28 Eylül 2012 Cuma

Mekan Önerisi : BELGRAD ORMANI

 
Belgrad Ormanına en son ortaokuldayken pikniğe gitmiştim fakat büyüdükten sonra hiç gitmedim. Ve gittikten sonrada doğma büyüme İstanbul’lu biri olarak böylesine güzel bir ormana daha önce gitmediğim için epey hayıflandım. Anadolu yakasında oturuyorum ve nedense Belgrad Ormanı bana hep çok uzakmış gibi gelirdi oysa bir cumartesi sabahı erken saatte yola çıkınca yarım saat bile sürmedi ormana ulaşmamız. Sabah kahvaltısı için ormanın içinde Fatih Çeşmesi diye bir yere gittik.
Burası tahta masa sandalyeleri olan güzel bir mekan. Açık büfe kahvaltısı güzeldi, çeşidi bol ve lezzetler yerindeydi.  Burada aynı zamanda mangalda yapılıyormuş yani yemeğe de gelinebilir. Fakat biz yemek için piknik yapmayı düşündüğümüzden sadece kahvaltımızı edip Fatih Çeşmesinden ayrıldık.
Orman oldukça büyük bir alana yayılı ve biz çok kısıtlı bir kısmını gördük diyebilirim ve bu kadarını bile ben çok beğendim. Ormana Neşet Suyu mesire alanı denen kısımdan giriş yaptık burada malzemelerini yanında getirmeyenler için kafe ve restoranlar mevcut hatta mekanlardan birisi akşamki  düğün için pembeyle süsleniyordu , kırk yıl düşünsem Belgrad ormanında evlenmek aklıma gelmezdi J Kafelerde oturmak istemiyorsanız daha içerilere gidip piknik alanında bir yer belirleyebilirsiniz , biz öyle yaptık. Aman orası hafta sonu çok kalabalık olur diyenleri iyi ki dinlememişiz zira hiç kalabalık değildi hatta tenhaydı bile diyebilirim. Belki Pazar günleri dolu oluyordur gerçekten ama Cumartesi böyle bir sıkıntı yoktu.  Piknik alanlarında da tahta masa-sandalyeler mevcut, biz yemeğimizi burada yedik. Yere bir örtü serdik, çocuklar yerde bol bol oynadı.
 
Ayrıca ormanın içinde park bile var bizimkiler orda da bol bol oynadı, gözümüzün önünde park oluşu işimize yaradı, arada bir nefes alabildik.
Ormanda tek şaşırdığım şey atlar ve develer oldu. Bunları kiralıyorlar iyi güzel ama alıp binen insanlar yanımızdan, sağımızdan solumuzdan hızlı bir şekilde geçebiliyor, çocukların bol olduğu bir yerde bu benim biraz garibime gitti. Atların yaydığı kokuyu saymıyorum bile. Çocuklar  önce korktular ama sonra yanlarına yaklaştılar hayvanların.
 
İkizler tam teçhizatlı geldiklerinden minik Deniz için ayrı hamak, büyükler için ayrı hamak, sandalyeler vs. her şey hazırdı biz yanlarına vardığımızda. Biz genelde oturup muhabbet edip tıkındık ama aslında ormanda çocuklarla çok güzel yürüyüşlerde yapılabilir. Bu sonbaharda tekrar ormana gitmeye niyetliyim bu sefer keşif için..

25 Eylül 2012 Salı

Kışlık hazırlıklarımız..

Çocukluğumdan aklımda kalan en güzel anılardan biri annemin çilek reçeli yaptığı günler ve bütün evi kaplayan çilek kokusuydu. Hatta Poyraz daha minicik bir bebekken bir yazımda umarım bende oğluma böyle bir gün yaşatabilirim demiştim ve o gün gelip çattı. Hayatımda bir ilke daha imza atıp reçel yaptım, hemde çilek reçeli :)
 
Önce oğlumla birlikte pazara gidip malzemeleri aldık. 2 kilo çilek aldım, başka bir tezgaha bakıyorum bir baktım Poyraz pazar arabasının en üstünde duran poşetten çilek alıp yiyor :) Çileği çok sever zaten gittik 1 kiloda ona yesin diye aldık. Sonra ona çileklerden reçel yapacağımı anlattım , iyi fikir olur anne dedi :) Önce çilekleri yıkadım, ayıkladım, doğradım ve  2 kg. çilek için tencereye 2 kg. şeker koyup bir gece hatta 2 gün bu şekilde beklettim. Ertesi gece reçeli kaynattım, devamlı üzerinde biriken köpükleri aldım. Valla internet sağolsun birşeyi ilk defa yapıyor olsa bile baka baka becerebiliyor insan. Son olarak altını kapatmadan limon tuzu ekledim, iyice kaynattım 1 saatten fazla kaynamıştır. Sıcakken kavanozlara doldurdum fakat kapaklarını kapatmak için soğumasını bekledim.  Piştikten sonra Poyraza tattırdım biraz ve çok düzel olmuş dedi :)

 
Hazır kendimi kaptırmışken birde değişik bir reçel yapayım dedim. Poyraz şeftaliyi çok sevdiğinden şeftali & böğürtlen reçeli yapmaya karar verdim. Malzemelerimizi aldıktan sonra bunuda aynı mantıkla yaptım. Okuduğum orjinal tarifte değişik adımlarda vardı ama onları yapmaya üşendim :p meyveleri yıkayıp, doğradım, 1 gece şekerde beklettim ve ertesi gece kendi sularında kaynattım.

Böylece reçel yapmanın hiç de zor olmadığını yaşayarak öğrenmiş oldum. Anne olmak böyle bişeymiş demek onuda gördüm :) İşte eserlerimizin son halleri..

Kışlık domates ve reçellerden sonra hızımı alamayıp birde turşu yapma işine soyundum. Hayır normalde mutfakta pek becerikli bir insan değilimdir benim neyime yani turşu falan :p ama azmedince hepsi oluyor sanırım yavaş yavaş. Poyraz salatalık turşusunu çok seviyor , dönercilerde filan gelir ya tabakla bize bırakmaz hepsini yer. Bende dur bakalım bir deneyeyim deyip malzemeleri aldım. Aslında kaya tuzuyla kendim yapacaktım ama baktım Dr.Oetker'in turşukur diye bir ürünü var onunla yapmanın benim gibi bir acemi için daha mantıklı olacağına karar verdim. Turşunun esas meselesi malzemeleri kavanoza mümkün olduğunca sık dizmekmiş. Turşukur ve sirkeyle suyu hazırladım, kavanozlara kornişon ve minik biberleri yerleştirdim, üzerine suyunu döktüm, birkaç nohut ve sarımsak koyup kavanozları kapattık. Kavanozları henüz açmadığım için başarılı oldum mu  bilemiyorum ama görüntüsü hoş ve yaparken keyif aldım, buda benim için şimdilik yeter, üstüne tadıda güzel olmuşsa yemede yanında yat olacak.
 
Kışlık hazırlıklarına yeni şeyler öğrenirsem devam etmeyi düşünüyorum, iyice zevk aldım bu işten artık kimse beni durduramaz :p oğlumda sağlıklı ve doğal şeyler yesin bütün kış dimi :)

24 Eylül 2012 Pazartesi

3.yıl & 400.yazı..


Blogum 3 yaşına girdi :) Hamileliğimin 37.haftasının sonunda açmıştım ve ondan 2 hafta sonrada Poyraz dünyaya gelmişti bundan 2 hafta sonrada oğlum 3 yaşına girecek. Dile kolay 3 yıl geçmiş ve bu da 400. yazım. Oğlumun ilkleri, anne baba olarak ilklerimiz, çocuklu hayat nasıl, çocuklar için aktiviteler, etkinlikler, arkadaşları, gezmelerimiz, tiyatrolar, kitaplar, gittiğimiz yerler, kısaca hayatımızı yazdım. Oğlum için bir anı olsun diye başladığım blog giderek başka bir boyut kazandı, devamlı "çocuğumuzla nereye gidelim, neler yapalım" mailleri almaya başladım. Bunun üzerine gene bir Eylül gününde buradan bağımsız olarak sadece çocuklarla gidilecek yerler, gezi önerilerini içerecek yeni bir blog açtım. Sizde haftasonu çocuğumla nereye gitsem diye düşünürseniz göz atabilirsiniz. http://cocuklugeziler.blogspot.com.

Poyrazligunler , Poyraz gibi benim ilk göz ağrım olduğundan hayatına aynen devam edecek. Poyraz iyice büyüyüp "yeter anne özel hayatımı herkese deşifre etme" diyene kadar yazmayı düşünüyorum :) Şu günlerde bir bebeğin çocukluğa geçiş dönemini yaşıyoruz, artık kendi kararları olan, bunları dile getiren, maalesef çok inatçı bir oğlumuz var. Dediğini yaptırana kadar vazgeçmeyen tiplerden çok da kızamıyorum çocuğa zira bende biraz öyleyimdir. Artık bebeklikten çıktı çıkıyor, birey olma yolunda ilerliyor. Masada kendi yeri, kendi tabağı, bardağı var, tuvaletini söylüyor ve en önemlisi kendi yatağında yatıyor. Tuvalet eğitiminin bizim için en önemli artılarından biri yatağını ayırmamız oldu, bana kalsa çocuğu 7 yaşına kadar koynumda yatıracaktım ama uzmanlar bu kadar ay birlikte yatmanın doğru olmadığını söylüyor , zor da olsa (benim için) ayırdık kuzuyu, kendi odasında yatağında yatıyor. Böyle olunca iyice bağımsız bir birey gibi olmaya başladı evin içinde. Kelime hazinesi çok geniş bir çocuk oldu, bıcır bıcır konuşuyor, çok acayip cümleler kuruyor , bağlaçları bile doğru yerlerde kullanıyor :) Bunun yanısıra biraz kekeliyor bu da  bizi üzüyor, uzman desteği alıyoruz ve geçmesini dört gözle bekliyoruz. Oldukça hareketli bir çocuk, yerinde duramıyor. En sevdiği yer tabii ki park :) oyuncaklar yerine bizimle oynamayı tercih ediyor. Çok fazla arkadaşı olmasına ve onlarla sık sık görüşmesine rağmen çocuklarla yalnız oynamıyor yanında illa benimde olmamı istiyor. "3 yaş kreşe başlama yaşıdır" toplumsal baskısına inat bu yıl kreşe vermedim. Biraz daha evin konforunda çocukluğunu yaşamasını istiyorum. Sabahın 7sinde uyanıp hazırlanıp bir yerlere gitme kısır döngüsüne girmek için henüz çok küçük olduğunu düşünüyorum, resmen kıyamıyorum. Bir süre daha bakıcıyla evde olmasını, istediği saatte kalkmasını, istediği zaman parka gitmesini, canının istediği oyuncaklarla oynamasını istiyorum. Poyraligünleri biz çok sevdik, iyi ki var birtanemiz. Blog yazmayı da çok sevdim, blog sayesinde onlarca güzel anneyle tanıştım, çok güzel mailler alıyorum, yazdıklarım birilerinin işine yarıyorsa ne mutlu bana. Poyraz'la birlikte bizde büyüyoruz, öğreniyoruz, öğrendiklerimi paylaşmaya devam edeceğim..Okuyan herkese sevgiler...

20 Eylül 2012 Perşembe

Mini mini birler..

Bu sene aynen şiirdeki gibi mini mini bebeler okula başladı. Her ne kadar okula giden çocuğum olmasada bir anne olarak eğitim sisteminin geldiği noktadan endişeliyim. Gelişmeleri takip ediyorum özellikle sosyal medyada ebeveynler uzun süredir 4+4+4 sisteminin bu kadar hızlı bir şekilde uygulamaya konmasına tepkilerini dile getiriyorlar. Çok sayıda veli 66 aylık çocukları için Başbakan'a inat rapor almış fakat bunun yanı sıra çok sayıda velide minik çocuklarını okula başlattı. Bu çocuklar maalesefki bu yeni sistemini ilk kobayları olacaklar umarım onlar için herşey çok güzel olur. Pazar günü çok sevdiğim yazarlardan Kanat Atkaya öyle güzel bir yazı kaleme almış ki sadece eğitim sistemini değil ülkenin içinde bulunduğu durumu gayet güzel özetlemiş. Kaçıranlar olduysa mutlaka okumanızı öneririm. Güzel ülkemde okul hayatına ve gerçek hayata yenik başlayacaklar için herşeyin daha iyi olacağı günlerin gelmesini diliyorum.

Yenik Başlayacaklar için..

Bak Ufaklık, yarın okul zamanı.
Eğer annen baban Türkiye'de zenginlik bakımından ilk 20'ye girmiyorsa, şimdiden geçmiş olsun.
Hayata yenik başlayanlar ve yenik noktalayacaklar ordusunun bir neferisin demektir.
Acı konuşacağım, şimdiden özür dilerim minik kalbini kıracağım için..
Ama bunları bilmen gerekiyor..

Yazının devamı için
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/21476826.asp

14 Eylül 2012 Cuma

Caddebostan Çocuk Şenliği


Birkaç hafta boyunca facebook'ta Caddebostan Çocuk Şenliğinin daveti geliyordu. Caddebostan zaten çok sık gittiğimiz bir yer olduğundan gidip bir neler var diye bakalım dedik. Afişlerinde Dalyan Park diye yazdığından sahile Fenerbahçe istimaketinden girdik ama meğer şenlik Migros'un ordaymış. Yanlış bilgi nedeniyle pazar sabahı yürüyüş yapmış oldum. Poyraz ve babası arabayla şenlik alanına geldiler. Çimlerde bir sürü çocuk ve onlara oyun oynatan çok tatlı animatörler vardı. Poyraz bu tür grup oyunları için henüz küçük diyordum ki oğlum beni yanılttı ve oyunlara abla ve abilerin yardımıyla katıldı :)

Çocuklar için güzel oyunlar düşünmüşlerdi. Bizimki takım oyunlarına bile katıldı kendi çapında, topaç çevirdi. Daha sonra aileleri de işin içine kattılar , anne babalar olarak bizimde oynamamıza izin verdiler :)

Oyun alanı kenarında birçok anaokulu, oyuncak firması, aktivite merkezi gibi firmalar standlar kurmuşlardı ve oralarda da çocuklar için çeşitli etkinlikler vardı. Poyraz ve Ada standları tek tek gezip hoşlarına giden yerlerde etkinliklere katıldılar.

Standlardan birinde yüz boyama yapılıyordu ve oğlum kedi oldu. Eskiden olsa asla sabit oturup bekleyemezdi yavaş yavaş büyüyor galiba bu velet :p

Sütaşın standında inek maskotu vardı , bizimki ilginç bir şekilde hayvan maskotlarını çok seviyor. İneğin peşinden koşup durdu uzun süre, bakıp bakıp gülüyor, kuyruğunu çekiyor. Baya bir eğlendiler inekle.
Şenlikteki bana göre en ilginç stand Da Vinci Learning'e aitti. 15.Eylül'de ilk dergileri çıkacakmış alıp inceleyeceğim çok güzel deneyler yaptılar ve çocukların hepsi ilgiyle izledi. Bizimkide dikkatle izledi, birşeyler patlattılar vs. ama hep çocukların anlayacağı şekilde açıklamalar yaparak yaptılar herşeyi, benim bile hoşuma gitti.Deneylerin bazılarına çocuklarıda kattılar.
1 saat bakıp çıkarız dediğimi şenlikte 3 saate yakın vakit geçirdik. Çocukların ikiside ortamı sevdi, oyunları sevdi, şenlikten sonra onları Kalamış parkına götürdük, bütün gün çocuklar gibi şendiler anlayacağınız :)

13 Eylül 2012 Perşembe

Çeşme'nin Lezzetleri


Çeşme'yi eşimde bende çook severiz. Poyraz'dan önce tatilde nereye gidersek gidelim tatilimizin son 3-4 gününde bile olsa Çeşme'ye gitmeyi alışkanlık haline getirmiştik. Hamile kaldığımdan beri Marmara bölgesini terkedemedik ama bu sene şeytanın bacağını kırıp arabada hiç durmayan Poyraz'a rağmen Çeşme'ye gidicez dedik. Aslında tatilimizi Bodrum'da yaptık ama dayanamayıp ordan Çeşme'ye geçtik ve bayramı Çeşme'de geçirdik. Bu da Poyraz'la ilk Çeşme tatilimiz olarak kayıtlara geçsin zira önümüzdeki yıllarda daha çok geliriz çünkü Çeşme'nin denizi tam çocuklara göre biraz soğuk ama hem kum hem sığ çocuklar için çok ideal. Çeşme'nin plajları ve gezilecek yerleri için ayrı bir yazı yazacağım fakat bu tatilde kendimi gurme gibi hissettiğimden gittiğimiz yerlerin güzel lezzetleri için ayrı yazılar yazmak istedim. Hem önümüzdeki yıllar için bize bilgiler kalsın hemde okuyup yararlananlar olabilir diye düşündüm.
 
"Topçu'da çöpşiş yemeden dönen Çeşme'ye gitmiş sayılmaz" bunu ben demiyorum, Hürriyet'teki yazısında Onur Baştürk demiş :) Bizde öyle demişse vardır bir bildiği deyip Topçu'ya gittik, Çeşme merkezde değil Ilıca yolu üzerinde. İyikide gitmişiz gerçekten çöpşişin hakkını vermişler, çok ama çok lezzetliydi. Hayatında köfte dışında kırmızı et yememiş olan oğlum bile kuzu şişleri kendi elleriyle yedi.
 
Ben yemez diye düşünüyordum ama sanırım minik çöp şişlerde oluşu ilgisini çekti ve bir güzel indirdi mideye. Çöpşiş dışında salatasıda bir harikaydı. Bol çeşit meze ve tatlı mevcut ayrıca yemekten sonra çok güzel meyve tabağı ikram ediyorlar. 2 kişi (hatta 2,5 kişi :) ortalama 70-100 tl arasına çok güzel bir akşam yemeği yiyebilirsiniz. Biz ailecek çok beğendik hem mekanı hem çöpşişleri.

Çeşme'nin ve hatta İzmir'in en meşhur yiyeceklerinden biride Kumru. Aslında özünde sandviç :p içine bilumum salam, sucuk, kaşar, domates vs. dolduruyorlar ve sonuçta ortaya lezzetli bir sandviç çıkmış oluyor. İsmide ekmeğinin tipinden dolayı kumru sanırım :) Çeşme'nin en meşhur kumrucusu birkaç şubesi bulunan Kumrucu Şevki. Biz Ilıca'da kumru yedik , Poyraz hem kumruyu hem yanındaki turşuyu afiyetle yedi :)
 
Çeşme'nin bir diğer meşhur lezzeti de sakızlı tatları. Sakızlı dondurma, sakızlı kurabiye, sakızlı muhallebi. Hemen karşı tarafta yer alan Sakız adasından gelen sakızları nerdeyse herşeyde kullanmış Çeşme'liler. Yani Sakız adasına gitsek bu kadar sakızlı şey varmıdır diye merak ettim. Çeşme'nin en meşhur ve eski dondurmacısı hemen merkezdeki caddede yer alan Rumeli dondurmacısı. Burada sakızlı dondurma yemenizi tavsiye ederim. Bir diğer meşhur dondurmacıda Veli Usta ikisinde de sakızlı dondurma yedim ve Rumeli'ninkini kesinlikle daha başarılı.
 
Oğlumda benimle aynı fikirde olacak ki her geçişimizde dondurma yedik burda. Ayrıca çok güzel ev yapımı reçeller satılıyor içerde. Eğer şansınıza boş yer bulursanız oturup bir porsiyon sakızlı muhallebi yemeyide ihmal etmeyin.

 
Sakızlı dondurmadan sonra en meşhur lezzette sakızlı kurabiyeler. Biz hem sabah kahvaltısı olarak erkenden alıp bir güzel yedik hemde plaja giderken yanımıza aldık. Bizim oğlan un kurabiyesini çok sever, sakızlı bademli kurabiyelerede bayıldı. Kendisi seçip paketletti.

Sadece Çeşme'ye değil genel olarak İzmir'e özgü bir lezzette Boyoz. Bir sabah kahvaltıda kocaya tutturdum hadi git fırından boyoz al diye çünkü itiraf ediyorum boyozu simit sanıyordum arkadaş ama değilmiş. Boyoz talaş böreğine benzeyen milföy hamurundan yapılan açma benzeri bir şeymiş. Bana çok yağlı geldi sonradan öğrendimki yağsızlarıda varmış o da bir dahaki İzmir gezimize artık :)

 

12 Eylül 2012 Çarşamba

Aktivite Önerisi : Taş Boyama

Poyraz'la uzun zamandır boyama yapıyoruz, evde boyamadığımız şey kalmadı ama daha önce hiç taş boyamamıştık. Türkiye'nin en güzel plajlarından birinde Bozcaada Ayazma Plajında tatil yaparken baktık etraf boyamaya müsait güzel taşlarla dolu. Poyraz'a hadi istediğin kadar taş topla sonra onları İstanbul'a eve götürüp boyayalım dedik, bu iş çok hoşuna gitti. Uzun süre taş topladı, bir tanesini alıyor beğenmiyor "yok bu olmaz" diyor atıyor başka arıyor :)
Sonunda 1 kova taşı toplayıp bagaja yerleştirdik ve İstanbul'a gidince boyayacağımızı söyledik. Her güzel şey gibi tatilimiz bitip eve döndüğümüzde taşları odasına koyduk .Bir akşam çıkardık taşları ve boyaları ortaya ve başladık boyamaya.

Oğlum pembe ve kırmızı renklerine takmış durumda ne boyarsa boyasın ya pembe ya kırmızı. Aldı bütün taşları tek renge boyuyor devamlı kırmızı yapıyor taşları, dur bu kurusun deyip yeni bir taş alıyor onu da kırmızı boyuyor :)

Bende el becerileri sıfırdır, oyun hamurundan çicek bile zar zor yapıyorum düşünün :p çöp adam zor çizerim yani kabiliyet yok ama genede bişeyler yapmaya çalıştım, önemli olan çaba dimi ama :) en basitinden çicek, kalp filan yaptım kendi taşlarıma.

Poyraz resim konusundaki yeteneğini babasından alır umarım. Babası ve dedesi çok güzel resim yaparlar, keşke zamanında bu konuda eğitim alsalarmış diyecek kadar iyidir çizimleri. Babada olaya dahil olup bir taşın üzerine tablo yapmaya çalıştı , yer dar olmasa daha çizecekti yani :p

Sonuçta çok güzel rengarenk taşlarımız oldu, Poyraz'da bizde çok eğlendik. Baktıkca Bozcaada'yı ve buz gibi ama tertemiz suyuyla Ayazma Plajını hatırlamak üzere salonun baş köşesine koyduk taşlarımızı.

11 Eylül 2012 Salı

http://cocuklugeziler.blogspot.com


Poyraz'dan öncede gezmeyi çok seven bir insandım bu Poyraz'dan sonrada değişmedi. Bu blogda Poyraz'la gittiğimiz her yeri yazmaya çalışıyorum. Artık 3 yaşına geliyor resmen büyüdü ve her yere gidiyoruz birlikte. Bebekken zaman zaman arıza çıkarabiliyordu, ağlayıp huysuzluk edebiliyordu ama artık daha bilinçli keyifle gezebiliyoruz. Geçen Cumartesi Beylerbeyi sarayını rehberli turla elele gezdik , hiç sorun çıkarmadı ve artık büyüdüğüne iyice ikna oldum :)
İnsanlar bebeği olunca gezmekten bir süreliğinede olsa çekinebiliyor bebek rahat eder mi, ben rahat eder miyim diye düşünüyorlar. Benim arkadaşlarımdan bana sık sık bebekle, çocukla nereye gitsek, ne yapsak soruları gelir oldu. Bunun üzerine yeni bir blog açmaya karar verdim. Yeni blogda sadece gezilecek yerler, mekanlar, rota fikirleri olacak. İlham almanız ve bol bol gezmeniz dileğiyle hepinizi bekleriz :)
http://cocuklugeziler.blogspot.com

7 Eylül 2012 Cuma

Annenin ilki ; Kışlık Domates :)


Bu bloga Poyraz'ın yaptığı yada Poyraz'la yaptığımız yüzlerce "ilk" yazdım, bu seferde bir annenin ilki yazacağım bu da gene Poyraz'la ilgili olduğu için. Poyraz domatesi çok seviyor , yaz kış alıyoruz ama kışın olan domatesler malum ne lezzeti var ne güvenilir. Annem ve birçok arkadaşım senelerdir kışlık konserve domates hazırlarlar ben kendimi hiç bir zaman tam teşekküllü bir ev hanımı gibi hissetmediğimden hiç böyle bir işe kalkışmamıştım bugüne kadar. Bu yıl tatil dönüşü Çanakkale'den geçerken dedim benim neyim eksik bende yapıcam kışlık domates :p. Sırf çocuk domates seviyor diye otobandan çıkıp Çanakkale'nin içine girdik ama o da ne bu domatesiyle ünlü şehirde domates bulamadık arkadaş :S ara tara hiç bir yerde domates yok neyse vazgeçtik yola koyulduk, yolda Çardak'dan geçerken domatesin asıl yeri burasıymış diye duyduğumuzdan orayada saptık ve nihayet domateslerimize kavuştuk :)

Bu işlemi çok çeşitli yöntemlerle yapanlar var ben arkadaşlarımdan aldığım tarifle domatesleri soydum, kimisi soymak çok saçma ve vakit kaybı diyor ama bana soymak mantıklı geldi. Soyduktan sonra domatesleri küp küp doğradım, bu işlem çok uzun vaktimi alır sanmıştım ama yok yav o kadar da zor değilmiş :)

45 dakikada 5 kg. domates soyulmuş, doğranmış ve kaynamaya hazır hale gelmişti.


Daha sonra domatesleri biraz zeytinyağı ve tuz ekleyerek yaklaşık 1 saat kaynattım.

Bu işlem için yeni kavanoz almıştım gündüz, zira kapakların yeni olması gerekiyormuş. Domatesleri sıcakken kavanozlamak ve ağızlarını sıkıca kapatmak gerekiyor. Daha sonra kavanozları ters çevirip sabaha kadar bekletiyoruz. Sabah kalktığımızda kapaklarda içe göçme vs. yoksa konservemiz tutmuş demektir :) 10 kg. domatesten 6 kavanoz çıktı bize baya yeter. Zaten annemde her sene yapıp bize gönderiyor. Kışlık domates stoğumuz hazır yani. Şimdi bu böyle kolaymış falan deyip gazı aldım biraz daha kışlık hazırlık yaparım artık , tutmayın beni :)

6 Eylül 2012 Perşembe

Gezi Önerisi : MUDURNU


Mudurnu Bolu iline bağlı şirin bir ilçe. Abant gezimizde, gölü gezdikten sonra kısa bir yolculukla bu Mudurnu'ya geldik. Oğlum araba yolculuğu sırasında uyuduğundan o babasıyla arabada uyurken ben bu şirin ilçenin sokaklarını arşınlayıp bol bol fotoğraf çektim. Mudurnu konaklarıyla meşhur, çok güzel konakları var gerçektende. Mudurnu tavuklarıyla meşhur ve ilçeye girişte sizi kocaman bir tavuk heykeli karşılıyor.(Söylentiye göre dünyanın en büyük tavuk heykeliymiş) Sokakları gezerken eski ve yeni binalar yan yana, konakların çoğu sanırım restore edilmiş. Birçoğu dışarıdan çok bakımlı duruyor. Bunların bir kısmı otel, pansiyon veya restoran olarak hizmet veriyor.

Abant'tan Mudurnuya yaklaşık 15-20 dakikada ulaştık, Abanta kadar gelecek olanlar burayada birkaç saatini ayırabilir. Konaklarda bir öğle yemeği yemekde güzel bir fikir olabilir. Mudurnu sırtını yüksek kayalara dayamış, baya bir tırmandım yukarılara ve sokaklarını gezdim.

Mudurnu'ya bizim gibi haftasonu geldiyseniz şanslısınız zira pazarı Cumartesi günleri kuruluyor. Çevre köylerden gelen teyzeler taze ve doğal ürünlerini satıyorlar pazarda. Bende pazarda kısa bir tur atıp hem yerel ürünlerden hem taze meyve aldım.


Merkezde yer alan Yıldırım Beyazıd Hamamı 2007 yılında restore edilip hizmete açılmış, kubbeleriyle çok hoş görünen bir hamam. Hayatında hiç hamama gitmemiş bir insan olarak dışardan bana çok cazip göründü.

Mudurnu'nun en meşhur konaklarından biri Hacı Şakir Konağı, daha önce gezi programlarında da rastlamıştım buraya. Otel ve restoran olarak hizmet veriyor, içini gezmedim ama dışardan bile oldukça güzel görünüyordu. Daha bol vakti olanlar burada yemek yiyebilir, eminim içide çok hoştur.
http://www.mudurnu.com.tr/haci-sakirler-konagi , iletişim bilgilerini buradan alabilirsiniz.


Mudurnuda birde çok güzel bakırcılar çarşısı varmış, benim oğlan arabada uyuyor olduğundan ben çok uzun süre kalıp heryerini gezemedim ama gidecek olanlar bakırcılar çarşısınıda gezip hediyelik birşeyler alabilir. Bölgeye gelirsem tekrar gezeceğim bu şirin kentten meşhur Mudurnu Saray Helvası alarak ayrıldım.
Gezi tarihi : 9.Haziran.2012