30 Mart 2012 Cuma

4+4+4 Sistemi , Neredesiniz Anneler?

Ülkemizde son günlerde çoğu vatandaşın haberi bile olmadan sessiz sedasız tüm çocuklarımızın geleceğini etkiyelecek olan eğitim sistemi değiştiriliyor. Biz napıyoruz sessizce oturup izliyoruz. Bekir Çoşkun bugün öyle güzel bir yazı yazmış ki, insanı düşüncelere itiyor. Hakikaten çocuğu 2 saat birine emanet etsek kılı kırk yararız ama onu senelerce gideceği eğitim sistemine emanet ederken hiçbir şeyi sorgulamıyoruz nedense. Benim bebeğim henüz küçük beni ilgilendirmez demeyin zaman çok çabuk geçiyor hepsi bir gün büyüyecek ve onlar büyürken kim bilir kaç kez daha sistem değişecek. Bu konudaki duygularımı Bekir Çoşkun kadar iyi ifade edemeyeceğim için onun yazısını paylaşmak istiyorum ...

LEYLEK GETİRDİ, İMAM GÖTÜRDÜ...
Sinemaya götürse halası, kırk soru sorarsın annesi:

"Hangi sinema?..”
“Film nasıl?..”
“Kaçta biter?..”
“Elini bırakma halası...”
Ama çocukların nasıl bir yaşama götürüldüğünü belirleyecek 4+4+4 diye kıyamet kopuyor meydanlarda...
Sormuyorsun anne...

*
Halıya düştüğünde...
Dolabın arkasına saklandığında...
Kapının önüne çıktığında diyelim...
Arkasından camdan bağırdığında kırk mahalle duyar:
“Ceeeeeemmmmm...”
İmam çocuğun yaşamını değiştiriyor... Eğitimini kendine göre yeniden düzenliyor... Sanki “gâvur” çocuğuymuş gibi, onu “dindar nesil” yapacağını söylüyor...
Hangi karanlık sokakta kaybolmak tehlikesi bekliyor çocuğu?..
Ama annesi, sessizsin...

*
Medeni dünyanın neresinde daha 5 yaşında oyunlarından koparıp annesinin elinden alsalardı çocuğunu...
Ya da dünyanın neresinde; çocuğunun 8 yıllık temel eğitimini 4 yıla indirselerdi... Cin tuzaklar kursalardı bebeğine...
Bir milyon anne meydandaydı...
Dünyanın neresinde olsaydı... Beşikler, çocuk arabaları çoktan bırakılmıştı TBMM’nin önüne...
Bebeklerine söyledikleri ninnileri söyleyeceklerdi meydanlarda...
Ve kimse durduramayacaktı anneleri...
Çünkü anne olmak öyle bir şey...
Ama anneye “4+4+4 nedir?” diye sor istersen...
Bihaber...

*
İşte...
Sadece yiğit KESK emekçileri oradaydı, alnı öpülesi...
Ve bir avuç eli öpülesi yürekli Eğitim-Sen’li öğretmen sadece...
Polisin copu, gazı, boyalı suyu, saldırısı, dayağı, tekmesi karşısında çocukların geleceğini vermek istemediler...
O kadar...
Anneler, babalar ise yoktu...
*
Dün saydım:
Çocuk, öğrenci, eğitim, anne, okul, zart, zurt ile ilgili tam 1300 dernek ve vakıf var...
Çocuk sevgisini malzeme yapmış yonta yonta gidiyorlar bir bakıma...
“Fon dağıtılacak” deselerdi, hepsini meydanda görecektiniz...
Utanmadan...
Ama bir ulusun tüm çocuklarının geleceği saptırılıyor, onlar da gözükmediler...

*
Ama anne, önce sen...
Sen neredeydin?..
Son birkaç günde neler oldu bir bilsen...

*
Çocuklar sorduğunda şöyle dersin artık:
“Leylek getirdi, imam götürdü...”

Kaynak : http://www.muhalifgazete.com/34664-Bekir-Coskun-Leylek-getirdi-imam-goturdu.htm

29 Mart 2012 Perşembe

Kültür Sanat Bülteni :)


Hep çocuklara yazacak değilim ya biraz da anne babalar için öneriler vereyim. Poyraz'dan fırsat kalırsa bizde tiyatroya, sinemaya gitmeye çalışıyoruz eşimle. 27.Mart Dünya Tiyatrolar Günüydü, ee tiyatroya gitmeden olmazdı. Dünya tiyatrolar günlerinde şehir ve devlet tiyatrolarındaki oyunlar ücretsiz oynar (en azından İstanbulda böyle) ama biz özel bir tiyatrounun oyununa gittik. Adım Tiyatro 'nun yeni sezon oyunu Kanlı Nigar'a gittik. Oyunun kadrosu oldukça başarılı Perihan Savaş, Sümer Tilmaç, Ercüment Balakoğlu, Umut Oğuz, Soner Arıca. Kanlı Nigarı seneler önce şehir tiyatrolarında da izlemiştim. Bu kadroda iyiydi fakat tuluat yapıp bunu halka sevdirmek adına devamlı siyasi veya belaltı espriler yapılmasını pek sevmiyorum. Bu oyuna bolca bu tür espriler serpiştirilmişti.
Oyunun bana kattığı en büyük artı 2 harika oyuncuyu tanımam oldu. Birinci oyunun hem yönetmeni hem başrol oyuncusu Müfit Kayacan. Adama hayran kaldım bu kadar senedir tiyatroya giderim nasıl oldu da hiç izlememişim hayret ettim. Afife Jale ödüllerinde en iyi erkek oyuncu adayıymış, bu oyundaki performansı ile bu ödülü hak ediyor bence. İkincisi genç oyuncu Umut Oğuz onun da performansı gerçekten muhteşemdi. Soner Arıca nedense çok başarılı gelmedi bana gerçi rolü gereği silik bir tipi canlandırması gerekiyordu o açıdan başarılı bile sayılabilir ama ben oyuna çok oturtamadım. Perihan Savaş her zamanki gibi müthişti, şehir tiyatrolarında da pek çok oyunda izledim kendisini gerçekten çok başarılı. Sahneye ekrandan çok daha fazla yakışan bir oyuncu bence.
Oyun gereksiz espriler dışında gayet başarılıydı , gidip görmenizi tavsiye ederim.
Oyunun Konusu: Nigar'ın bir yangında evi yanmıştır. Sermaye kızları ile kiralık ev aramaktadır. Kavuklu ona bir ev bulur. Nigar'ın eski müşterilerinden mahalli tipler eve gelmeye başlar ve ortalık karışır.
Geçen cuma Türkçe adıyla "Sığınak" filmine gittik. Filmi ilk olarak Türkiyeye getiren Ares Film'de çalışan arkadaşımdan duydum. Kendisi filme gitmemiz konusunda baya bir baskı yapınca :)) bizde gittik, çok değişik ve güzel bir filmdi. Psikolojik bir gerilim filmi.Sonunda biraz şaşırsam da filmi ilgiyle izledim. Özellikle evin küçük kızını oynayan Tova Stewartı çok beğendim, sağır ve dilsiz bir kızı gayet güzel oynamıştı. Klasik ABD gişe filmlerinden sıkılanlar için güzel bir alternatif.

Filmin Konusu:
Yönetmenliğini Jeff Nichols'ın yaptığı bu psikolojik gerilim, gerçeklik duygusunu kaybeden Curtis isimli bir aile babasının hikayesini anlatıyor. İnsanlığı yok eden bir kasırganın sürekli kabuslarına girdiği Curtis, bir zaman sonra aklını yitirmeye ve evinin bahçesine sığınak inşa etmeye başlar. Yavaş yavaş tüm hayatı gelecek olan muhtemel kasırgadan ibaret olan Curtis'in başta ailesiyle sonra da çevresiyle arası bozulmaya başlar

28 Mart 2012 Çarşamba

İyi ki Doğdunuz ...


Poyraz'ın en eski :) arkadaşlarından Defne ve Melis dün 3 yaşını bitirdiler. Birlikte oynamaya başladıklarında henüz daha miniciklerdi, kızların saçları bile uzamamıştı, Poyraz yürümeye başlayalı henüz birkaç ay olmuştu. Baksanıza daha ağzında emzik bile var Defne'nin, hepside minicik :)

Şimdi artık büyüdüler ve birlikte çok güzel oyun kurabiliyorlar.

Birlikte çizgi film seyrediyorlar...

Son 1,5 senelerinin en favori mekanı hala İkea, ne zaman gitsek bıkmadan usanmadan aynı oyuncaklarla saatlerce oynayabiliyorlar...

Oyuncaklarını paylaşıyorlar, koşturuyorlar, benim kurduğum oyunlara bile itiraz etmeden masa başında oturup yapıyorlar.

İyi ki doğdunuz Melis & Defne, anne babalarının ilk göz ağrıları, Deniz'in ablaları :), upuzunn ve sağlıklı bir ömür diliyoruz size. Ve umarım her geçen yıl bu fotoğraflara yenilerini ekler, büyümenizi birlikte izleriz...Doğumgününüz kutlu olsun...

23 Mart 2012 Cuma

Pazar Keyfi...


Bir pazar sabahı anne baba Poyraz tarafından gene sabahın köründe kaldırılır :) anne biraz daha uyuyabilmek için ne kadar pazarlık etsede fayda etmez, Poyraz inatçı ve dediği dediktir birde üstüne acıktımmmm ben diye duygu sömürüsü yapar. Henüz 2,5 yaşında olan cüce bir türk annesini nereden vuracağını çoktan öğrenmiştir acıktım deyince akan suların durduğunu bilir, bunu gece uyumamak ve sabahın köründe kalkmak için çok güzel kullanır. "Acıktım" sihirli kelimesini duyan anne yelkenleri suya indirir, yataktan kalkar. Fakat tembel annenin canı kahvaltı hazırlamak istemez :)


Hemen giyinilip mahalledeki kafeye gidilir, sabah çok erken olduğundan cafe henüz çok dolu değildir Poyraz kah etrafta koşturur, kah arabalarıyla oynar, kah gelir iki lokma yer. Anne- baba rahat rahat kahvaltı eder , sırayla Poyrazın peşinden koşar.


Allahtan oyuncaklar varda o birşeylerle oynarken ben bir yandan yemek yediriyorum yoksa çocuk sabit oturamıyor. Bakıcısı çok rahat yemek yedirdiğini söylüyor ama çocuğun nazı bize birşeyler yedirmek için bin tane takla atmak gerekiyor. Bu nedenle genelde yanımızda oyuncak çantasıyla geziyoruz ve birimiz onu meşgul ederken öteki diğer yandan birşeyler yediriyor. Biz bir tane veletle başetmek için ne stratejiler geliştiriyoruz ikiz bakanlara allah kolaylık versin :)

22 Mart 2012 Perşembe

İyi ki Doğdun Ege...


Geçen sene gelişini buradan duyurduğum Ege büyüdü de 1 yaşına girdi bile. Eminim anne babasının hayatının en zor ve en güzel yılıydı ama bir yandan da dönüp bakınca ne çabuk geçti 1 yıl demişlerdir. İlk bebek dünyaya gelince ister istemez insanın tüm hayatı değişiyor, Aslı şanslı annelerden ve doğduğundan beri Ege'nin yanında minik oğlunu büyütüyor. Uzun yıllar çalışan bizim gibi insanlar için bebekle evde olmak hem değişik hem güzel , insan günlerin nasıl hızla geçtiğini anlamıyor. Minicik şeyin yemeği, altı , uykusu, oyunu derken bir bakıyorsun akşam oluyor.

Alt resimdeki 4 kişi 11 yaşında tanıştık ve uzun yıllar yatılı okulda birlikte okuduk, mezun olduk sonra evlendik (bazılarımız :), derken çocuklarımız oldu (bazılarımızın :) insanın çocukluk arkadaşlarının çocuğu olması çok acayip bir duygu.


 Ege'yi her ne kadar çok sık göremesemde sanki kendi çocuğum gibi seviyorum. Annesiyle yaşadığımız ortak hayat, birlikte geçirdiğimiz onca sene, birlikte uyuduğumuz geceler hepsi insanın gözünün önüne geliyor bebeğine bakarken :)


İyi ki doğdun Ege bebek, senin yürüdüğünü, koştuğunu, büyüdüğünü, Poyrazla oyunlar oynadığını da hep birlikte görür ve kutlarız inşallah...

20 Mart 2012 Salı

Mekan Önerisi : Play-Inn Cafe -Kozyatağı


Kozyatağında yani benim burnumun dibinde yeni bir oyun evi - çocuk cafesi açıldığını duyar duymaz hemen mekana keşfe gittim. Nurturiadaki Anadolu yakası anneleri olarak bol bebekli grup toplantılarımız için sürekli yeni mekanlar arıyoruz zira bu kadar çok bebeyi aynı anda oyalayacak mekan bulmak oldukça güç.

Mekanda bizi ortaklardan Çağlayan Hanım karşıladı ve o gün doğumgünü telaşı olmasına rağmen bizi gezdirip bilgi verdi. Eski bankacı yeni anne olan Çağlayan Hanım kendi çocuklarıyla yaşadığı mekan sıkıntısını kendi oyun evini açarak gidermek istemiş. Çok da hoş bir mekan yaratmış ortağıyla birlikte. Çocukların oyun alanı ve cafe bölümü birbirinden bir kapıyla ayrılıyor anne babalar cafe kısmında çay kahvelerini içip sohbet ederken çocuklar içeride çocuk gelişimi mezunu oyun ablalarıyla oynuyorlar.

Büyük oyun alanı dışında 2 ayrı oda tasarlamışlar. İkisinede minik merdivenlerle çıkılıyor. Biri kaydırağın üstündeki lego odası , çocuklar merdivenden lego odasına çıkıp ister yukarıda legolarla oynuyor , isterse kaydıraktan kayıyor.

Bu da üst kata çıktığınızda sizi bekleyen odanın içi...

Diğer odayı ise daha çok 2-5 yaş grubundaki çocuklar için düşünmüşler. Masal odası, projeksiyonla masallar dinlerken çocukların dinlenmesi için düşünülmüş. Genel oyun alanında ise o gün doğumgünü olduğundan çocuklar palyaço eşliğinde eğleniyordu. Doğumgünleri içinde çok hoş bir mekan. Doğumgünü kızı Nehir için pembelerle dolu harika bir masa hazırlamışlardı.

Doğumgünü olmadığı günlerde bu kısımda çocuklar için atölyeler düzenlemeyi düşünüyorlarmış ki bence harika olur. Oyun bölümünde mini bir top havuzu, gene küçük bir tırmanma duvarı, ayrı bir bölümde yapbozlar ve kutu oyunları da çocukları bekliyor.

Cafe kısmında da herşey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş, bir kadın eli değdiği her halinden belli :) Bebekli annelerin en büyük sorunlarından olan çocuk tuvaleti ve alt değiştirme ünitesi mevcut.

Mekanda diğer cafelerden farklı olarak menü uygulaması yok çocuklar oyun alanında oynarken bizler için çay kahve sınırsız ve ayrıca açık büfe ikramlar mevcut. Çocuklar oynarken biz dilediğimiz kadar yiyip içiyoruz ve bunun karşılığında da saati 20 TL ödüyoruz, devam eden saatler için 10 TL olarak artıyor. Bunu benzer diğer oyun yerlerinde görmemiştim değişik geldi normalde gittiğimiz yerlerde çocuk oyun yerine saatlik bir ücret öderiz, kendi yediğimiz içtiğimizin parasınıda ayrıca öderiz burda değişik bir sistem olmuş. Önce oyun yerinin saati yirmi TL deyince kulağa çok gibi gelebilir ama bunun yanında istediğiniz kadar içip birşeylerde yediğinizi hesaba katarsanız aslında gayet makul bir rakam. Hazırladıkları açık büfede gayet hoştu doğrusu.

Mekan 1 Martta açılmış herşey pırıl pırıl, yepyeni, işletenler gayet güleryüzlü ve sıcakkanlı insanlar kesinlikle en kısa zamanda tekrar geleceğiz.Her ne kadar bu konuda otorite olmasamda tek eleştirim çocuk oyun alanına ayakkabıyla girilmesi oldu bunun parti nedeniyle olduğunu söylediler ama ilk günkü temizliği korumak için her daim ayakkabısız girmekte fayda var oyun alanına.
Cumartesi-Pazar sabahları brunchlar da düzenleyeceklermiş ilerde. Adres ve ulaşım bilgilerini www.play-inn.com da bulabilirsiniz. Yeni oyun evi - cafesi Anadolu yakasına hayırlı olsun, başarılar diliyorum..

19 Mart 2012 Pazartesi

4 Nesil Birarada...


Kent insanları olarak kendi hayatımızın girdabına dalıp aile büyüklerini ihmal edebiliyoruz bende geçenlerde düşündüm düşündüm ananemi en son ne zaman gördüğümü hatırlamayıp kendimden utandım. Hemen o akşam ananemi ziyarete gittik Poyrazla. Canım benim şu anda 78 yaşında allah ona uzun ömürler versin , başımızdan eksik etmesin. Ben anane dedikçe Poyraz biraz şaşırdı o da anane demeye başladı :)

16 Mart 2012 Cuma

Mekan Önerisi : Santral İstanbul, Eyüp


Santral İstanbul , Eyüp'te Bilgi Üniversitesinin kampüsü içinde harika bir müze ve sanat galerisi. Pazar günü yağmurlu bir öğleden sonramızı burada geçirdik. Önce Enerji Müzesini gezdik, Poyraz arabada uyuyup, uykusunu iyice almış olduğundan cin gibiydi ve keyfi yerindeydi. Müzeyi çok sevdi. Enerji müzesi deyince insanın gözünün önüne çok fazla şey gelmiyor ama çok hoş bölümleri var.

Silahtarağa Elektrik Santralinin 1913 ve 1921'de inşa edilen ilk makine daireleri , güçlendirilip korunarak Santral İstanbul Enerji Müzesine dönüştürülmüş.


Poyraz önce burda sıkılır belki diye düşünmüştüm ama yanılmışım çünkü elektrikle neler yapılabileceğini anlatmak için çeşitli bölümler yapmışlar ve bunların hepsinde bir takım düğmelere basıyorsun ve birşeyleri harekete geçiriyorsun bir çocuk için biçilmiş kaftan.Bizimki oynamaya doyamadı, düğmelere basmaktan bıkmadı usanmadı :))


Enerji Müzesini uzun uzun gezdik dolaştık, yorulunca oturup dinlendik ve tam o sırada içeri kaçak girmiş bir kediyle bile karşılaştık :) bizimki kediye bayıldı uzun süre kediyle köşe kapmaca bile oynadı. Kediyi uzun uzun sevdi.

Ana Galeride sürekli değişen güzel sergiler oluyor. Ahmet Gümüştekin'in Yansımalar Sergisi vardı, sergiyi Poyrazla gezdik.


Santral İstanbul tam bir kampüs gibi birçok farklı binası var. Krek değişik tarzda tiyatro oyunlarının sahnelendiği bir performans merkezi hemen karşısında Otto Santral var çok hoş bir restoran. Gene hemen karşısında Tamirane var ki burada caz eşliğinde brunchlar bile düzenleniyor. Kentli tüketicilere hitap eden güzel mekanlar oluşturmuşlar. Bilgi Üniversitesinde okuyan öğrencileri kıskandım şahsen üniversite kampüslerinin içinde böyle bir yer olduğu için çok şanslılar.

santralistanbul’da yer alan sergiler ile Enerji Müzesi, Pazartesi hariç hafta içleri saat 10.00-18.00 arası, hafta sonları ise saat 10.00-20.00 arası ziyarete açıktır. santralistanbul 1 Ocak tarihinde ve dini bayramların ilk günlerinde kapalıdır.
Santral İstanbula yetişkinler için giriş ücreti 15 TL.
Ulaşım İçin:
http://www.santralistanbul.org/pages/index/visit/tr


15 Mart 2012 Perşembe

Aile boyu etkinlik :)


Poyrazla çok değişik yerlere ve değişik etkinliklere katılıyoruz. İstanbul bu konuda çok geniş bir yelpazeye sahip birçok sanat merkezinde Aile Boyu sanat, ailece aktivite vs. gibi programlar var ve acayipde ücretleri var. Buyrun bizim eve gelin bizde hemen hemen her akşam ailece bir faaliyet söz konusu zira bizim çocuk evde olduğumuz zamanlarda ikimizide yanında istiyor. Aslında bunu şımarıklığından yapıyor ama zaten birkaç saat birlikte olabildiğimizden bizde buna müsaade ediyoruz.


Her akşam yemeğinden sonra Poyrazla ya oyun oynarız yada masa başı aktivitesi yaparız. Bunlarıda ben önceden hazırlıyorum , bir yerlerden bulup print edip akşam yemeğinden sonra çıkarıyorum ortaya. Bu sene kar kış bitmek bilmediğinden bizde kardan adam çalışması yaptık.

Beyaz kartonu akordion şeklinde katladık, üzerine babası kardan adamları çizdi ve kenarlarını kesti. Biz Poyrazla hazır şablondan şapka ve atkıları kestik. Ve ortaya kardan adam çalışması çıktı


Daha sonra kardan adamlara göz, burun, düğme vs. yapıp onları iyice süsledik. Bu yapıştırma kısmı iyi hoşda bizimki uhuyu priti falan oraya her yere sürüyor iki saat temizleme faslı oluyor oyun bitince. Son olarak da pamukları yapıştırdık kardan adamlarımızın üzerine.

Poyraz bu kardan adamları çok sevdi, gerçi o yapma sürecini seviyor, iş bitince bu seferde pamukları çıkarma, gözleri sökmeye çalışma aktivitilerine girişiyor :)) eserlerimizi kısa bir süre görebiliyoruz yani sonunda gene bozuyor çünkü kuzucuk. (bu arada evimizin topluluğuna dikkatinizi çekmek isterim :))
Sizde kardan adam yapmak isterseniz aşağıdaki linkten dosyayı indirebilirsiniz.
http://www.biruya.com/aktiviteler/499-el-becerisi-ve-renk-ayrm-calmas.html

14 Mart 2012 Çarşamba

Davulumdan Masallar & Pupa Sanat...


Davulumdan Masallar ve yaratıcısı Serkan Kırmızı'yı daha önce çok duymuştum fakat bu güzel etkinliğe daha önce katılmamıştık. Serkan Pupa Sanat'ta her pazar çok güzel masallar yazıyor çocuklarla birlikte. Etkinlik pazar günü olduğundan biz anne/babalarda katıldık ve çocuklarla birlikte masalların içine dahil olduk.

Serkan önce kendisi müzik aletlerini çalarak masalı anlatmaya başladı, daha önceden çalışmaya katılmış olan ve hatta ilk kez gelenlerin çoğuda Serkan'ı güzel güzel dinlerken benim oğlum müzik aletini (adını da bilmiyorum bu tahta aletin fakat bayıldım çok güzel birşey) çalacağım diye tutturdu, uzun bir süre ona kendi sırası gelince çalabileceğini anlatmaya çalıştım ama pek başarılı olduğum söylenemez.

Tüm anne / babalarda çalışmaya katıldılar ve gayet keyifli bir Pazar sabahı geçirmiş olduk. Çok değişik ve güzel bir çalışma. Fotoğraflara bakıp aldanmayın müzik dersi değil kesinlikle, Serkan'ın kendi yarattığı bir atölye ve bizimkilerin yaş grubu için çok hoş gerçekten. Birlikte birşeyler yapmayı öğrenmeleri adına güzel bir deneyim.

Pupa Sanat'a ilk defa geldik çok hoş bir ortam, herkes ayakkabılarını kapının önünde çıkarıyor bir nevi ev gibi. Köşede çocuklar için çok güzel bir oyun alanı yaratmış Aslı Hanım ki benim oğlum çalışmadan çok o alanda oynamayı tercih etti.

Biraz çalışmaya katıldık, biraz oyun yerinde oynadık, bir süre burdan gidelim diye tutturup kapıda dikildi, bir ara baktım mutfak kısmına geçmiş orada bir bisiklet bulmuş onu çıkarmaya çalışıyor. Kısaca etrafta dört döndü Poyraz tam olarak çalışmaya konsantre oldu diyemem ama bunun için zaten süre gerekiyor , ortama alışması lazım vs. en azından 3-4 kez daha gelmemiz lazım bizimkinin ortama adapte olması için. Son anlarda genede aletlerin cazibesine kapılıp biraz daha katılımcı oldu.

Çalışma 1,5 saate yakın sürdü ve çocukların çoğu çok zevk aldı hatta anne/babalarda memnundu halinden gözlemlediğim kadarıyla. Ben kah Poyrazın peşinden koştum kah fotoğraf çektim :) Ders bitince Serkan'a hepimiz teşekkür edip , hatıra fotoğrafı çektirdik, tekrar görüşmek üzere Serkan ve Pupa Sanat...