29 Ekim 2010 Cuma

Oyun Grubu

Anne-bebek forumlarında ve bloglarda çoğu kez annelerin oyun grubu arayışında olduklarında görüyorum. Herkesin amacı belli çocuk kendi yaşıtları (aydaşları :) ile birlikte vakit geçirsin, oyun oynasın, sosyalleşsin. Aslında oturduğu yerde çocuğun yaşıtı olmayanlar için gerçekten faydalı bu oyun grupları. Birçok anaokulunun düzenlediği ücretli oyun grupları var, çocuğa yaşına uygun gruba götürebiliyorsunuz. Birde Gymboree, mygym gibi dünya para bayılıp çocuğunuzu götürebileceğiniz yerler var. Neticede çocuğun yalnızca oyun oynayacağı düşünülünce o kadar paraya acıyorum ben doğrusu. Bazende düşünüyorum nasıl bir topluma dönüştük ki çocuklar oyun oynasın diye para vermeye hazır hale geldik, ironik değil mi? biz çocukken etrafta oyundan bol ne vardı, sokağa çıkmak yeterliydi. Biz bebekken de komşular varmış, akrabaların çocukları, kardeşler vs. derken hiçbir çocuk aman yalnız kalacak, sosyalleşemeyecek diye endişelenmezmiş anne-babalar.


Biz "modern" çağ anne babaları çocuğumuz hiçbir şeyden geri kalmasın istiyoruz ve bunun için elimizden geleni ardımıza koymuyoruz afferin bize. Oysa bazı şeyler o kadar basit ki mesela internette harıl harıl oyun grubu aramak yerine eve yakın bir parka gitmek ve çevrenizde sizinkiyle yaşıt olan bir veletin annesine merhaba demek :) hep hayret etmişimdir parklarda çocuklar ne kadar çabuk arkadaş edinirler değil mi? hemen beraber bir oyun oynamaya başlarlar oysa yetişkinler için ne zordur tanımadığın birine merhaba demek, tamam belki çocuklar için bir iki çift laf edilir ama ondan öteye geçilemez bir türlü. Oysa iyi ki şimdi sevgili arkadaşım olan Asu geçen kış soğuk bir Şubat gününde parkta bana merhaba dedi. Evet hava soğuktu ama ikimizde bebeklerimizi gezmeye çıkarmıştık, Güney ve Poyraz'ın arasında 2,5 ay var ve şimdi çok iyi kankalar çünkü o zamandan beri o kadar çok görüştük ki çocuklar kendilerini kardeş bile sanıyor olabilir :) Derken gene bir park günü bu sefer küçük hanım Zişan'ın annesi Sedef ile tanıştık ve o da grubumuza dahil oldu. İşte size para verip bulamayacağınız bir oyun grubu oluşmuş oldu. Zaten oyun gruplarıyla ilgili yaptığım okumalarda bizimkilerin yaş grubu için en idealin 3 çocuk olduğu ve daha fazlasının kaosa neden olabileceği yazıyordu. En fazla 5 çocuğa kadar çıkmakta fayda var daha fazlası çocukları da anneleride yoruyormuş.
İşte o gün bugündür bizim üç kafadar beraber takılıyor, bazen Güney'in abisi Erol'da bizimkilere eşlik ediyor. Çok tatlı oyunlar oynuyorlar, bazen birbirlerine vuruyorlar, bazen kızıyorlar, bazen ağlıyorlar ama genelde iyi anlaşıyorlar. Dediğim gibi oyun grubunuzu bilgisayar başında aramayın, gidin bir parka alın size mükemmel arkadaş adayları :) Bizimkilerin tesadüf yaşları da çok yakın en küçük Poyraz 13 aylık, Zişan 14, Güney 15 aylık dolayısıyla gelişimleri vs.de paralel gidiyor. Resimleri Zişan'ın evinde çektim, malum havalar soğuyunca artık evlerde buluşuyoruz. Yalnız Zişan kapı zilinde bile oynayan bir yavru olduğundan onun dans etmediği bir kare saptanamadı :) , her resimde eli kolu bir yeri oynuyor kızın ya çok komik :)

İşte bunlar da haydutlar çetesinin üyeleri, Poyraz "abi sen dvd'yi boz, ben telefonu halledeyim" :)))

28 Ekim 2010 Perşembe

İlk Lolipop...

Geçenlerde yemek yemek için bir köfteciye oturduk fakat öyle yanlış bir yere oturmuşuz ki restoranın hemen yanında çocuk oyun alanı var ve bizimki oyuncakları gördüğü andan itibaren yemeğe olan tüm ilgisini kaybedip oraya gitmek için kendini parçalamaya başlıyor. Ben bir yandan köfte yesin diye uğraşıyorum çocuk kemeri nasıl açsam da şu tarafa koşsam onun hesaplarını yapıyor. Güneylerde yanımızda ve Güneyinde aşağı kalır yanı yok o da oyuncaklara gitmek istiyor. Halimize acıyan garson çocuklar sussun diye lolipop getirdi. Normalde bizimki daha önce açıpda bir şekeri yemiş değil kağıdıyla vs.oynasın diye eline verdiysem de daha önce hiç açıp yemesine izin vermedim. Fakat öyle bir huysuz ki belki biraz oyalanır diye şekeri açtım eline verdim, bakalım ne yapacak diye izlemeye başladım :)
Bizimki önce ağzına götürdü tadına baktı, hoşuna gitti ve içgüdüsel olarak tamamını ağzına sokup yemeye çalıştı. Sonra çıkardı ellerine sürdü baktı yapışkan birşey hoşuna gitmedi, gene ağzına sokmaya karar verdi.

Elleri yapış yapış olduktan sonra şekeri ağzında tutmanın daha mantıklı olduğunu düşündü herhalde ki uzun süre şekeri ağzından çıkarmadı. Yalıyor mu yoksa sadece tadını mı alıyor anlamadım. Çok da uzun oynamasını istemiyorum ama bizimkide yapıştı vermek istemiyor :)

Neyse bir ara kaptım elinden tabii bastı yaygarayı mecburen verdim geri allahtan bu sefer şeker değil sapını ağzını sokarak oyalandı bir süre de çok fazla şeker yememiş oldu. Bu günlerde bilinçli anne baba olmanın kurallarından biride çocuğa 3 yaşından önce şeker çikolata vb.ıvır zıvırlar vermemekmiş valla ben o kadar bilinçli olamıyorum kırk yılda bir de olsa veriyorum böyle tatlı kaçamaklar yoksa çocuk olmanın güzelliği nerede kalacak dimi ama ? :)

27 Ekim 2010 Çarşamba

İki Böcek Bir Çiçek

Bizim iki haydutun yanına yaz tatili için Almanya'ya ananesinin yanına giden Zişan dönüp eklenince bizimkiler iki böcek bir çiçek oldu :) Hepimiz geçen yıl aynı parkta tanıştık ve zamanla çok iyi arkadaş olduk. Böylece çocuklarımızı para verip anaokullarının oyun gruplarına gönderme zahmetinden de kurtulmuş olduk çünkü bizimkiler sürekli beraber olduklarından kendi oyun gruplarıda kurulmuş oldu. Benim işe dönüş tarihim kesinleştikten sonra nede olsa ev annesi olarak son günlerim diye geçen haftalarda çocuklar neredeyse hergün beraberdi. Havalar da kötü olunca açık hava yerine evlerde toplandık, çocukları serbest bıraktık özgürce oynadılar. Gerçi henüz birbirleriyle oynamak için çok küçükler ama böyle birarada olmalarının sosyalleşmeleri için çok faydalı olduğunu düşünüyorum. Evde tek başına veya yalnızca anneyle oyun oynamaktansa kendi yaşıtlarıyla oynamaya çalışmaları çok daha anlamlı geliyor bana. Evet şu anda herhangi bir oyun kuramıyorlar ve çoğunlukla oyuncakları paylaşamayıp birbirlerine bağırıyorlar, ağlıyorlar ama bu da bir iletişim değil mi :) kendi dillerinde kendilerince anlaşıyorlar bence ve onları izlemek çok ama çok zevkli :)

Aynı oyuncağın peşinden koşup onu keşfetmeye çalıştıkları bir an...


Aynı oyuncağı paylaşamadıkları başka bir an :)

Zişan erkeklere aerobik dersi verirken :)

Meraklı Zişan " Hımm ne varmış orda bakiim", Güney cool çocuk kalkıp bakmaya gerek bile duymuyo :)

" Ahh bu erkekler hiç büyümüyo , hep çocuk kalıyolar :))"

Bizimki neye kızdıysa pis pis bakıyo :)

26 Ekim 2010 Salı

İkea Poyraz'ın Herşeyi :)

Poyraz daha minikken İkeaya gitmiştik ama o zamanlar arabasında uslu uslu yatan bir kuzuydu. Yürümeye ve etrafı kolaçan etmeye başladıktan sonra ilk defa geçenlerde teyzesiyle gittik ve Poyraz İkea'ya resmen bayıldı. Bende normalde İkea'yı çok severim ama hiç çocuk gözüyle bakmamıştım ve onun gözünden bakınca evet bir kapalı alan için çocukları cezbeden pek çok şey var, iyi düşünülmüş ince detaylar var. İkea benim daha önce 4,5 yıl çalıştığım ve haftaya Pazartesi tekrar döneceğim işyerime çok yakın olduğundan açıldıktan sonra sık sık akşam yemeklerine ve zaman zaman kahvaltıyada gittiğimiz bir yer. Ayrıca eski evimizde de şu anki evimizdede İkea'dan pekçok eşya var. Bazı ürünlerini çok beğeniyorum, bazı ürünleri pahalı geliyor, ucuz olanlar bazen kalitesiz görünüyor ama özellikle aksesuarlar konusunda çok başarılı.
Önce alt kattaki çocuk oyun alanına gittik Poyraz'la. Top havuzuna 3 yaşından büyükleri alıyorlarmış onu da öğrenmiş oldum. Ayrıca gene 3 yaş ve üzeri çocuklar için çeşitli atölye çalışmaları yaptıkları iki oda var bir tanesi resmen savaş alanına dönmüştü çocuklar resim mi yapmış savaş mı yapmış anlamadım. Poyraz odaya girdi etrafa bakındı o da şaşırdı yavrum ben bile evi bu kadar dağıtmıyorum demiştir herhalde :) sandalyelerden birine oturup etrafı kesti yavrucak.
Daha sonra restorana gittik ve oradaki oyun yerine bayıldı bizimki. Yalnız küçük bir sorunla sandalyelerde oturan bütün çocukları önce cici cici yapıp güzellikle ikna etme yöntemiyle olmazsa itekleyerek yerlerinden indirip kendi oturmaya çalıştı. Birkaç tane direksiyon var ve tüm çocuklar onlarla oynamak istiyor haliyle bizimkide ama tabii daha sıra bekleme vs.anlamadığından gidip oturanlara sataşıyor :) öyle komik, minik ve tatlı ki büyük çocuklar da sonunda dayanamayıp kalkıyolar. Oğlum sanırım biraz edepsiz oldu :)
Daha sonra küçük beye köfte aldık ve normalde ete pekde bayılmayan beyefendi köfteleri bayıla bayıla yedi. Ya o anda çok acıkmıştı yada gerçekten çok beğendi bende bu işe çok sevindim çünkü sürekli çocuk yeterince kırmızı et yemiyor paranoyası ile yaşıyorum :) Bizimki mama sandalyesi, önlük vs. gibi şeyleri artık istemiyor sanırsın büyüdü 5 yaşına geldi oğlum sen daha 1 yaşındasın bari önlüğe itiraz etme dimi ama? yok illa ki büyük insan modunda büyük sandalyede oturacak, önlük takmayacak ve mümkünse kendisi çatalla yiyecek. İkea'dan ona bir sürü plastik çatal,kaşık,bıçak, bardak vs.aldım da onlarla yiyor o günden beri. Çatalı alıyor eline köfte yiyor beyefendi :)
Yemekten sonra çocuk mobilyalarının satıldığı yerleri gezdik. Bir sürü oyuncak, kendi boyuna uygun masalar, sandalyeler, yataklar herşey çok hoşuna gitti Poyraz'ın. Bütün odaları gezdi, herşeyle oynamaya çalıştı. Tüm oyuncakları tek tek test etti diyebiliriz :)
 İlk gidişinde çok sevdiğinden daha sonra 2 kere daha götürdüm Poyraz'ı her seferinde de eğlendi. Kapalı havalar için iyi bir alternatif oluşturdu bize hem yemekleri güzel hem koşup oynaması zevkli bir mekan.

25 Ekim 2010 Pazartesi

Meme Kanseriyle Mücadele Yürüyüşü

10.10.2010 Pazar günü Avon'un düzenlediği Meme Kanseri ile Mücadele Yürüyüşü etkinliğine katıldık. Avon Meme Kanserine karşı halkı ve özellikle kadınları bilinçlendirmek için her yıl bu tür etkinlikler düzenliyormuş ben ilk kez bu yıl haberdar oldum. Daha bugün okuduğum gazetelerden birinde ABD ve Avrupada meme kanserinin çok arttığını artık her 10 kadından birinde görüldüğü yazıyordu. Oysa erken teşhisle tedavisi mümkün olan bir kanser türü bu yüzden tüm kadınlar olarak bilinçli olmalı ve kontrolleri aksatmamalıyız.

Etkinlikten haberdar olunca hava güzel olursa yürüyüşe katılırız diye düşünmüştük ablamlarla. Kortej Ortaköy meydanında toplanıp, Beşiktaş'a kadar yürüdü. O gün kalkınca Poyraz üşütür belki diye düşünüp önce gitmemeye karar verdik, sonra baktık güneş açar gib oldu gitmeye karar verdik biz gitmeye karar verene kadar saat 1 oldu etkinlik 13.30da başlayacağından bu sefer yetişemeyiz artık diye düşünüp vazgeçtik, sonra tüm kararlardan vazgeçip hadi gidelim dedik :) biz ailecek böyle bir karar verene kadar on defa fikir değiştiririz. En hızlı yol olacağından Üsküdardan motorla Beşiktaşa geçtik ve yürüyenler henüz Beşiktaşa ulaşmamıştı bizde önce yemek yeyip sonra konser alanına geçtik. Yürüyüşün sonunda Candan Erçetin konseri vardı. Beşiktaş vapur iskelesinin hemen karşısındaki meydana sahne kurulmuştu. Poyraz bütün konser boyunca arabasında hiç oturmayarak bir rekora imza attı, habire etrafta koşturup durdu ve sürekli yukardaki metal şeyin içine girmeye çalıştı.

Candan Erçetin'i oldum olası çok severim, tüm albümlerini severek dinledim. Konserlerine gitmişliğim var, kadının çok asil bir havası var. Sesi de şarkıları da çok güzel ve genelde bu tür sosyal sorumluluk projelerine destek veriyor. Hava şansımıza açtı, güneş çıktı ve konser çok güzel geçti. Candan Erçetin herkesi çoşturdu.

Bizimki durur mu bütün şarkılarda, türkülerde dans etti. Zaten dans etmeye bayılıyor evde oyuncaklarının müziğinde bile dans ediyor. Konserde de maskot oldu habire oynayıp durdu. Çocuklar için palyaço vs.getirmişler balon dağıtıyorlar. Gidip balon alıyor sonra balonu gidip başka bir çocuğa veriyor, şimdilik paylaşmayı seviyor. Balonu götürüp çocukların gözüne sokuyor sonra da al, al diyor :))

Teyzeleri konser boyunca peşinden koştu bizimkinin, bende rahat rahat müzik dinleyip dans ettim :) Aslında uykusu gelmesine rağmen ortam ilginç ve çekici geldiğinden uyumadı, normalde birçok konserde uyumuşluğu vardır alışık yani : ) ama artık ayaklandığından arabasına oturmuyor ki uyusun çocuk habire gezmek istiyor. Konseri sonuna kadar dinledik tam bittiği sıra bizimki huysuzlanmaya başladı bizde hemen motora atlayıp karşıya geçtik. Bu güzel etkinlik için Avon'a teşekkürler :)


20 Ekim 2010 Çarşamba

Fenerbahçe Parkı

Yakında belediyenin park ve bahçeler müdürlüğünde çalışmaya başlayabilirim, Poyraz sayesinde Anadolu yakasındaki parkları avucumun içi gibi öğrendim. Hangi parkta ne var ne yok, cafe var mı, alt değiştirmeye uygun yer var mı vs.gözlem yaptım çok engin bilgilere sahip oldum :) Anadolu yakasının en sevdiğim parkı şimdilik açık ara parkla Özgürlük Parkı fakat Fenerbahçe parkıda deniz kenarında olması, manzarası, çiçekleri vs. ile arada bir gitmek için ideal yerlerden biri. Havanın güzel olduğu bir gün değişiklik olsun diye Fenerbahçe parkına gittik tabi çocuk için park olsun neticede ismi, hangi semtte olduğu onun için çok farketmiyor bizimki nerde çimen görse koşmaya başlıyor.
Fenerbahçe parkına girmeden sahil kenarı bir sürü cafe ile dolu. Hemen hemen hepsinde haftasonları açık büfe kahvaltı var ve çeşitler gayet bol. Kahvaltı dışında da yemekler veya birşeyler içmek için gelinebilir. Biz kahvaltı etmiştik ama tekrar acıkıp menemen yedik. Bu sırada Poyraz'ın arabasında uyuduğu nadir anlardan biriydi ve inanılmaz ama gazete bile okuduk. Poyraz uyanır uyanmaz babasının kucağına atlayıp boynuna sarıldı bu yeni uyanmış halleri öyle tatlı ki sanki uykusunda özlemiş gibi boynuna sarılıyor insanın :)

Poyraz uyanınca parka girdik önce çocuk parkı kısmında eğlendi bizimki. Diğer çocuklarla acayip sosyalleşmeye başladı gerçi gidip toplarını elinden alma, oturdukları yerden zorla kaldırmaya çalışma gibi faaliyetlerde yapıyor zaman zaman ama onun dışında yanlarına gidip merhaba demek ister gibi hareketlere başladı son zamanlarda.  Çocuk parkından sonra deniz kenarında, çimenlerde vs. bol bol dolaştık zaten yürümeyi yeni öğrendiğinden boş bulduğu alanlarda koşturmaya bayılıyor sık sık düşüyor ama napalım izin veriyoruz özgür olmasına.


Babası Poyraz'ı da kendine benzetip kedilere aşık etti. Çocuk kedilere bayılıyor özellikle dokunmaktan acayip keyif alıyor tabii hijyen manyağı anneler buna genelde izin vermez ben veriyorum valla öyle çok seviniyor ki kedilere dokununca onu görmeye değer sonrasında ellerini dezenfekte ediyoruz bırakıyoruz oynasın.
Fenerbahçe parkı zaten kedi dolu ama bu sefer baktım ördeklerde (ördek mi kaz mı bilemedim :s) var. Bütün çocuklar gibi Poyrazda her türlü hareket eden canlıyı kovalamaya bayılıyor. Yakalayamayacağı gerçeğini anlayamacak kadar küçük olduğundan habire koşup duruyor peşlerinde :)
Gezmekten yorulanlar için parkın içinde Romantika diye bir yer var, cafe restoran. Geçen yıl sevgilinin doğumgününde buraya gelmiştik tam deniz kenarında oluşu güzel, manzarası harika. Yemekler fena değil, fiyatlar ortanın biraz üzerinde. Ayrıca parkın içinde çay kahve içmek için açık bir cafe daha var burda fiyatlar uçmuş bir bardak çay 4 tl. Parkın içindeki bu mekanı kim işletiyor bilmiyorum ama bir dilim keki 6 tlye satabiliyor ben o paraya 1 bütün kek yaparım :) insan buraya gelmişken haliyle oturuyor ve kazıklanıyor, sevgili hava güzelken limonata içeyim dedi ama sonra pişman oldu çünkü Poyraz acıklı bakışlarlar ve duygu sömürüsü ile limonatayı babasına içirmeyip kendi içti :)

19 Ekim 2010 Salı

Yamaha Müzik Okulu

Poyraz 2.Ekim'de 1 yaşına girdi ya, çocuk yaşına basar basmaz hemen okula götüreyim dedim ve 3 Ekim'de onu Yamaha Müzik Okuluna deneme dersine götürdüm ve gördüğünüz gibi çocuğun içindeki cevher ortaya çıktı, zille org çalıyor yavrum :) Tabii kankası Güney olmadan olmaz, Pazar günü kaptık çocukları soluğu Kadıköy'de aldık. Yamaha Müzik Okulu, Kendi Köşk isimli güzel bir binada hizmet veriyor, Fenerbahçe Stadının hemen yanında. Burada bebekten çocuğa birçok yaş grubu için bale, müzik gibi pek çok sanat kursu var. Daha önce bebekler için böyle bir çalışmaları olduğunu okumuş ve deneme dersi için randevu almıştım. Poyraz ve Güney dışında 9 aylık bir bebek daha vardı, dersin yarısında 1 yaşlarında bir bebek daha katıldı aralarına. Ders 12deydi ve bizimkilerin ikiside yolda arabada uyumuştu ama oraya gidince uyanıp hemen kendilerine geldiler. Öğretmen bize bu programa katılırsak neler yapılacağının özeti olarak yarım saatlik bir çalışma yaptırdı. Normalde derse bebek ve yanında anne yada baba katılabiliyormuş fakat deneme dersi olduğundan tüm bebekler tüm aileleri anne, baba, abi şeklinde katıldı.

Hatta olaya babalar bizden fazla dahil olup aktivitileri onlar yaptı. Normalde dansla hiç işi olmayan sevgili oğlunun hatırına müzik eşliğinde döndü, çocuğu hoplattı zıplattı. Ve ilginçtir "nerden buluyosun böyle antin kuntin şeyleri" gibi yorumlar yapmadan uslu uslu derse katıldı :)


Yamaha'da sınıflar yaş daha doğrusu ay sınıfına göre ayrılıyor. Bizimkilerin sınıfının adı Robbie biraz büyüyünce Kraki olacak beyefendiler. Robbie aşağıda gördüğünüz oyuncağın adı. Öğretmen ona sarılıp şarkı söylüyor, daha sonra çocuklar da isterlerse Robbie ile oynayabiliyor. Öğretmen ritimleri bizim tekrar etmemizi istiyor ki çocuklar olaya katılsın, yavru kuşun şansına bende de babasında da müzik kulağı ve ritim duygusu sıfırdır gene de elimizden geleni yaptık tabii :)


Derste çocukların ritim duyguları gelişsin diye şarkılar söyleniyor, birlikte dans ediliyor. Öğretmen sırayla top, eşarp, zil, sallanan yumurta vs. gibi materyaller getirip ortaya bırakıyor ve çocukların klasik müzik eşliğinde bir süre bunlarla oynamasına izin veriyor sonra materyalleri toplayıp yeni bir toplu aktivitiye geçiyor. Bebeklere minik enstrümanlar vererek, bizim yönlendirmemizle çalmalarını istiyor ki zaten ses çıkaran herşeye bayıldıklarından bizimkiler en çok bu kısmı sevdi.


Çocukların yaşıtları ile birlikte olması, müzikle içiçe olması, zamanla ritm duygularının gelişmesi için güzel bir ders. Yalnız bizim sıpa yerinde pek duramayan bir insan evladı olduğundan onu zaptetmek zor, odayı dört dönüp karıştıracak ne var, nereyi dağıtsam şeklinde dolaşıyor. Gerçi öğretmen çocukları herhangi birşeye katılmaya zorlamadıklarını genelde özgür bıraktıklarını söyledi bu açıdan sevdim ben bu sınıfı bıraktım bizimki her köşeyi keşfetti, herşeyi dağıttı, bizde her zaman olduğu gibi peşinden topladık :)

18 Ekim 2010 Pazartesi

Özgürlük Parkı


Özgürlük Parkını çocuğum olmadan öncede çok severdim, şimdi daha da çok seviyorum. Şehrin ortasında böyle büyük bir alanın halen yeşil alan olarak kalabilmesi ve halkın kullanımına açık olması çok hoşuma gidiyor. İngiltere'de her yerde bu parklardan bir sürü var ama ülkemizde maalesef sınırlı sayıda bu kadar büyük ve güzel park var. Evimize yürüme mesafesi kadar yakın olmadığından buraya genelde arabayla çekirdek aile olarak gidiyoruz. Kendi parkımızda çimenler nedense sürekli çamur olduğundan ve çok fazla hayvan dışkısı olduğundan Poyraz'ı pek salamıyorum çimenlere ama Özgürlük Parkı biraz daha temiz gibi geliyor bizimkide özgürlüğünü ilan edebiliyor böylece.
Genelde buraya giderken yanımızda yiyecek, içecek atıştırtırmalık birşeyler götürüp piknik tadında takılıyoruz. Poyraz doğmadan önce buraya sabah kahvaltısına bile gelmişliğimiz var. Haftasonları tahta banklarda yer bulmak sorun olduğunan erken gelmek lazım onun dışında bir problemi yok. Ayrıca parkın içinde bir cafe-restoran var ve burası da haftasonları çok güzel açık büfe kahvaltı sunuyor. Yanında getirmeye üşenenler için güzel bir alternatif.


Poyraz'dan önce buraya her yaz tiyatro festivali için gelirdik. Kadıköy Belediyesi her yaz tiyatro festivali yapıyor ve neredeyse tüm özel tiyatrolar parkın içindeki anfi tiyatroda oyunlarını sergiliyor. Festival ücretsiz olduğundan inanılmaz bir talep ve kuyruk oluyor. Çok çok sevdiğimiz oyunlar olduğunda gelip sıra beklemeyi göze alarak seyrettiğimiz çok oldu. Ayrıca her yaz burada çocuk tiyatroları festivali de yapılıyor tabii Poyraz'dan önce buna dikkat etmiyordum ama 5-6 sene sonra Poyraz'ı da çocuk tiyatrosuna getirebilirim :)


Parkın içinde basketbol sahası ve tenis kortuda var ve kullanımı ücretsiz. Tenis kortu için bir gün önceden güvenlikten randevu almak gerekiyor. Poyraz'dan önce sevgiliyle gelip oynardık burada. Poyraz'dan sonra böyle bir denememiz olmadı :) Çocuk parkı oldukça büyük, yürüyüş parkuru çok ama çok uzun, ortasında çok hoş bir süs havuzu var. Çocuklar için tren var, ben kafede çay içerken Poyraz'la babası binmişler ve çok da sevmiş. Bir sürü ama bir sürü kedisi var bu parkın, sevgili kedilere hasta olduğundan Poyraz'ı da kendine benzetti. Çocuk nerede kedi görse çağırıyor veya kendi gidip sevmek istiyor. Bazen kedileri ellemesine izin veriyorum, sanırım tüyleri yumuşak olduğundan elleyince acayip mutlu oluyor ve kikir kikir gülmeye başlıyor.


Yağmurlar başladı, kış geliyor ya en çok da bu güzel parklardan mahrum kalacağımız için üzülüyorum. Gerçi güzel bir kar yağsa, her taraf bembeyaz olsa gene gidilir parka, kartopu oynarız ama böyle yağmurlu havada olmuyor tabii her taraf çamur, bizimki sürekli düşüyor. Gene de fırsat kollayıp güzel havalarda atıcaz kendimizi Özgürlük Parkına.