28 Şubat 2011 Pazartesi

Ya Sonra?

Hayatta önyargılı olmamak lazım, Özcan Deniz’in filmi ne kadar güzel olabilir ki? Düşüncesiyle gittim filme ama hiç umduğum gibi olmadı film gayet güzeldi. Eğer sizde de böyle bir önyargı varsa onu silip gidin derim. Filmi yönetmesinden ziyade oturup böyle bir hikaye yazmak bile başlı başına bir başarı bence. Sonuçta kaç kişi senaryo yazabiliyor dünyada? Filme gitmeden önce beyazperde.com da yorumlara bakmıştım biraz ki film daha Cuma günü vizyona girdi ve ben o gün gittim yorumları yazanlar filmi izlemeden eleştirip durmuştu genelde de sinema tv okuyanlar ateş püskürüyor bu türkücülerin film çekme olayına biz çekemiyoruz onlar çekiyor diye. İyi de arkadaşlar bir de şu açıdan bakın adam bu işe para harcıyor gerçekten sevmese istemese bunu niye yapsın? Parası da varsa bir sürü yatırım aracı var gider parasını değerlendirir değil mi? Ama adam uğraşıyor senaryo yazıyor, yönetiyor birde oynuyor bence buna cesaret etmek bile yeterince büyük bir başarıdır. Şimdi herkes ister istemez Mahsun’la kıyaslayacak adamcağızı (ki Mahsun’un iki filmini izledim çok başarılıydı bence) o da kendini anlatmaya çalışacak.

Filme Cuma akşamı gittik döndüğümüzde de Beyaz Show’da tüm film ekibi konuktu orda da anlatmaya çalıştı kendini ama bence yorulmasın isteyen filmi izlesin sonra yorum yapsın. Geçen haftaki Aktüeldede röportajı vardı “bir arkadaşımın boşanması üzerine yazdım hikayeyi” demiş, film günümüz dünyasındaki çiftlerin arasındaki sorunları çok güzel yansıtmıştı bence. Çiftler arasında ilişki eskidikçe iletişimin giderek azalması ve maalesef ülkemizde çok görülen erkeğin kadını sanki sahibiymiş görüp onun isteklerine, hayallerine saygı duymaması, çoğu zaman mesleğini yapmasına “izin” dahi vermemesi çok yaşanan durumlar. Filmde Didem karakterini oynayan Deniz Çakır çok çok başarılıydı resmen onu Ferhunde olarak görmekten kurtuldum film sayesinde. Gerçi şu ara bir sürü Oscar’lık film geldi kaç kişi Türk filmlerine gider bilmiyorum ama biz 3 haftadır Türk filmlerine şans verdik ve hepsi de gayet güzeldi.

27 Şubat 2011 Pazar

Minik Fare parkta

Kış mevsimine zaten bayılmazdım Poyraz doğduğundan beri hiç sevmez oldum neden derseniz kışın çocuklar eve kapanıyor parka gidemiyor. Bir çocuk için ve çocuklu insanlar için parkların ne kadar önemli olduğunu da Poyraz'dan sonra keşfettim zaten. Havalar yağışlıyken parka falan gidemiyor tabii garibim oturuyor bütün gün evde bakıcısıyla. Ben şahsen evde oturmayı pek sevmediğimden çocuğu da kendim gibi düşünüp ayy yazık bütün gün evde sıkılmıştır moduna giriyorum. Oysa belki de çocuk memnundur hayatından bilmiyoruz ki :) konuşmaya başlasa da söylese keşke yapmak istediklerini o zaman böyle tahmin yürütmek zorunda kalmazdık, herşey daha kolay olurdu (mu acaba? belki de daha zor olacak bilmiyoruz ki )
Gerçi bu sene kış çok sert geçmedi ama genede hava soğukken hafta içi dışarı çıkmadı pek Poyraz. Haftasonları biz onu mümkün mertebe gezdirdik. Hava soğuk diye çocuğu dışarı çıkarmama muhabbeti bizden başka hangi ülkelerde var acaba çok merak ediyorum. Mesela Avrupada hava hep soğuk ama çocukları mutlaka dışarı çıkarıyorlar bizim doktor da hava soğuk bile olsa çocuğun oksijen alması gerektiğini söyleyip duruyor bize. Hava soğukken çocuk üşütmesin diye dışarı çıkarmıyoruz ama kapalı mekanlara götürüyoruz hopp ordan mikrop kapıyor sonuçta gene hastalanmış oluyor kısır bir döngü sanki. Geçen sene Poyraz daha birkaç aylıkken hayatım parkta geçiyordu Ocak ve Şubat aylarında hemen hemen hergün parka yürüyüşe gidiyordum şimdi düşünüyorum da ne kadar cesurmuşum hiç çocuk üşütür diye düşünmüyodum herhalde (demek ki annelik olayında aylar geçtikçe endişe olayı daha da artıyor) şimdi hep bir üşütmesin modundayız o zaman daha el kadar bebekti sarıp sarmalayıp koyuyodum arabasına hop parktaydım , tabii o mevsimde parkta sokak köpekleri, kuşlar ve birkaç kişi dışında kimse olmuyordu :)
Geçenlerde de babasıyla bizimkini alıp parka gittik 4 aydır ayrı kalmışım parktan, sevdiğim birşeye kavuşmuş gibi oldum çocuktan çok ben sevindim :) ha bu arada park eve çok yakın ama haftasonları hep başka programlar yapıp ilk göz ağrımız parkımızı ihmal etmiştik. Tabii geçen sene parkta gezmek çok kolaydı bizimki sürekli arabasındaydı şimdi tutabilene aşk olsun. Bir kere etrafta gördüğü her türlü scooter, bisiklet, top , oyuncak ne varsa oynamak istiyor. Çocuk milleti de pek acımasız "O tuna'nın amaaa in çabuk ondan" filan diyor 3-4 yaşında veletler, yavrum O seni anlamaz daha çok minik diyorum "sen indir o zaman" diye cevabı yapıştırıyorlar şimdiki zaman veletleri. Bizimkinin minik kafasına göre her türlü oyuncakla oynanabilir, bende "ama çocuğum o senin değil bırak çabuk onu çok ayıp cık cık cık" yapmayı pek seven bir anne değilim. Bütün çocukların oyuncaklarını paylaştığı ve hiçbirinin ağlamadığı bir dünya hayal ediyorum :))))
Bizimkini artık parkta zapt etmek oldukça zor, ordan oraya koşturup duruyor onun için iki kişi gitmekte fayda var. Bakıcıda giderse ananesiyle götürüyor yoksa tek başına baş edilmez çok hızlı koşuyor minik fare hemen elinden kaçıyor insanın. :) Şu Mart ayı da biran önce geçsin gene çıksın koşsun oynasın, hava alsın, enerjisini atsın minik farem.

25 Şubat 2011 Cuma

Geçen sene bugün

Geçen sene bugün ne kadar da minikmişsin bebeğim o zaman 64 cm. 7,5 kiloymuşsun daha bugünse 84 cm. oldun ve 11 kiloyu geçtin. Boyun ne kadar da çok uzamış sanırım baban gibi uzun boylu olacksın. Neyse bu konuda bana çekmeni istemezdim zaten :)) Bu aralar sürekli ama sürekli anne diyorsun çok güzel çok hoşuma gidiyor ama herkese anne diyorsun , babana, ananene, bakıcına,teyzenlere birini çağırmak istediğinde hemen anne anne anne diye başlıyorsun. İstediğin olmayınca ağlıyorsun bu huyunu sevmiyorum ama çok inatçısın hiç vazgeçmiyorsun en sevdiğin yer babanın odası orası sana acayip çekici geliyor hemen karşısında senin odan var ama oranın yüzüne bile bakmıyorsun kapıyı boş bulduğun her an hemen babanın odasına süzülüp tamir aletlerini ıvır zıvırı karıştırmaya başlıyorsun. Baban odanın kapısını kapatıp sen unutasın diye salona gelip oturuyor bacak kadar boyunla onun bacağını çekiştirerek yerinden kaldırmaya çalışıyorsun. Bir yandan çok komiksin bir yandan çok tatlısın ama bazen de çok yaramazsın. Akşamları seninle oyunlar oynuyoruz, sana sarılmaya öpmeye doyamıyorum. Akşam yemeğinde masada bizimle oturuyorsun bazen, ekmekten minicik koparıp salataya batırıp yiyorsun, salatanın da her çeşidini seviyorsun, meyvelerle de aran çok iyi ama süt,yumurta ve peynir çok sevmiyorsun umarım alışırsın zamanla. Havalar soğuk olduğundan hafta içi Gamze ablanla evde takılıyorsun hiç yaramazlık yapmadığını söylüyor bana telefonda, haftasonları ise bizimle kuduruyorsun. Bütün nazın bize anlayacağın haftasonu şımardıkça şımarıyorsun ama olsun biz seni her halinle her zaman seviyoruz bebeğim. Bakalım seneye bugünlerde ne kadar büyümüş olacaksın ?

21 Şubat 2011 Pazartesi

Film,kitap, müzik...

Hafta sonu Poyraz’ı teyzesine emanet edip sevgiliyle yukarıdaki filme gittik. İsmail Hacıoğlu’nu severim iyi bir oyuncu (yalnız çok zayıf acilen biraz kilo almalı bence J ) ayrıca italyancayı da severim 2 sene İtalyan kültüre kursa gitmişliğim var (tabii ki öğrendiklerimin hepsini unuttum o ayrı). Claudia Cardinale ödüllü ve usta bir oyuncu performansı da çok iyiydi gerçekten. Film bir Pazar akşamı hoş vakit geçirmek isteyenler için idealdi. Çok uzun ve sıkıcı değildi. Sinyora Enrica kocası tarafından terk edilmiş bir karakter ve evini öğrencilere pansiyon olarak kiralıyor İsmail Hacıoğlu yani Ekin’de İtalyaya öğrenci olarak gidip Sinyora’nın evinde kalıyor. Film Sinyora ile Ekin arasındaki ilişkiyi çok güzel anlatıyor, hoş bir film olmuş, tavsiye ederim.

Son zamanlarda okuduğum tüm kitaplar çocuk yetiştirmekle ilgiliydi fakat 1 yılı geçince insan nedense herşeyi öğrendim artık moduna girebiliyor J ve artık o kitapları okumaktan sıkılmıştım doğrusu çünkü kitaplarda okuduğum hiçbir şeyi Poyraz üzerinde uygulayamadım. Bizimki literatür üstü bir canavar çıktı hafta içi çok uslu biz gelince canavar, hafta sonları da kudurup bizi delirtiyor bazen ne okuduysam fayda etmedi çocuk yaramaz onu kabullendim, kitapları okumaktan vazgeçtim kurtuldum J kitapları okuyup uygulayamayınca da insan kendinde bir hata arıyor J neyse bende kafa dağıtmak için roman okuma günlerime geri döndüm. Meave Binchy okumaktan zevk aldığım yazarlardan. Kitaplarının hepsi kütüphanemde mevcuttur fakat ne zamandır kendime yeni kitap almıyordum sağolsun sevgilim sevgililer gününde bana son çıkan yeni kitabını almış bende hevesle başladım. Bu kadının kitapları aslında biraz sabun köpüğü gibi okurken çok keyifli ama okuduktan bir süre sonra unutuyorsun sana bir şey katmıyor yani ama gene de zevkli. Yazarımız İrlandalı ve kitaplarının hemen hepsi İrlanda’da geçiyor, hep sıradan insanların hayatlarını anlatıyor , çok detaylı anlatmasına rağmen sıkmıyor insanı çok akıcı bir dili var. Son kitabı Londra Metrosunda geçiyor, her metro durağı için maksimum 10 sayfalık öyküler yazmış. Fakat anlattığı hikayelerin hepsi çok farklı ve güzel kimisi hüzünlü kimisi eğlenceli bir sürü insanın hayatını anlatmış. Kitaba başladım ve Poyraz faktörüne rağmen 3 günde bitirdim, çayını kahvesini alıp kafa dağıtmak isteyenler için ideal bir kitap.

Oğlum ve babası Shakira’ya aşık oldu. Günde bilmem kaç sefer Youtube’den Shakira’nın Waka Waka klibini izliyorlar. Şarkı çok güzel ve eğlenceli kabul ama bunları bir görseniz ağızları açık seyrediyorlar resmen öyle komik ve tatlılar ki J Normalde bizim sıpa pek sabit duramaz , tv de izlemiyor zaten fakat bilgisayar olayını çözdü gibi. Babası hadi gel bilgisayarda klip izleyelim deyince kuzu kuzu peşinden gidiyor, oturuyor kucağına ve 15-20 dakikaya kadar ilgisini çeken şeyleri seyrediyor. En çok da ilgisini Shakira çekiyor , erkek milleti işte J  çocuğun anne babadan sonra ilk kelimesi waka olacak bu gidişle J

17 Şubat 2011 Perşembe

Bebekle Kartepe'ye Gidilir mi?

Bu kış kar ha yağdı ha yağacak diye beklemekle geçti ama bir türlü yağmadı Poyraz tam olarak anlayamayacak olsa da karla tanışmasını istiyordum. Mantar gibi biten fırsat sitelerinden birinden Kartepe gezisi satın aldık, ilk başta biraz tereddütlüydüm bebekle dağa çıkılır mı?, üşütüp hasta olur mu? Orada ne yapar vs. diye ama denemeden bilemeyiz mantığıyla aldım turu. Daha önce hayatımda uludağ dahil dağa gitmişliğim kayak yapmışlığım falan olmadığından uzun süre Poyraz’a ne giydireceğimi düşündüm. Internette bulduğum www.halens.com.tr adresinden çok güzel bir kar tulumu sipariş ettim fakat daha sonra sitenin ürünleri İsveç’ten ithal ettiğini çok uzun sürede teslim ettiğini öğrenip vazgeçtim sonunda C&A’dan astronot mont aldım ve çocuğu kat kat giydirip robota çevirdim zavallım hareket etmekte zorlandı J
Bu aynı zamanda Poyraz’la ilk otobüs yolculuğumuz olacağından sevgili baya stresliydi bizimki arabada sabit durmaktan pek hoşlanmadığından yolun bizim için eziyet olacağını söyleyip durdu kocacığım ama hiç de öyle olmadı evet kısa sürelerle mızırdandı ama 5 kişi olduğumuzdan sırayla oyaladık. Sabah 8’de Kadıköy Evlendirme dairesinin önünden kalkan otobüsümüz 9.30 civarı Sapanca’ya vardı.
Sapanca’da Gölpark diye bir yerde tur şirketinin (4mevsimtatil.com) açık büfe diye ilan etmesine rağmen bildiğiniz klasik tabakta hazırlanmış kahvaltılarımızı ettik. Turun tek kötü yanı kahvaltı ile ilgili verilen bu yanlış bilgiydi onun dışında herşey olması gerektiği gibiydi diyebilirim.
Kahvaltıdan sonra göl kenarında biraz vakit geçirdik. Bu sırada Poyraz tanımadığı çocuğun bacaklarına yapıştı, otobüsle bizimle seyahat eden Karamel’le bol bol oynadı. Valla köpek yol boyunca Poyraz’dan uslu durdu kutusunda uslu uslu oturdu ve gıkını çıkarmadı.
Sapanca’da kahvaltıdan sonra rehber bizi Manşukiye’de Kayakevi diye bir yere götürdü. Buradan kayak malzemesi kiralanıyormuş. Kartepe’de sadece Green Park otel ve onun 2 tane kafesi var bunun dışında hiçbir şey yok bu yüzden aşağıdan kiralamak daha mantıklıymış. Kayak yapabilen insanlar kayak takımı kıyafeti vs. tam takım olarak günlük 20 TL’ye kiraladılar yukarıda aynı şeyler 100 TL’ye kiralanıyormuş. Bizde plastik kızak aldık 2 tane tanesi 10 liradan fakat yukarı çıkınca gördük ki kızaklarla pistin olduğu yere girmek içinde ayrıca kızak başına 10 tl istiyorlar gerçi biz vermedik biraz uyuzluk yapıp ama herkesten alıyorlardı. Bizim kiraladığımız kızaklar plastikti ve ilk denemelerde kaymayı beceremeyip biraz uyuz olduk ama zamanla alıştık. Yukarıda metal kızak kiralıyorlar çok daha güzel kayıyor ama saati 20 TL biz bütün gün oynadık 10 tl verdik. Poyraz’da otobüste oyuncak oldu kızak.
Birde kızak çaldırma maceramız oldu J kızak pistinde herkeste aynı kırmızı ve turuncu kızaklar var ve biran arkanı dönünce birisi gelip kızağını kapıveriyor sende bir şey yapamıyorsun tabii herkeste aynısı var çünkü bizim otobüsten bir sürü kişinin kızağı alındı bu şekilde dikkat etmek lazım yoksa kiraladığın yerden 45 tl istiyorlarmış plastik kızak için bir ara acaba bu bir tezgah mı diye bile düşündük J
Saat 11.30 gibi dağa vardık ve bütün yol boyunca uyumayan Poyraz varmamıza 5-10 dk. kala uyudu bizde çocuğu bir sürü battaniyeye sarıp arabasına koyduk ve cafenin oraya park ettik arabasını başına da babasını nöbetçi dikip kızakla kayma çalışmalarımıza başladık. İlk başlarda acemilikten çok zevk almadım ama sonra insan alışıyor ve çoook eğlendim. Poyraz’ın başında sırayla nöbet tutup hepimiz kaydık çocuğa da dağ havası yaradı herhalde ki 2,5 saatten fazla uyudu.
Poyraz uyanınca tura dahil olan sucuk ekmeğimizi yemeye gittik. Kartepe’nin bence en büyük dezavantajı sadece 2 tane kafe olması otelin içinde de vardır mutlaka ama dışarıda sadece 2 tane kafe var ve gelen kişi sayısına göre çok yetersiz kalıyor. Yemek yemek için oturacak yer bulduk ama normalde oynamaktan yorulunca oturup biraz dinleneyim bir çay kahve içeyim dediğinde kafelerde yer bulmak sorun hafta sonları genelde böyle olduğunu tahmin ediyorum. Biz hem kendi karnımızı hem Poyrazı doyurup, emzirip , robot kıyafetlerini giydirdikten sonra dışarı çıktık ve oğlum ilk defa kar gördü. Önce yere bıraktım fakat yerler kaygan olduğundan düzgün yürüyemedi sinir oldu sürekli kucağımıza gelmek istedi. Kızakla oynatmaya çalıştık ona da pek bayılmadı. Aslında etrafta fiti fiti yürüyen başka bebekler vardı ama bizimkini kar pek açmadı. Eldivenlerini çıkarıp eline kar verdim soğuk geldi uyuz oldu onları da yere attı. Teyzesiyle kar topu oynama demosu yaptık önünde ama ıh ıh konsepti anlayamayacak kadar küçükmüş J o da diğer teyzesiyle kızağın üstünde oturup etrafı seyretti halinden memnun görünüyordu. Kar topu oynama ve kardan adam yapma hayallerimiz suya düştü çünkü yukarıdaki karların hepsi sertleşip buz olmuştu oysa kardan adam için havuç bile götürmüştüm yanımda J
Aslında dağa çıkarken kenarlarda arabasıyla durup kar topu oynayanlar vardı belki oradaki karlar daha yumuşak olabilir hatta karda mangal yapan türk insanları bile vardı ki nedense hiç şaşırmadım. Özel aracınla gidince tepeye çıkmadan önce araçları durdurup bir ücret alıyorlar ama ne kadar öğrenemedim tepenin milli park filan olduğunu sanmıyorum kesin otelden alıyorlar bu parayı. Yani özel arabanla gelmek turla gelmekle aynı fiyata gelir bence çünkü birde yukarı çıkınca ayrıca otopark ücreti alıyorlar kısaca Greenpark tekel olmanın getirdiği hakla her taraftan para alıp duruyor. Otobüsümüz 16.30’da dağdan hareket etti ve 19.30da evimize vardık. Bence çok güzel bir gündü Poyraz büyüyünce kesin daha fazla zevk alır çünkü orda en çok eğlenenler çocuklardı. Onun için bundan sonra her yıl geliriz buraya diye düşünüyorum kayak yapmasak bile dağın havası ve ortamı çok güzeldi.

14 Şubat 2011 Pazartesi

Sevgilime

Bugün bana kart atan, çiçek gönderen, eve geldiğimde beni bir değil iki değil üç hediyeyle karşılayan, Poyraz hasta olmasa seni yemeğe çıkaracaktım diyen nazik ve ince düşünceli kocam, bitanecik sevgilim, hayatımın aşkı bende seni çok seviyorum , iyi ki varsın, sevgililer günün kutlu olsun :)

Kendim için birşey...

Dün kendim için birşey yapıp 2 sene sonra ilk defa tiyatroya gittim. Tiyatro benim için ortaokul yıllarında başlayan bir aşktı. Ortaokulda okulun tiyatro grubundaydım her sene bir oyun sahnelerdik ve o zamanlar yatılı okuduğum sevgili okulum Darüşşafaka'nın aydın öğretmenleri bizi Çarşamba günleri Şehir Tiyatrolarının oyunlarına götürürdü. Okulun henüz Maslağa taşınmadığı yıllarda eski binada Fatih Çarşamba'daydık ve Fatih Reşat Nuri Sahnesi bizim okula çok yakındı Çarşamba günü öğretmenimizin peşine takılıp yürüyerek giderdik sahneye ve bu geziler benim çok ama çok hoşuma giderdi. Yaramaz erkekler oyunda konuşur, ses yapar yaramazlık yapardı ve ben onlara gıcık olurdum. Bu geziler sayesinde tiyatroyu çok sevdim ve sonrasında lise, üniversite, yetişkinlik yıllarım ta kii Poyraz doğana kadar her yıl Şehir ve Devlet tiyatrolarının hemen hemen her oyununa gittim. Hamile kaldıktan sonra bir kez tiyatroya gittim ve o da doğuma çok yakında ve sabit oturduğumda belim aşırı derecede ağrıyordu bu yüzden yarıda çıkmak zorunda kalmıştım. Sonra Poyraz doğdu hayat değişti sevgiliyle sinemaya falan gittik ama tiyatroya gitmemiştim hiç.
Zaten işe döneli 3 ay oldu yeni yeni sosyal hayatıma da dönüş yapmaya başlamışken çocukluk ve tiyatro arkadaşım Ahu'yla hadi Şehir tiyatrolarının bir oyununa şans verelim dedik. Bu kadar yıldır Şehir tiyatrolarında çok oyun izledik ve oyunların nedense çok azını beğenmemize rağmen ısrarla gitmeye devam ediyoruz :) Gittğimiz oyuna bakarsanız kadro süper, yazar süper nobel ödüllü Harold Pinter, konu fena değil e dedik güzel olmalı ama yok kardeşim adamların elinde kadro var, bütçe var , dekor var herşey var ama nedense oyunlar güzel olmuyor, olamıyor yada biz sanattan anlamıyoruz :))

Oyunun konusunu okuyup oyunculara bakınca herşey güzel görünüyor :
Nobel ödüllü Harold Pinter’ın başyapıtı, hem eğlence hem gerilim dolu bir oyun. Bir sahil kasabasında yaşayan karıkoca ve pansiyonlarının tek müşterisi olan bir genç adam… Dışarıdan gelen iki adam ve orada yaşayan bir genç kız… O gün doğum günü olmayan genç adam için bir doğum günü partisi düzenlerler. Ve korkunç eğlence başlar. Cem Davran, Jülide Kural, Yıldıray Şahinler, Mert Tanık, Özge Borak, Bahtiyar Engin rol alıyor.

Evet bizim için korkuç eğlence başladı gerçekten :)) komedi denen bir oyunda nedense kimse gülmedi espriler çok kötü, oyunda tek beğendiğim takıntılı bir kadını canlandıran Jülide Kural'ın performansıydı kadın gerçekten güzel oynamıştı bu rolü. Oyun bir yere varmıyor, bir mesaj veriyorsa da ben anlamadım :))
Zaten oyuna gitmem olay oldu bilet alırken sorun çıkarmayan sevgili son dakika ben çocuğa bakamam tribi attı , Poyrazı teyzelerine bıraktık arada aradığımda hiç uslu durmadığını ve yemek yemediğini öğrenince babasını arayıp git çocuğu al talimatı verdim babası alıp eve götürdü gene yaramazlık yapmış. Şu sıkıcı oyuna gidebilmek için sevgiliyle tartıştığıma mı yanayım, yavru kuştan ayrı kaldığıma mı ? gerçi dönüşte sevgiliye oyun çok süperdi harikaydı filan demeyi planlamıştım ama dayanamayıp gerçeği söyledim. Zira ben genelde şehir tiyatrolarında oyuna gidince çıkışta yok yok bir daha gitmiycem kıyacağım paraya özel tiyatrolara gideceğim derim ama sonra dayanamayıp gene giderim :) iflah olmam ben yani gerçi haksızlık etmiyim çok çok güzel oyunlar ve müzikaller de izledim bugüne kadar. Yani hepsine gitmeden nerden bileceksin oyun iyi mi kötü mü değil mi ama? hem ne demişler iyi okuyucu ve iyi izleyici iyiyide kötüyüde izler ve okur bende öyle yapıyorum işte :))

9 Şubat 2011 Çarşamba

Mutlu Çocuk için 12 Yöntem

Anne babanın, çocuğun hayatı boyunca ruhunu besleyeceği bu bakış açısını yakalamasına katkıda bulunabilmesi için uygulaması gereken yöntemler çok basit...
(Not: resimdeki başörtülü bayan :) kuzenimin 10 yaşındaki oğlu Yiğit, Poyrazı güldürmek için nine kılığında :))
* Pozitif bakış açısını yakalayan çocukların kendinden emin, optimist ve başarılı olduklarının kanıtlandığını ifade eden uzmanlar, çocuğun hayatı boyunca ruhunu besleyeceği 12 basit yolu şöyle sıraladı:
* Derslere, kurslara ara verip çocuğunuzla bire bir vakit geçirin. Onunla beraber yerde oturup yap boz yapın, mutfakta beraber omlet yapın, banyo yapmadan önce beraber yüzünüzü boyayın, parkta beraber kaydıraktan kayın.
* Değer yargılarını geliştirin. Ona sorumlulukları olan değerli bir vatandaş olduğunu aşılayın. Etrafındaki insanların hayatında fark yaratacak kapasitede olduğunu gösterin. Mesela kullanmadığı oyuncakları beraber biriktirip, bir derneğe bağışlayın. Eski gazeteleri biriktirmeyi, geri dönüşümü ona onun dilinde anlatın.
* Aktivitelerde ona katılın, beraber bisiklete binin, beraber yüzmeye gidin, hem onu teşvik edersiniz hem de bol bol spor yapmış olursunuz.
* Espri yapın, fıkralar anlatın, arada bir birbirinize takılın, bol bol gülün, gülmek daha fazla oksijen solumanızı sağlar.
* Çocuğunuzu iyi bir iş yaptığında tebrik edin, ona hangi konularda başarılı olduğunu açıkça anlatın. Mesela ödevini bitirdiğinde “resminde kullandığın renkleri çok beğendim” gibi detay verin. Yaptığı proje hakkında konusun. Çocuğunuzu hediye ile değil övgülerle ödüllendirin.
* Çocuğunuzun iyi yemek yemesine özen gösterin. Yemek aralarında yoğurt, meyve ve bol su verin. Yemek yemez diye öğün araları çocuğunuzu aç bırakmayın, hem psikolojisini etkiler hem de kilo kaybına neden olur.
* Çocuğunuza hayal gücünü kullanabileceği oyunlar yaratın. Resim yapmak hem hayal gücünü geliştirecektir hem de yaptığı resimden dolayı tatmin hissi doğacaktır.
* Günde 4 kere çocuğunuzu kucaklayın, 8 kere öpün, 16 kere ona gülümseyin. Tüm bunlar size kat kat geri dönecek.

* Çocuğunuzu dinlemesini öğrenin, lafını yarıda kesmeyin, başka bir işle ilgileniyorsaniz, bırakın ve ona konsantre olun. Söylediği şeylerin önemli olduğunu onu dinleyerek gösterebilirsiniz. Bırakın aynı şeyleri tekrar etsin, siz hep aynı dikkatle dinleyin.
* Mükemmeliyetçiliği bırakın. Çocuğunuzun yarıda bıraktığı bir işi bitirmeye veya düzeltmeye çalışmanız onun kendine güvenini sarsar. Masayı silerken atladığı köşeyi tekrar silmeniz veya beraber diktiğiniz saksıyı düzeltmeniz ona yaptığı işin iyi olmadığı hissini verecektir. Bir daha çocuğunuzun yaptığı işi düzeltmek için elinizi uzattığınızda düşünün. Eğer yaptığı iş tehlike yaratmıyorsa, sağlığa zararlı değilse elinizi geri çekin.
* Karşılaştığı güçlükleri kendi başına aşmasını öğretin. Ayakkabı bağlarını yavaş da olsa bekleyin kendi bağlasın, çamaşırları asmanızda yardım etmek istiyor, beraber asın. Merdivenlerden kendi inmek istiyor, önünde yürümek şartıyla bırakın insin. Üstünden gelemeyeceği bir problemle karşılaştığında size problemi anlatmasını söyleyin ve çözümüne beraber karar verin.
* Sevdiği seyleri yapmasına izin verin, gereksiz kısıtlama enerjisini ve heyecanını dışa atmasını engeller, bu da ona sıkıntı verir. Unutmayın; oyuncaklarını toplamayı öğrenmesi için önce dağıtabilmesi lazım.

Kaynak: ntvmsnbc.com

8 Şubat 2011 Salı

Bu filme mutlaka gidin...


Aslında Türk yönetmenlerin çektiği romantik komedi filmlerini çok başarılı bulmuyorum ama bu filme bir şans verip gittik iyi ki de gitmişim. Film zaten romantik komedi değil tamam aşk filmi ama dramatik bir aşk filmi. Pazar günü Poyraz'ı teyzelerine bırakıp sevgiliyle birlikte gittik ve bol bol ağladık. Filmle ilgili çok fazla şey okumamıştım gitmeden önce ve açıkcası bu kadar hüzünlü bir film beklemiyordum. Sevgilide Türk filmlerine bayılmaz normalde ama o da çok beğendi. Hem oyunculuklar çok güzel hemde kurgu çok güzel. Doğumlarından itibaren yolları sürekli kesişen kahramanlarımızın sonunda tanışması ve tahmin ettiğiniz üzere aşık olmasıyla gelişen olaylar ve filmin sonu hiç beklenmedik şekilde çarpıcı. Aslında hoş vakit geçirmek için gittiğimiz filmden ağlaya ağlaya çıktık ama olsun. Türk yönetmenleri çok güzel işler yapıyorlar son yıllarda takdir ediyorum doğrusu gittğimiz salonda hep yerli filmler vardı artık yabancı filmler kadar seyirci topluyor ne güzel. Ayrıca son olarak Mehmet Günsur çok yakışıklı, sırf onun için bile izlenir :)

7 Şubat 2011 Pazartesi

Çocukla Çocuk olmak...

Çocukla çocuk olmak lafına bayılıyorum ve bunun ne demek olduğunu çocuğum olduktan sonra anladım. Çocuk olmadan önce de oyunlar oynayıp çocuklaştığımız anlar oluyordu elbette ama asıl çocuk olmak gerçekten bir çocukla birlikte olunca oluyormuş. Onun boyuna inip onunla oynamak, empati kurup onun gibi düşünebilmek derken bir bakıyorsun gerçekten oynamaya ve hatta babasında sık sık rastladığımız gibi oyundan çocuktan fazla zevk almaya durumları baş gösteriyor. Babası sık sık Poyrazla oynamak için yere oturur sonra bir bakarım çocuğun elinden legoları alıyor kendi yapıyor birde çocuk almaya çalışınca ona kızıyor :) Geçenlerde Poyraz ve teyzeleriyle oyun alanına gittik 3 bayan ve bir bebek ve hepimiz tüm oyuncaklara giriyoruz oynuyoruz dedim az sonra bizi buradan atacaklar ve lütfen bir daha gelmeyin diyecekler :) hayır çocuğu da sık götürdüğüm bir mekan rezil olmak istemiyorum fakat ablamlar Poyraz'dan çok eğlendi desem yeridir. İşte çocukla çocuk olunan kareler :

4 Şubat 2011 Cuma

16 aylık olan minik sıpam

Minik sıpamın 15.ayı bitti bugün, tam 15 aydır hayatımıza renk ve anlam katan minik adamla beraber yaşıyoruz. Uzun süredir gelişimiyle ilgili bir şeyler yazmadığımı farkettim ve aslında blogu açma amacım buydu onun her anını kaydetmek tarihe not düşmek yani amacımdan biraz sapmışım. Aslında günlük hayatta bir sürü minik minik şey oluyor babası ve ben hayret ediyoruz ağzımız açık bakıyoruz, ama sonra unutuyor insan. Unutmamak için yazmak lazım daha da büyüdüğünde şimdi yaptığına hayret ettiğimiz şeyleri okuyup gülümsemek lazım. Mesela akşam salonda onu güldürmek için saçlarımı açıp önüme attım aklım sıra onu korkutuyorum normalde saçımı yüzüne değdirince gıdıklanıp çok gülüyor fakat bu sefer gülmedi elimden tutup beni kaldırdı yatak odasına götürdü allah allah ne istiyor acaba diye düşünürken saç kurutma makinesini alıp saçımı kurutmaya çalıştı :) normalde saçımı kuruturken önüme doğru atıyorum ve o da bunu görüyor nasıl bir bağlantı kurdu minik kafasında hayret ettik birden çocuğumuz “çok zeki” göründü gözümüze :)


Şu aralar Harvey Karp’ın meşhur “Mahallenin En Mutlu Yumurcağı” kitabını okuyorum ve orada 15 aylık bebeklerin iki cümleden oluşan talimatları henüz anlayamayacakları yazıyor mesela “Poyraz çadırdan topu al, basket potasına at” veya “ yerden legoyu al, kafana koy” birinciyi yapmaya çalışırken ikinciyi unuttukları ve henüz birkaç fiilden oluşan şeyleri yapmak için çok küçük olduklarını anlatıyor fakat biz bunları evde uyguluyoruz ve pek de güzel yapıyor bizim minik sıpa. Şu sıralar favori aktivitesi birşeyleri yerden alıp çöpe atmak birşeyi yere atınca Poyraz onu yerden al, mutfağa git, çöpe at diyorum gayet güzel yerine getirebiliyor bunların hepsini. (Klasik anne-baba tribine girip çocuğumun ne kadar zeki olduğunu anlatıyorum ne de olsa her anneye göre kendi çocuğu en zeki, en mükemmel, herşeyin en iyisidir :))
Akşamları babasıyla birlikte eve geliyoruz ve bizimki kapının sesini duyunca koşa koşa gelip gülerek bize sarılıyor. Bu arada kendim bu işi yapmama rağmen eve kamera sistemi kurmadım bu yüzden gündüzleri bakıcıyla hayatı nasıl geçiyor bilmiyorum (kursam paranoyak olup sürekli internetten onları izlerim gibime geliyor ve bakıcı da rahat edemez gibime geliyor bu konuda hala net karar verebilmiş değilim) ama akşam eve geldiğimizde çok mutlu olmasından sanki gündüz de hayatından memnunmuş gibi düşünesim geliyor. Mutsuz olsa anlar mıyız acaba yada bu kadar küçükken bunu davranışlarıyla belli edebilir mi merak ediyorum. Tabii bize sarıldıktan sonra ilk işi üzerimde ne varsa çıkarmaya çalışmak oluyor çıkarcı minik sıpa hemen emmek istiyor. Bazen kısa bazen uzun süren bir emzirme seansı yapıyoruz daha sonrasında da yatana kadar aklına geldikçe gelip bluzumu açıp emmek istiyor bende bunu gündüz memeyi özlemesine bağlıyorum ve itiraz etmeden emziriyorum. Fakat son zamanlarda geceleri de çok sık uyanmaya başladı. Normalde gecede 2 defa uyanıp emiyordu fakat son 10 gündür geceleri çok sık uyanıyor kalkmaya üşendiğimden emzirerek uyutuyordum fakat bazen emzirmek bile işe yaramıyor ağlayıp duruyor derdi nedir bilmiyorum bazen babası giriyor devreye kucağında uyutuyor bazen bebekliğindeki gibi (şimdi çok büyüdü :) ) fön sesiyle uyutmaya çalışıyoruz.

Bu arada 15 ay bitti ama hala aynı yatakta yatıyoruz odasına geçirmeye bir türlü cesaret edemiyorum. Aslında bencillik edip kendimi düşünüyorum çünkü gece kendi yatağımdan kalkıp onun odasına gitmeyi totom yemiyor gece uykusuz kalıp sabah işe gitmeye üşeniyorum açıkçası. Bu konuda tembellik ediyorum bilmiyorum nereye kadar gerçi şu sıralar kafamdan Nisan’da 18 ayını doldurunca memeden kesmek gibi hain planlar geçiyor. Memeden kesince odadan ayırmak da daha kolay olur belki bilmiyorum yaşayıp göreceğiz.
Poyraz’ın gereğinden fazla oyuncağı var sürekli oyuncakları ayırmayı planlıyorum ama bir türlü vakit bulamıyorum. Salonun ortasında çadır var ve içi oyuncak dolu her alınan oyuncakla çadır daha fazla doluyor zaten içinde çocuğun gireceği yer kalmadı artık fakat dikkat ediyorum kendi kendine gidip oyuncaklarla oynamıyor eğer biz yönlendirirsek kısa bir süre takılıyor fakat çabuk sıkılıp kalkıyor. Şu sıralar en favori oyuncakları sürekli yemeye çalıştığı boyalar aslında boya almak için erkenmiş ama bir kutu kuru bir kutu pastel boyası var birkaç tane de boyama kitabı onun yerine babası ve ben boyuyoruz :) fakat bizimki sürekli boyaları yemeye çalışıp bizi kızdırıyor. Çocuk üzerinde otoritemiz sıfır zaten hayır desek de bizi takmıyor ve hatta hayır ona oyun gibi geliyor ve çok gülüyor biz hayır deyip kızınca :)
Benim laptop çantam bir süredir Poyraz’ın kitap çantası oldu akşamları onu yerinden alıp salonun ortasına getiriyoruz ve içinden kitap seçiyoruz kitaplara eskisinden biraz daha fazla ilgi gösteriyor resimlere bakıyoruz minik kitapları var onları açıp sayfalarını incelemek hoşuna gidiyor artık daha minikken ben ona kitap okumaya çalışınca gelip ağzımı kapatıyordu :) şimdi daha fazla ilgileniyor sanki.

Tipik erkek çocuğu özelliği olarak elektronik aletlere acayip meraklı sürekli açmaya kapamaya kurcalamaya çalışıyor evde neyse de bir yere gidince de yapıyor aynısını henüz bir şey kırmadı ama yakındır diye düşünüyorum. Akşamları biz yemek yerken sürekli mutfaktaki çekmeceleri açıp içindekileri döküyor, yatak odasında da aynı şeyi yapmayı çok seviyor aslında bana kalırsa gündüz bakıcısı ve annem ortalık dağılmasın diye çekmeceleri karıştırmasına izin vermiyor bense izin veriyorum o yüzden bizim yanımızda keşif duygusunu geliştiriyor çocuk.
Henüz anladığımız anlamda olmasa bile öpmeyi öğrendi dudağını öpeceği yere değdirip muu gibi bir ses çıkarıyor çok tatlı :) babasını çok sık dövüyor ama sonra da öpüyor, sarılıyor kendini affettiriyor. İlginçtir beni dövmeye çalışmıyor pek en fazla saçımı çekiyor bazen de memeyi ısırıyor ama özellikle gelip vurmuyor.
Saklambaç oynamaya çalışıyoruz sık sık , gerçi tam olarak konsepti kavrayamadı henüz saklanma kısmını çözdü gidip saklanıyor ama hemen çıkıyor saklandığı yerden öyle komik ki :) saklandım bitti hopp çıkıyor hemen komik minik adam. Gündüz annemle de saklambaç oynuyorlarmış en olmadık yere de saklansam gelip buluyor diyor annem :)
Çikolatayı çok seviyor normalde vermiyoruz ama nadiren küçük bir parça verirsek bayıla bayıla yiyor, yemekleri de pek seçmeden yiyor ama süt, yumurta ve beyaz peynir kesinlikle yemiyor ağzından çıkarıyor çok üzülüyorum bu duruma inşallah büyüdükçe bunları sever.
Birlikte oturup yemek yeme moduna geçemedik henüz gerçi akşamları sürekli gelip babasının kucağında oturuyor ve eliyle bir şeyler yemeye çalışıyor yada çatal bıçakla oynuyor ama oturup bizimle yemek yemiyor. Hafta sonları önce onun kahvaltısını ettirip sonra kendimiz yiyoruz. Banyo yapmayı daha küçükken daha çok seviyordu şimdi kafasını yıkatmak istemiyor kesinlikle. Götürdüğümüz oyun yerlerinde çok severek oynuyor , çok eğleniyor o eğlenince bende mutlu oluyorum. İşte böyle geçiyor günler ve minik adam büyüyor :)

2 Şubat 2011 Çarşamba

Değişiklik iyidir


** O nasıl bakış öyle maymun? ***

Poyraz'ın bugün 15.ayı bitti bunun şerefine gelişimiyle ilgili bir yazı yazdım ama işyerindeki pc.de kaldı yarın yayınlarım artık. Blogda bir iki değişiklik yaptım mavi en sevdiğim renk olduğundan mavi bir arka plan yaptım çok da hoşuma gitti. Bu resimde ne zaman baksam çok hoşuma gidiyor baba-oğul koltuğa kıvrılmışlardı birkaç resimlerini çekeyim dedim fakat bu 15 aylık minik adamın suratındaki " öff anne ya bıktım bu fotoğraf olayından" ifadesi sanki büyük insan gibi çıkmış değil mi? baktıkça gülüyorum, çok tatlısın oğlum, seni seviyorum....

Ataşehir Çocuk Tiyatroları Festivali - Ücretsiz

Ataşehir Belediyesi yarıyıl tatilinde çocuklara karne hediyesi olarak tiyatro festivali düzenliyor.


1. Ataşehir Çocuk Tiyatroları Festivali 29 Ocak - 10 Şubat tarihleri arasında Ataşehir Zübeyde Hanım Öğretmen Evi salonlarında gerçekleştirilecek. 1. Ataşehir Çocuk Tiyatroları Festivali 6 oyuna ev sahipliği yapacak. Çocuklar oyunları 19 Ocak Çarşamba gününden itibaren Ataşehir Belediyesi Halkla İlişkiler Birimi’nden aldıkları davetiyelerle izleyebilecek. Ataşehir’deki tüm çocukların en azından bir oyunu seyredebilmeleri için bir çocuk 6 oyunun 6’sına birden giremeyecek. Çocuklar 6 oyunun içinden birini seçerek o oyunun davetiyesini alabilecek. Oyunları 3 ile 14 yaş grubundaki çocuklar izleyebilecek. Her oyunun davetiyesinde kaç yaş grubundaki çocukların izleyeceğine ilişkin bilgiler yer alacak.
Program
5Taş Çocuk Tiyatrosu “Ah Bir Büyük Olsam” 05 Şubat 2011 Saat:14.00
5Taş Çocuk Tiyatrosu “Ah Bir Büyük Olsam” 05 Şubat 2011 Saat:16.00
İstanbul Drama Tiyatrosu “Kırmızı Eldivenler” 06 Şubat 2011 Saat:14.00
İstanbul Drama Tiyatrosu “Kırmızı Eldivenler” 06 Şubat 2011 Saat:16.00
Uygur Çocuk Tiyatrosu “Bu Dünya Hepimizin” 09 Şubat 2011 Saat:14.00
Tevfik Gelenbe Tiyatrosu “Sevginin Çocukları” 10 Şubat 2011 Saat:14.00

1 Şubat 2011 Salı

Ücretsiz Çocuk Tiyatro Festivali

Çocuk Tiyatro Festivali
Yer: Türkan Saylan Kültür Merkezi
Salon:Kardelen1- Kardelen 2
Tarih: 01-11 Şubat
Tür: Ücretsiz