25 Kasım 2010 Perşembe

Emirgan Korusu & Dostlar

Bayram tatilini dostlarla görüşmek için fırsat bilip bayramın ikinci sabahına kahvaltı organize ettik. Emirgan korusunu çok severim hele baharda çiçekler açınca harika olur ve şansımıza Kasım ayında mükemmel bir bahar havası vardı. Kahvaltıyı organize ederken kurban bayrmında kesin yağmur yağar ama olsun Sarı köşkün içide güzel içeride kahvaltı ederiz diye düşünmüştüm ama hava beni iyi ki de yanılttı ve harika bir havada bahçede kahvaltı ettik. Emirgan Korusunun içinde Sarı Köşk ve Pembe Köşk var ikisinide Beltur işletiyor yemekler gayet güzel ve haftasonları açık büfe kahvaltı oluyor bayramda da açık büfe yapmışlardı ve gayet güzeldi. Taa ortaokuldan arkadaşlarım sevgili Aslı ve Gözde ve eşleriyle sabah erkenden buluştuk hem bizim sıpa erken kalktığından hemde Aslı'nın şu anda karnında olan minik sıpası annesini erken kaldırdığından hemde kalabalığa kalmamak için 10.30 da köşke varmıştık bile. Herkes kahvaltısını alırken ben önce bizim sıpayı doyurdum sonra da onu minik Ege ile tanıştırdık her ne kadar anlamasada Aslı'nın karnına baya bir baktı bak yavrum bebek var orda deyince de hani bebek anne ya kekleme beni der gibi bana baktı :)
Sonra bizde Ege beyi sevdik, işte bu resmi de kayıtlara geçmesi için buraya koyuyorum. Ege hayırlısıyla doğup büyüyünce bak yavrum biz seni daha annenin karnında minik bir fasulyeyken bile sevmiştik diyip zorla elimi öptürücem :))
1992 yılında ilkokuldan hemen sonra Darüşşafakaya girmiştim ve o yıl tanıştık şimdi düşününce vay anasını 18 yıl olmuş pehh yaşlanmışız resmen dedim. Aslı üniversiteyi Konya'da okuyup sonra da Ankara'ya gelin gittiğinden, Gözde de Avrupa yakasına gelin gidip kendini işine adadığından çok sık görüşemez olmuştuk. Sonra Aslı İstanbul'a taşındı ve ama gene çok sık görüşemedik oysa kendisi "ben böyle hayal etmemiştim siz İstanbul'da hep görüşüyorsunuz sanıp sizi kıskanıyordum hiç hayal ettiğim gibi değilmiş diyerek gerekli fırçaları Gözde'ye ve bana sundu. Düşündüm ne kadar haklı maalesef herkes bir hayat telaşında iş ve ev arasında sıkışıp kalmışız. Aynı şehirde oturuyoruz ama dostlarımıza vakit ayıramıyoruz herkes hep çok meşgul. Pazar günkü Radikal'de çok sevdiğim yazar Çınar Oskay güzel bir yazı yazmış "hepimiz çok özel olduğumuza inanıp sonu görünmeyen bir yolda koşuyoruz. Özgür ve mutlu insanlarla güzel yemekler yemeye, geceleri dans etmeye, aşk yaşamaya, düşünmeye ve hayal kurmaya yeterince vakit ayırmıyoruz. İnsanlık çalışmayı ve kazanamayı öğrendi. Bir noktada geri çekilmeyi de öğrenmesi gerekecek. "
Ne kadar doğru hayatta tek şey çalışmakmış gibi yaşamaktan vazgeçip gerçek dostlarla güzel kahvaltılara, güzel yemeklere ve uzun sohbetlere vakit ayırmalıyız. Bu kahvaltı esnasında gene aynı okuldan çok sevdiğim arkadaşım Mirhan standart bir formatta bayram sms'i atmak yerine bana telefon açtı bunu da daha sık yapılacaklar listesine almak lazım. Aynı kahvaltıdan daha geniş kapsamlı bir katılımla organize edeceğime söz verdim herkes gelsin hep birlikte görüşelim hasret giderelim dimi ama?

Kahvaltıdan sonra etrafta dolaştık, Poyraz'la birlikte havuzdaki ördekleri besledik. Çubuk krakeri acayip sevdiler Poyraz'ın bir paket çubuk krakerini mideye indirdiler. Poyraz çubuk krakerleri yedirmeye çalışırken neredeyse elini kaptırıyordu yavrum :)


Daha öncede Emirgan Korusuna gelmiştim ama hiç sincap görmemiştim bu sefer bir sürü sincap gördüm. Acayip hızlı hayvanlar ordan oraya jet hızıyla koşuyorlar, en ince dallara bile tırmanıyorlar, ağaçtan ağaca hoplayıp zıplıyorlar, çok sevimliler. Bizimki parkta kedileri kovaladığı gibi sincapları da kovalayabileceğini sandı ama çok yanıldı tabii :) kendisi henüz sincap kadar hızlı koşamıyor :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder