30 Kasım 2010 Salı

Aytamaner Erkekleri...

Günlük hayatımda ve iş hayatında eşimin soyadını kullanmıyorum nedenini anlamışsınızdır çok zor :), kimse ilk söyleyişte anlamıyor mutlaka tekrar etmek veya kodlamak gerekiyor. Kendi soyadım Özel hem güzel hem basit bende onu kullanıyorum. Bayramda 3 nesil Aytamaner erkekleri biraraya geldi bana da onları fotoğraflamak düştü.
Soldan sağa : Serkan Aytamaner, Poyraz Aytamaner, Haldun Aytamaner, Serdar Aytamaner sanırım baba tarafından başka kuzenler de var ama şu anda en küçük Aytamaner bizim sıpa.
Bizimki bayram ziyaretinde dedesinin evini talan etmek suretiyle her türlü yaramazlığı yaptı. Uzun bir süre müzik setini bozmaya çalıştı :)


Bayram tatilinin başından beri klasik diş çıkarma belirtisi olarak iştahi kesilmişti neredeyse 1 hafta doğru düzgün birşey yemedi sürekli meme emdi iyi ki de tatile denk geldi diye sevindim ve minik kuşun 10.dişi çıkmış oldu. Bütün yemeklere itiraz eden eşşek sıpası dedesinin elinden önce un kurabiyesi sonra hurma yedi.

Yaramazlıkta sınır tanımayan Poyraz efendi amcasını ve babasını diz çöktürmeyi ve bol bol peşinden koşturmayı başardı. Biz yorulduk ama o etrafta koşmaktan yorulmadı. Uykusu gelene kadar bol bol güldü, oynadı, etrafı dağıttı.

29 Kasım 2010 Pazartesi

Parkın son demleri...

Bu yazıyı yazdığım an (23.11 Salı gece saat 00.20) itibariyle fırtına çıktı, şiddetli yağmur başladı, kış geldiğinin resmidir. Kasım ayında havalar güzel gitti ve biz gene bol bol sokaklarda gezdik. Kışıda seviyorum o da ayrı güzel ama sokağa çıkamıyorsun en önemlisi çocuğu parka götüremiyorsun ve alışveriş merkezi gibi kapalı alanlara tıkılı kalıyorsun işin bu kısmını sevmiyorum. Geçen haftasonu havanın son güzel günlerinin keyfini çıkarıp gene soluğu parkta aldık. Sonbahardada park ayrı bir güzel, yerler dökülen yapraklarla kaplı, hava sıcak olmasa bile park gene de dolu, çocuklar oynuyor, insanlar çay içiyor, köpekler etrafta dolaşıyor. Poyraz'la önce biraz top oynadık sonra teyzeleri geldi ve Poyraz resmen teyzesine fotomodellik yaptı. Büyük teyzesi zaten fotoğraf çekmeyi çok seviyor o da bol bol poz vererek kendisine modellik yaptı. Ağacın arkasından bize cee yapmalar, yeni yeni el haraketleri hergün birşeyler öğreniyor minik fare :)
Poyraz'ın teyzelerinden sonra kuzenim ve oğluda gelince topu Poyraz'ın elinden kaptığımız gibi voleybol oynamaya başladık. Poyraz'ı da babasına verdik onlar da gidip parktaki köpekleri sevdiler. Bizde sanki pikniğe gelmişcesine voleybol oynadık, ne var canım parkta sadece çocuklar oynayacak diye bir kural yok ya biraz da biz oynayalım :) Hava soğukda olsa yağmur yağmadıkça kışın gene gideriz parka mutlaka ama genede yazın yerini tutmaz tabii, sürekli çocuk üşütür mü acaba kaygısı olur bende. Onun için bu parkta bu sene için son oyun oynadığımız gün oldu sanırım. Kar yağarsa ve her taraf bembeyaz olursa gene geliriz kısa süreli oyunlar oynarız.

25 Kasım 2010 Perşembe

Emirgan Korusu & Dostlar

Bayram tatilini dostlarla görüşmek için fırsat bilip bayramın ikinci sabahına kahvaltı organize ettik. Emirgan korusunu çok severim hele baharda çiçekler açınca harika olur ve şansımıza Kasım ayında mükemmel bir bahar havası vardı. Kahvaltıyı organize ederken kurban bayrmında kesin yağmur yağar ama olsun Sarı köşkün içide güzel içeride kahvaltı ederiz diye düşünmüştüm ama hava beni iyi ki de yanılttı ve harika bir havada bahçede kahvaltı ettik. Emirgan Korusunun içinde Sarı Köşk ve Pembe Köşk var ikisinide Beltur işletiyor yemekler gayet güzel ve haftasonları açık büfe kahvaltı oluyor bayramda da açık büfe yapmışlardı ve gayet güzeldi. Taa ortaokuldan arkadaşlarım sevgili Aslı ve Gözde ve eşleriyle sabah erkenden buluştuk hem bizim sıpa erken kalktığından hemde Aslı'nın şu anda karnında olan minik sıpası annesini erken kaldırdığından hemde kalabalığa kalmamak için 10.30 da köşke varmıştık bile. Herkes kahvaltısını alırken ben önce bizim sıpayı doyurdum sonra da onu minik Ege ile tanıştırdık her ne kadar anlamasada Aslı'nın karnına baya bir baktı bak yavrum bebek var orda deyince de hani bebek anne ya kekleme beni der gibi bana baktı :)
Sonra bizde Ege beyi sevdik, işte bu resmi de kayıtlara geçmesi için buraya koyuyorum. Ege hayırlısıyla doğup büyüyünce bak yavrum biz seni daha annenin karnında minik bir fasulyeyken bile sevmiştik diyip zorla elimi öptürücem :))
1992 yılında ilkokuldan hemen sonra Darüşşafakaya girmiştim ve o yıl tanıştık şimdi düşününce vay anasını 18 yıl olmuş pehh yaşlanmışız resmen dedim. Aslı üniversiteyi Konya'da okuyup sonra da Ankara'ya gelin gittiğinden, Gözde de Avrupa yakasına gelin gidip kendini işine adadığından çok sık görüşemez olmuştuk. Sonra Aslı İstanbul'a taşındı ve ama gene çok sık görüşemedik oysa kendisi "ben böyle hayal etmemiştim siz İstanbul'da hep görüşüyorsunuz sanıp sizi kıskanıyordum hiç hayal ettiğim gibi değilmiş diyerek gerekli fırçaları Gözde'ye ve bana sundu. Düşündüm ne kadar haklı maalesef herkes bir hayat telaşında iş ve ev arasında sıkışıp kalmışız. Aynı şehirde oturuyoruz ama dostlarımıza vakit ayıramıyoruz herkes hep çok meşgul. Pazar günkü Radikal'de çok sevdiğim yazar Çınar Oskay güzel bir yazı yazmış "hepimiz çok özel olduğumuza inanıp sonu görünmeyen bir yolda koşuyoruz. Özgür ve mutlu insanlarla güzel yemekler yemeye, geceleri dans etmeye, aşk yaşamaya, düşünmeye ve hayal kurmaya yeterince vakit ayırmıyoruz. İnsanlık çalışmayı ve kazanamayı öğrendi. Bir noktada geri çekilmeyi de öğrenmesi gerekecek. "
Ne kadar doğru hayatta tek şey çalışmakmış gibi yaşamaktan vazgeçip gerçek dostlarla güzel kahvaltılara, güzel yemeklere ve uzun sohbetlere vakit ayırmalıyız. Bu kahvaltı esnasında gene aynı okuldan çok sevdiğim arkadaşım Mirhan standart bir formatta bayram sms'i atmak yerine bana telefon açtı bunu da daha sık yapılacaklar listesine almak lazım. Aynı kahvaltıdan daha geniş kapsamlı bir katılımla organize edeceğime söz verdim herkes gelsin hep birlikte görüşelim hasret giderelim dimi ama?

Kahvaltıdan sonra etrafta dolaştık, Poyraz'la birlikte havuzdaki ördekleri besledik. Çubuk krakeri acayip sevdiler Poyraz'ın bir paket çubuk krakerini mideye indirdiler. Poyraz çubuk krakerleri yedirmeye çalışırken neredeyse elini kaptırıyordu yavrum :)


Daha öncede Emirgan Korusuna gelmiştim ama hiç sincap görmemiştim bu sefer bir sürü sincap gördüm. Acayip hızlı hayvanlar ordan oraya jet hızıyla koşuyorlar, en ince dallara bile tırmanıyorlar, ağaçtan ağaca hoplayıp zıplıyorlar, çok sevimliler. Bizimki parkta kedileri kovaladığı gibi sincapları da kovalayabileceğini sandı ama çok yanıldı tabii :) kendisi henüz sincap kadar hızlı koşamıyor :)

23 Kasım 2010 Salı

Bayramdan Kareler...

Bayramın ilk sabahı annemlerde kahvaltı etmek bizim için bir klasiktir fakat bu sene bir değişiklik yapıp bayram kahvaltımızı dışarıda yaptık. Tüm aile toplanıp dışarıda kahvaltıya gittik böylece evde masa hazırlama ve toplama derdinden kurtulduk :)) Restorana biraz geç ulaştığımızdan Poyraz oraya vardığımızda uyudu ve sevgiliyle ben son ayların en rahat kahvaltısını ettik, sıcak çay içtik, rahat rahat yedik ve hatta sonunda sıkılıp hala uyanmayan Poyraz'ı uyandırmaya bile çalıştık :))
Bayram kahvaltısından sonra her bayram olduğu gibi mezarlığa gidip babamı ziyaret ettikten sonra gene bir bayram klasiği olarak ananeme gittik. Ananem, 5 dayım ve 1 teyzem aynı binada oturuyor bir yandan çok iyi hepsini aynı yerde görüyorsun bir yandan kötü çünkü her ev çok kalabalık oluyor insan bazen kalabalıktan bunalıyor örneğin benim beyim :) kendisi kalabalığı bahane edip kaç bayramdır bu ziyaretlere eşlik etmiyor (oh olsun burdan da cümle aleme şikayet ettim kocamı hehehe). Aşağıda Poyraz ananemin tesbihini çalmaca oynarken.
Poyraz çok küçükken birşey anlamıyordu ama şimdi eğleniyor çünkü kuzenleriminde Poyraz'la yaşıt sayılan çocukları var ve bu sene hep beraber kudurdular. Özellikle Poyraz'dan 2 ay büyük Sena ile oynadılar önce biraz anlaştılar sonra cep telefonunu paylaşamayıp biraz tartıştılar sonra oyuncaklarını paylaşıp gene oynadılar. Tüm evlerin ziyareti daha bitmeden akşam Poyraz artık iyice huysuzlanmaya başlayınca biz binayı terk ettik ama sanırım Poyraz büyüdükçe burayı sevecek ve yaşıtı çocuklarla oynayıp çok fazla huysuzlanmayacak yani en azından umarım öyle olacak.
Biz çok küçükken ve dedem hayattayken kurban bayramlarında kesilen hayvanın başı binanın dışında olurdu öff ne kötü bir manzaraymış ki hala aklımda kalmış neyse ki artık çocuklar kurban bayramlarında bu manzaraları görmüyor. Bayramın ilk günü bol ziyaretli, el öpmeli, şeker çikolata, dolma, çörek yemeli geçti anlayacağınız. Diğer günlerin özeti arkası yarında...
Bunlar da bayram şekerleri :))

18 Kasım 2010 Perşembe

Geçmiş Oldu :(

Bayramın ikinci günü gayet keyifli başlayıp maalesef gayet kötü bitti. Allah daha beterinden saklasın diyor insan tabii insan ama büyük bir kaza atlattık. Evden çıkıp daha 5 dk. gitmeden virajdan dönünce yolun ortasında duran bir yayaya çarptık. Adam resmen yolun ortasında dikiliyormuş ben o sırada Poyraz'a bakıyordum görmedim ani frenle dizimi koltuğa çarptım ve adamın ön cama çarpıp yere düşüşünü gördüm :(
Adamın bilinci yerindeydi fakat kıpırdayamıyordu hemen ambulans çağırdık fakat sevgili çoook korktu ve üzüldü canım benim. Adam konuşabiliyordu ve eşimi sakinleştirmeye çalışıyordu "korkma benim hatam senden önceki arabadan zor kaçtım zaten ama senden kaçamadım" dedi ama insan genede adamı öyle yerden yatarken görünce fena oluyor. Bizim ön cam paramparça oldu adamın kendinde olması bile mucize verilmiş sadakası ve sadakamız varmış. Polisler alkol muyaneyesi için eşimi hastaneye götürdüler sonra da karakola gidip ifade verdik yaralı şikayetçi olmadığından bizi bıraktılar. Hastaneyi arayıp haber alıyoruz yaralının önemli bir şeyi yok allaha şükür ama çook korktuk, üzüldük, moralimiz bozuldu. Allah daha beterinden saklasın ve kimsenin başına vermesin diyorum.

11 Kasım 2010 Perşembe

Kahvaltı & Oyun

Zuzu'da yaptığımız kahvaltıdan sonra benim evin Zuzu'dan farkı yok, kahvaltıysa kahvaltı, oyuncaksa oyuncak, bakıcıysa bakıcı şeklinde düşünüp arkadaşları bize çağırdım. O gün tek eksiğim vardı o da daha 2 gün önce işe başlayan bakıcının kahvaltımız sırasında henüz işe gelmemiş olması :))  Dışarıda da evde de uzun kahvaltılar yapmayı çok seviyorum hatta en sevdiğim öğün kahvaltı desem yeridir , gerçi Poyraz'dan sonra kahvaltıda sıcak birşeyler yeyip içmek hayal oldu ama olsun ben gene de bir hevesle hazırlıyorum sonra da soğuk soğuk yiyorum. O günde öyle oldu hayalimiz bakıcı çocukları oynayatacak biz rahat rahat kahvaltı edecektik ama dediğim gibi bakıcı işe gelmeyince iş başa düştü bir yandan canavarları zapt etmeye çalışırken tek elle yiyebildiğimiz kadar idare ettik :)

Kahvaltıdan sonra çocuklar kendilerini oyuna verdi. Gerçi önce sırayla hepsi biraz huysuzluk yapıp annelerini sinir etti ondan sonra sakinleşip oynamaya başladılar. Poyraz sürekli televizyon sehpasına tırmanmayı alışkanlık haline getirdiğinden sehpayı unutsun diye salonun ortasına kocaman bir çadır koymuştuk tek başınayken çadırın pek fazla yüzüne bakmıyor ama arkadaşları gelince çadır kıymetli oldu hepsi birden içine girdiler ve kafalarına göre takıldılar :)

Bebeklerin öğle yemeği saati gelince biraz oyalansınlar diye TV'de müzik kanalı açtık. Bakınız oğlanlar pür dikkat klipleri seyrediyor, bizimki normalde tv seyretmez ama klipler çok acayip bütün çocukların ilgisini çekiyor.

Gerçi oğlanlar klip izlerken, Zişan hanım çok kültürlü bir bayan olduğundan kitap okumayı tercih etti :)

Oğlum Zişan'ı keserken objektiflere yakalandı :)


Keyifli başlayan günümüz maalesef aksiliklerle son buldu. Öğlen 12'de gelip 3'te hadi ben çıkayım o zaman diyen 3 günlük bakıcıyla ufak bir tartışma sonucunda yollarımızı ayırdık, sinirlerim gerildi haliyle. Kısa sürede nasıl yeni birini bulacağım telaşına girdim. Bizim apartmanın önüne park eden arkadaşın arabasına çarpmışlar o da günün kalanını karakollarda geçirdi. Neyse Allah daha büyük dert vermesin diyoruz ne yapalım. :)

8 Kasım 2010 Pazartesi

Poyraz Kitap Fuarında

Bu yanılmıyorsam benim 11.inci Poyraz'ın 1.kitap fuarı. Ortaokuldan beri kitap fuarına gitmek benim için bir alışkanlık olmuştur. O yıllarda fuar dünyanın öbür ucunda değil Taksim gibi merkezi bir yerdeydi ve bizim okuldan fuar için servis kalkar servise doluşur giderdik. Kısıtlı bütçemizle alabildiğimiz kitaplarla mutlu olurduk. Sonra senelerce Tepebaşındaki fuara gitmeye devam ettim. Evet belki şu ankine göre çok küçüktü ama o zamanlar bende küçüktüm ve fuar genede bana büyük geliyordu, istediğimiz gibi gezip bütün kitaplara bakıyorduk. Fuar Beylikdüzüne taşınınca çok üzüldüm o kadar yol gidilir mi vs.diye biraz söylensemde gene de her sene gitmekten vazgeçmedim. Geçen sene tam doğuma denk geldiğinden ilk defa bir istisna oldu ve gidemedim ama ondan öncesinde fuara gitmek benim için hep bir ritüeldi. Günler öncesinden liste hazırlamaya başlarım. Alacağım kitapları seçerim, piyasa fiyatlarına bakarım. Çoğu zamanda listemdekileri alırım ama yanısıra fuarda gördüğüm onlarca kitabı daha alırım. Her yıl fuardan bir sürü poşetle çıkmak bana acayip bir zevk verir , eve gelip onları yerleştirmek, yayınevlerinin kataloglarını tek tek incelemek hepsinin zevki ayrıdır. Kitap okumayı çocukluğumdan beri çok seviyorum bunda yatılı okulda okumamın payı büyük, okulda yapacak pek fazla şey olmadığından ve kocaman bir kütüphane olduğundan bol bol kitap okurdum allahtan bu alışkanlık yetişkin olduktan sonra da değişmedi.

Şimdi hepimiz çocuklarımız kitap okuma alışkanlığı edinsin diye elimizden geleni yapıyoruz düşünüyorum o zamanlar benim annemin hiç böyle bir çabası olmamıştı aksine çok okuyorum gözlerim bozulacak diye bana hep kızardı :) gerçi anneler her zaman haklıdır sonradan gözlerim bozuldu :) Bende doğduğundan beri Poyraz'ı kitaplarla haşır neşir etmeye çalışıyorum ama bence bu zorlamayla edinilecek bir alışkanlık değil onun gerçekten sevmesi için doğru kitapları bulmak okumak ve zevk almasını sağlamak lazım. Bu sene ilk defa fuara birlikte gittik ama bunun ne büyük bir hata olduğunu ilk yarım saatte anladım ve sanırım onu kendi kitaplarını kendi seçebilir hale gelene kadar bir daha fuara götürmeyeceğim. Bir kere fuar bu sene aşırı kalabalıktı. Her sene gidiyorum ama ilk kez böylesine şahit oldum. İnsan bir yandan seviniyor vay be diyorsun Türk halkı ne kadar da kültürlü olmuş öte yandan fuarı gezmek tam bir işkenceye dönüşüyor. Normalde de hep haftasonları giderdim ama böylesini ilk defa bu yıl gördüm. Bir kere acayip bir yazarlara kitap imzalatma kuyruğu var ki bütün koridorları kaplamış birçok standın önünü kapatmış insanları yarıp kitaplara ulaşmak gerekiyor. Biz fuara Cumartesi gittik ve o sabah Cem Yılmaz imza günü yapmıştı, Ayşe Kulin kuyruğu inanılmaz uzundu. Jean Christophe Grange bile ordaydı ki kendisiyle tam çıkışta karşılaştım gerçekten hoş adam ama genede birçok bayan hayranı gibi bir imza için 1 saat kuyruk bekleyemem doğrusu.

Bu sene zaten kendime bir tane bile kitap almadım hep Poyraz'a çalıştım. Ona bir sürü kitap aldım. Zaten Poyraz hiç durmadığından babası zavallım dışarda onu oyaladı öyle olunca da ben istediğim gibi konsantre olup gezemedim. Seneye Poyraz'ı kesin teyzesine ve ananesine bırakıp gelmeye karar verdim :) Fuardan eve dönmemiz tam 2,5 saat sürdü inanılmaz bir trafik vardı. Poyraz yolda önce biraz kitaplarını okudu :) sonra uyudu.

5 Kasım 2010 Cuma

Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi

Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesinin adını birçok yerde okuduğumdan hep gitmek istiyordum. Güneşli bir Pazar günü sabah İkea'da kahvaltı yaptıktan sonra hadi gidelim dedik yerini tam olarak bilmiyordum ama tam TEM'in yanıymış (tek kötü yanı bu araba sesleri çok fazla geliyor gezerken), otoparkı da girişi de ücretsiz. Pazar günü olmasına rağmen çok kalabalık değildi ve bu kısmını çok sevdim çünkü İstanbul'da Pazar günü bir yere gitmek artık işkence haline geldi nerdeyse. Biz tam park edip gezme kısmına geçerken Poyraz uyudu bizde etrafı rahat rahat gezdik. Çok güzel düşünülmüş bir yer, bir çok değişik bitki türü var ve hepsinin isimleri yazıyor. Ayrıca kütüphanesi var ve sanırım buraya sık sık öğrenciler gelip yararlanabiliyor. Hem çocuklar hem yetişkinler için botanikle ilgili seminerler düzenleniyor özellikle çocuklar için bitkileri ağaçları tanıttıkları aktivitiler yapıyorlarmış çok hoş bir düşünce. Tem'in üstünden bir köprü yapmışlar ve orayı geçip bahçenin diğer kısmına geçilebiliyor. Burada süs havuzları ve Poyraz'ın çok sevdiği ördekler vardı. Ördekler sürü halinde bir havuzdan çıkıp diğerine  paytak paytak yürüyerek gidiyorlar, çocuklar da peşlerinde çok tatlılar :)

Havuzların etrafına tahta masalar koymuşlar bazılarının üstü de kapalı çardak tipinde. Burada su dahil hiçbir şey satılmıyor bu yüzden herşeyi yanınızda getirmeniz gerekiyor. Klasik anlamda mangallı, yere örtü sermeli pikniğe izin verilmiyor fakat yanınızda yiyecek getirip çardaklarda yemek serbest. Ben hemen burayı bahar aylarında termos ve nevaleyi kapıp kahvaltı etmek için ideal bir yer olarak not ettim. Havalar güzel olunca burada kahvaltı etmek çok zevkli olur.

Çocuklar için güzel bir oyun alanı yapılmış, minik masa ve taburelerde çocuklara oyunlar eşliğinde bitkilerin tanıtıldığı aktivitiler de yapılıyormuş. Ayrıca mini ağaçlardan oluşan bir labirent yapmışlar o da çok hoş. Bu da minik kuşumun hatıra resmi.


Poyraz uyandıktan sonra uzun bir süre oyun alanında oynadık, babası Poyraz'ın poposunu yemeye çalıştı :)


Bizimki babasının elinden kurtulmayı başarıp kaçtı ve sürekli duvardaki karakterlerle oynamayı çalıştı, onların duvara yapışık olduğunu anlaması biraz vaktini aldı. :)

Oyun alanı biraz daha büyük çocuklar için daha zevkli olabilir, oynamaları için değişik şeyler yapılmış tahtadan bildiğiniz klasik park salıncakları vs. yok onun yerine daha değişik tarzda oyuncaklar yapılmış ama bizimki onlara binmek için daha çok küçük. Etrafta gezip değişik çiçek ve bitkileri seyrettik, ayrıca girişte bir kısımda tavuskuşları ve tavuk besliyorlar onlara baktık. Fakat Poyraz en çok havuzları ve içindeki ördekleri sevdi, bizde bol bol orada vakit geçirdik. Güzel havalarda gezmek için çok ideal bir yer yaratmışlar ve üstelik ücretsiz yapıp halkın hizmetine açmışlar, böyle insanları çok takdir ediyorum.



3 Kasım 2010 Çarşamba

Mekan Önerisi : İyi Cüceler Kitabevi

Havalar güzelken sık sık caddeye inmeyi çok severiz. Bağdat caddesi bebek arabasıyla yürüyüş yapmak için ideal yerlerden biri, evimize yakın yürüyerek ulaşabiliyoruz. İhtiyaç halinde Mothercare'in 3 katlı mağazasının en üst katındaki bebek bakım odasını kullanıyoruz, çocuklar arabada çok sıkılırsa Marks&Spencer'in oyun odasına götürüyoruz. Bebekli insanlar için ideal bir gezme yeri yani. İnternette kapalı mekanları araştırırken İyi Cüceler Kitabevine rastlamıştım ve birde üstüne caddede olunca gidilecek yerler listesine eklemiştim. Geçenlerde bizim cüceleri aldık götürdük gerçi bizimkiler henüz bu deneyim için çok küçük ama genede eğlendiklerini söyleyebilirim. İyi Cüceler Erenköy Beyaz Fırın'ın hemen karşısında ara bir sokakta, cadde üzeri değil ama bulmak çok kolay. Home Store Cafe'yi geçince yandaki sokağa dalıyorsunuz, sokağın sonunda Bistro 33 var, onun hemen karşısında da İyi Cüceler. Tek eksiği rampa olmadığından bebek arabalarını merdivenlerinden taşıyarak çıkarmak zorunda kalmanız onun dışında herşey güzel düşünülmüş.
Poyraz içeri girer girmez etrafı keşfe çıktı. Bu kadar çok kitap birarada görünce şaşırdı çocuk sonra hemen kendine geldi ve etrafı kolaçan etmeye başladı. Burada her türlü çocuk kitabının yanı sıra ahşap oyuncaklarda satılıyor. Bizim velet nedense henüz kitaplara çok ısınamadı ama genede heryeri karıştırmak hoşuna gitti.


Burası aynı zamanda çocuklar için bir etkinlik mekanı olarak da kullanılıyormuş. Belli günlerde çocuklar için aktivitiler düzenleniyormuş. Biz gittiğimizde sihirbaz gösterisi vardı mesela tabii ki 3 yaş ve üstü çocuklar anlayabilir ama bizimkilerde çitin kenarında dikilip ne oluyor orada diye izlemekten geri durmadılar. Hatta olup biteni seyretmek hoşlarına bile gitti bence.


Gösteriden sıkıldıklarında koltuğa kuruldular. Verdik ellerine kitapları hadi bakalım büyüdünüz artık okuyun siz dedik :) bunlar da kitapları ters tutarak da olsa sayfaları çevirmece oynadılar :)


Bu sırada kendi aralarında konuşuyor :
Poyraz : hey dostum kitap mitap ne ayak getirdi bu anneler bizi buraya dışarda hava da güzel hadi gel kaçıp top oynayalım.
Güney : tabii ya nedir kitap falan entel dantel işler hadi sıvışalım şuradan
:)))