)
Sonunda birlikte yemek yemek bize haram deyip masadan kalktık. Şemsiyelerin altına yerleştirilmiş olan koca minderlere kendimizi attık çünkü güneş tam tepeye çıkmış ve etrafı kavuruyordu. Gölgeye sığınmak durumunda kaldık. Poyraz'ı soyduk soymasına da kendim de pantolon giydiğime bin pişman oldum hava o kadar sıcaktı giysiler yapıştı resmen üstüme. Gölgede bekleyelim güneş biraz insin hayvanları öyle gezeriz dedik. Zaten Poyraz'ın uykusu gelmişti ve babası burada da Poyraz'ı uyutma çalışmalarına başladı. Baktım etrafta aynı stille bebeğini uyutan bir sürü baba vardı, babalar gününü böyle geçirmek ne kadar hoşlarına gidiyordu merak ettim. Gerçi neticede çocuklarıyla birlikteler babalar gününün anlamı da bu değil mi? Neyse biraz uğraştan sonra bizimki uyudu koyduk arabasına bizde yayıldık minderlere. Yalnız minderler hiç temiz değildi bu açıdan pek rahat edemedik. Böyle bir işletmeden daha temiz bir hizmet beklerdim.
Poyraz uyandıktan sonra sevgilimde hadi artık gidelim sendromu baş gösterdi, kendisi aynı mekanda bütün bir günü geçiremez zaten sıkılır. Hava da öyle sıcaktı ki insan tadına varamıyor gerçekten. Buraya  ilkbaharda veya sonbaharda gelmek lazım doğanın tadını çıkarmak için. Neyse gelmişken tüm hayvanlara bakmadan dönmek olmazdı tabii. Bir sürü su kuşu vardı pelikanlar, kuğular hepside birbirinden güzeldi.
Devede sıcaktan iyice mayışmıştı zavallı, minik atlar çok tatlıydı küçük çocuklar atlardan birine binip geziyordu.
En tatlıda keçiler ve özellikle yavru olanlardı. Siyah yavru keçiler ortalıkta gezinip duruyordu bir ara bir baktım Serdar yavru keçiyi kucağına almış geliyor. Poyraz sevsin diye keçiyi kucağında taşıyor oradan oraya. Sonra baya bir oynadı bu yavru keçiyle Poyraz'da sevmeye çalıştı kendi çapında. Keçi artık iyice evcilleşmiş gıkını çıkarmıyor oynayıp durdu Serdar'la.
Poyraz'a da sıcak bastığından çok fazla ilgilenemedi etrafıyla mesela tavus kuşu kanatlarını açınca biz heyecan yaptık aa ne kadar güzel vavv falan derken bizimki şöyle bir dönüp baktı hımm diye döndü tekrar önüne :)
Daha önce hayvanat bahçelerine gitmiş olmama rağmen birkaç hayvanı ilk defa gördüm mesela Gent Kedisi çok ilginç bir hayvan. Biz yukarı giderken kafesinde aşağıdaki pozisyonda duruyordu biz yukarıları gezdik oturduk dinlendik vs. geri dönerken hala aynı pozisyonda duruyordu hayvan. Bir yandan da korkuç bir havası vardı yani aslında kedi kadar küçük ama kaplansı bir görüntüsü vardı.
İşte bakınız aşağıda da Poyraz'la beni anlatan bir kare. Yavrusunu emziren bir lama. Yavru lama yolun bir tarafındaydı birden koşmaya başladı annesinin yanına kadar koştu ve hop diye yapıştı memeye sanki yemek yemek birden aklına gelmiş gibi çok komikti. Kendimi anne lama ile pek bir özdeşleştirdim :)
Tropik salon diye bir yer yapmışlar içinde maymunlar, timsah, papağanlar ,kaplumbağalar ve birtakım kuşlar var. Hava çok sıcak olduğundan bu kapalı odaya kimse gelmiyor anlaşılan biz arayıp tarayıp bulduk fakat baktık merdivenle çıkılıyor tek tek bakalım dedik. İçeride de kimse yok Serdar gitti geldi sonra ben gittim içeride yalnızım tepeden kuşlar uçuyor karşımda bir timsah, maymunlar acayip sesler çıkarıyor tam bir korku filmi sahnesi gibiydi odaya girmemle koşarak uzaklaşmam bir oldu :)) Normal hava şartlarında bütün gün sıkılmadan vakit geçirebilecek kadar çok alan olan bir yer. Daha sonra tekrar mutlaka gelmek istediğimize karar verdik fakat bu sıcak havaya daha fazla dayanamayarak 4 gibi mekanı terk ettik.
Biz eve kendimizi attıktan kısa bir süre sonra bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladı, Bizde ailecek yıkanıp paklanıp, karnımızı doyurduktan sonra yatıp dinlendik. Bütün gün yorulan minik kedi saat 8de uyudu. Uzun yıllar hep birlikte nice güzel babalar günleri kutlarız umarım. İlk babalar günün tekrar kutlu olsun sevgilim :)

21 Haziran 2010 Pazartesi

İyi ki Doğdun Dayı...




Sevgili Dayıcım,
Sen çok komik bir insansın seni görür görmez gülmeye başlıyorum. Hiçbir şey yapmana gerek yok direk gülmeye başlıyorum zaten. Komik komik şeyler yapıyorsun beni daha da çok güldürüyorsun. Beni koca göbeğinin üstüne oturtuyorsun maşallah koltuk gibi göbeğin var :)) Beni arabamla gezdiriyosun ama yürümeyi pek sevmediğinden genelde evde oynamayı seviyorsun olsun bana oyun olsun farketmez zaten. Evde, havuzda, parkta her yerde beni en çok güldüren insanlardan birisin. Duyduğuma göre sülaledeki diğer bebekler de seni pek severmiş ama bundan sonra yalnızca ben varım ona göre. Sadece beni sevip benle oynayacaksın yoksa bozuşuruz bak :) Annemle babam da doğumdününü kutluyor, iyi ki doğdun diyorlar. Bu sene doğumgününde sana iyi bir iş diliyoruz ailecek. Hadi çok öptüm, akşam parka gel de oynayalım...